Bu Kesinlikle Tesadüf Değildi

Eskiden, tam da böyle bir hikâye yaşanmıştı.

Leyla, disko yolunda sanki kanatlanmış gibi yürüyordu. Kısa kot etek, daracık gümüş rengi tayt, bembeyaz spor temel ayakkabılar, ünlü bir manken resmi olan crop ve kalın bir lastikle toplanmış yüksek at kuyruğu. Dudaklarında pembemsi bir ruj, gözlerinde rengarenk far. Gerçek bir yıldızdı.

Herkes Leyla’nın bir mucize olduğunu söylerdi. O da bunun farkındaydı. Mahallenin gururu. İstanbul’daki üniversiteye tek başına girmişti. Kimsenin torpili, desteği olmadan.

Hatırladı mı şimdi Zeynep Hanım’ın homurdanmalarını?

—Senin, Demir, üniversiteye gitmen kuru bir ayvayı ağaca çevirmek gibi! En fazla lise, o da üçkağıtçı üvey baban bir yol bulursa. Yoksa seni bekleyen tek iş sokak süpürgeciliği!

Ah evet, doğru. Üvey baba. Gerçek babası çoktan ufukları terk etmişti. Üvey babasına gelince… “böyle bir beceriksiz” için kılını bile kıpırdatmazdı.

Zeynep Hanım, kızın ağlayacağını ummuştu. Ama Leyla ayağa kalktı, gözlerinin içine baktı ve sakin, hatta meydan okuyan bir sesle:

—Göreceğiz, kim kim olacak!

Zeynep Hanım gözlerini kısıp sınavda ona tatlı bir intikam sözü verdi. Ama Leyla sınavı geçti. Ve üniversiteyi kazandı. Tek başına. Kimsenin “yukarıdan müdahalesi” olmadan. İşte böyle.

—Kızım, temiz ve büyük bir aşk ister misin?

—Seninle mi? Çelik, aklını mı kaybettin?

—Leylacığı, yok be. Hayat nasıl gidiyor?

—Her şey mükemmel.

—Vücudun, mmm…

—Kendine böyle bir şey mi istiyorsun?

—İstiyorum.

—Gel, seni de giydiririm, benden aşağı kalmazsın.

—Ah, ne kadar acımasısın, Demir. Belki de seni seviyorum ben.

—Defol buradan, şeytan! Büyükannem bana kavak ağacından bir haç verdi, hem senin gibi türeden yaratıklardan korumak için hem de kabuslardan!

—Bu kadar da değil ya…

—İşte bu kadar. Her ihtimale karşı.

Akşamın serinliğinde yürüyor, şakalaşıyorlardı. Gençtiler. Özgürdüler. Yenilmez gibiydiler.

—Bak, pazartesi okula gidelim mi? diye teklif etti Çelik.

—Aklını mı kaçırdın? Neden?

—Düşünsene, Zeynep Hanım’ın senin üniversiteyi kendi başına kazandığını duyunca yüzünün aldığı şekli!

Leyla gülümsedi.

—Umurumda değil. Ya sen?

—Yaz boyu takılırım, sonra askere giderim. Beni bekler misin?

—Tabii. Banka oturur, başörtüsü takar, sana çorap örerim. Yüz metre kadar.

—Hadi ordan sen…

—İşte.

—Ooo, bak, şu Merve değil mi! O meslek lisesine mi gitti?

—Evet. Herkesin kaderi kendine. Tamam, Çelik, ben gidiyorum. İşte kızlarım geliyor. Sen Merve’yle mi takılıyorsun şimdi?

—Yok ya… öyle takılıyoruz işte.

—İyi kızdır o. Bekler seni. Ama ben beklemiyorum.

—Yani benimle hiç mi şans yok?

—Yok. Net bir şekilde söyledi ve gitti.

Üniversite Leyla’ya kolay geliyordu. Çünkü basitti diye değil, şikâyet etmediği için.

—Nasıl yetişiyorsun her şeye? diye sordu oda arkadaşı.

—Ne?

—Hem sinemaya gidiyorsun, hem diskolara, hem de derslerin çok iyi…

—Bilmiyorum, Leyla omuz silkti. Sadece yaşıyorum. Şikâyet etmiyorum. Erkeklerle pek işim olmuyor. Okul benim geleceğim. Eğlenmek mi? Şimdi olmazsa ne zaman?

—Ben zengin biriyle evlenmek istiyorum.

—Ben istemiyorum.

Can’la diskoda tanıştı. Çok ısrarcıydı, Leyla kaçtı. Ertesi gün yurda geldi. Çiçeklerle, çikolatalarla. Leyla kapıyı yüzüne kapattı. Bu sefer sinema teklifi ve çiçeklerle geldi. Yine olmadı.

Kız artık onun ilgisinden göz seğirtir hale gelmişti. Neredeyse nefret ediyordu. Bir de Çelik askerden mektuplar yolluyordu. Özlemiş. Ama askerlikten bahsetmiyor, aşkını anlatıyordu.

Leyla ise Çelik’i tanırdı… On dört yaşına kadar kahverengi külotlu çorapları taytın altına giyerdi… Büyükannesi onu büyücü kadına götürürdü, yatağını ıslatmasın diye.

Can motosikletiyle geliyor, onu bekliyor, tıpkı filmlerdeki gibi. Sonra… sonra düştü. Onun gözleri önünde. Ve Leyla hiç düşünmeden ona koştu. Can olduğu için değil, bir insan olduğu için.

Ve bir nedenden… buluşmayı kabul etti.

Altı ay görüştüler. Kelebekler, aşk değil. Ama bir şekilde… yan yana. O artık ailesinden biri gibiydi.

Sonra Çelik’ten bir mektup: küfürler, suçlamalar, pis sözler. Birisi söylemişti. Leyla saklamamıştı zaten.

Can’la olmak daha kolaydı. Yanındaydı. Güvenilir biriydi. Onunla hayal kurabiliyordu. Evlilik hakkında. Gelecek hakkında.

—Ne şanslısın Leyla, dedi oda arkadaşı.

—Ne konuda?

—Can’la. Kim olduğunu bilmiyor musun?

—Nasıl yani?

—Babası çok önemli biri. Motosiklet aldı ona. Şimdi de araba. Tek çocukları. Çok zenginler. Yaşlılar.

—Ee?

—Duyduğuma göre… Onun zaten nişanlısı varmış. Lale. Babalar işlerini birleştireceklermiş.

Akşam Leyla Can’a sordu. Tedirgin oldu.

—Bu tamamen babamın fikri. Ben istemiyorum. Lale’ye ihtiyacım yok. Ben—Her şey seninle olsun diye kaçacağız, dedi Can, ama Leyla artık sözlerin ardındaki gerçeği görmüştü.

Rate article
Lifequest
Bu Kesinlikle Tesadüf Değildi