«Evimiz olacak, ama lütfen hasta kardeşine sahip çıkmayı unutma» dedi anne.

— Dinle beni, oğlum…— annesi zorlukla fısıldadı.

Her kelime ona işkence gibi geliyordu. Hastalık acımasızca hayatını tüketiyordu. Yatakta uzanmış, bitkin, neredeyse saydam görünüyordu. Cemal’e göre bu, bir zamanlar güçlü, gülümseyen kadın olan annesi değildi.

— Oğlum, yalvarırım, Leyla’yı bırakma… Onu koru. O diğerleri gibi değil… Ama o bizim… Söz ver bana…— annesi beklenmedik bir güçle Cemal’in elini sıktı.

Cemal suratını buruşturdu. Gözleri, köşede oturan kız kardeşine kaydı. Leyla, kırkını geçmişti ama hâlâ bir bebekle oynuyor, mırıldanarak kendi dünyasında yaşıyordu. Ölmekte olan annelerine veda edecekleri yerde, sanki bir bayram bekliyormuş gibi gülümsüyordu.

Cemal’in başarılı bir hayatı vardı: kendi inşaat şirketi, lüks bir araba, İzmir sahilinde geniş bir ev… Ama o evde Leyla’ya yer yoktu. Çocukları onun tuhaf davranışlarından korkuyor, eşi Derya ise ona “deli” diyordu. Oysa Leyla sessiz, zararsız biriydi, kimseye dokunmazdı.

— Şey… bilirsin… benim ailem var… Leyla ise…— Cemal, annesinin güçsüz ama inatçı tutuşundan kurtulmaya çalışarak mırıldandı.

— Oğlum, babanın evi senin olacak… Leyla için de üç odalı bir daire bıraktım. Her şey hazır…

— Para nereden?!— Cemal ve Derya şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.

— Yaşlı bir öğretmene bakıyordum… Yemek, ilaç götürüyordum… Çok iyi bir kadındı. Bana daireyi bırakacağını hiç beklemezdim. Leyla’nın bir köşesi olsun diye üstüne yaptım. Ama sen… ona göz kulak ol, yalvarırım… Sonra bu daire senin çocuklarının olur… Kim bilir ne kadar yaşar…

O gece annelerini kaybettiler.

Leyla, yetim kaldığını anlamıyor gibiydi. Cemal onu hemen yanına aldı ve o üç odalı dairede tadilata başladı.

— Leyla’ya bu kadar büyük daire mi gerek? Bizde kalsın, kiraya veririz orayı,— diye sevinçle paylaştı Derya’yla planlarını.

Derya başta itiraz etmedi. Leyla sorun çıkarmıyordu; gün boyu bebekleriyle oynuyor, eşyalarını düzenliyordu. Ama tuhaflıkları Derya’yı korkutuyordu. “Bugün sessiz, ya yarın?” diye fısıldadı kocasına.

“Biraz sabret,” dedi Cemal. Ama altı ay sonra, tanıdık bir noterle babasının evini ve kız kardeşinin dairesini kendi üstüne geçirdi. Leyla’ya, ne olduğunu açıklamadan bazı belgeler imzalattı.

O andan itibaren Leyla’nın hayatı cehenneme döndü.

Cemal işteyken, Derya ona işkence ediyordu. Ona hakaretler ediyor, gün boyu odasına kilitliyor, yazın bile dışarı çıkmasına izin vermiyordu. Bazen yemek yerine önüne kedi maması koyuyor, çığlık atarak zavallı kadını ağlatıyordu. Bir gün Leyla’yı yüzünden tokatladı. O kadar korkmuştu ki altına kaçırdı.

— Manyak mısın sen, üstüne bir de altını mı ıslatıyorsun? Defol bu evden!— diye bağırdı Derya.

Leyla’nın eşyalarını çöp poşetine doldurup kapı dışarı etti.

— Leyla nerede? Onu bugün görmedim,— diye sordu Cemal akşam eve dönüp yatağa uzandığında.

— Gitti!— diye tersledi Derya.— Ortada altına yaptı, sonra yatak odasına kapandı. Zorla açtım kapıyı, azarladım, o da çantasını alıp kaçtı. Peşinden koşacak değilim ya! Prenses gücenmiş…— diye alay etti.

Cemal donup kaldı. Bir süre düşündü, sonra:

— Eh, gitmişse…,— dedi ve televizyonu açtı.— Bu arada, o daireye kiracı buldum.

O gece kabus gibi geçti. Cemal sabaha kadar uyuyamadı. Leyla neredeydi? Güvende miydi? O üç yaşında bir çocuk gibiydi, hayata tamamen hazırlıksızdı. Ancak şafak vakti uykuya daldı. Annesini gördü rüyasında.

“Sana yalvarmıştım, oğlum…,” dedi, tahta tabutun içinde parmağını sallayarak.

Bu rüya her hafta geliyor, onu içten içe kemiriyordu. Cemal dayanamadı. İki ay sonra vaftiz annesi Ayşe’yi aradı, belki Leyla’nın yerini biliyordur diye.

— Ne oldu Cemal, vicdanın mı sızlıyor?— diye soğukça karşılık verdi Ayşe.— İyi ki o gün annenin evine uğramışım. Leyla’yı buldum orada. Korkmuş, perişan haldeydi. Nasıl gitti oraya, hâlâ anlamıyorum! Şimdi benim yanımda. Ona ben bakarım, daire falan istemem. Sen de vicdan azabınla yaşa!

— Yeter, Ayşe Teyze…,— diye homurdandı Cemal ve telefonu kapattı. Rahatlamıştı. Leyla bulunmuştu. Artık hayatına devam edebilirdi.

Leyla iki ay sonra öldü. Annesinin yenik düştüğü hastalık onu da götürdü. Cemal cenazesine gelmedi— “şirkette önemli işler” vardı.

On yıl geçti. Şimdi Cemal yatağa mahkûmdu. Bedeni acı içindeydi ama ruhu daha beter yanıyordu. Derya onu artık ziyaret etmiyordu— yandaki odada yeni biriyle yaşıyordu. Yetişkin çocukları da seyrek uğruyor, burun kıvırıyorlardı: “Yine senin üstüne sinmiş o koku…”

Bir gün Derya elinde belgelerle içeri girdi:

— İmzala, şirketle ilgili işleri halledelim.

İmzaladı. Sonradan anladı: evin tapusuymuş. Sonra şirketin… Artık çok geçti. Annesini ve Leyla’— “Keşke sözünü tutsaydım anne,” diye inledi Cemal, gözyaşları yastığına damlarken.

Rate article
Lifequest
«Evimiz olacak, ama lütfen hasta kardeşine sahip çıkmayı unutma» dedi anne.