Düğün Evi: Kapı Bana Kapanınca Yabancı Olduğumu Anladım

Bugün günlüğüme içimi dökmek istiyorum. Oğlum İbrahim beş yıldır evli, ama bu süre boyunca bir kez bile evlerine misafirliğe gidemedim. Kapıdan içeri adım atmama bile izin verilmedi. Gelinim Elif en başından beri netti: “Misafir sevmem,” diyordu. Bunu her söylediğinde yüreğim sızlıyor.

İstanbul’un göbeğinde mütevazı bir stüdyo dairede yaşıyorlar. İkisi için yeterli belki, birikim yapıp genişlemeyi planlıyorlar. Mantıklı görünüyordu, ta ki her şey değişene kadar.

Çocukları olana kadar müdahale etmedim. İkisi de sabah akşam çalışıyor, ben de yazlığımda vakit geçiriyordum. Bayramlarda görüşür, haftada bir telefonlaşır olduk. Bu düzen bana uygundu.

Ama Elif’in kızı doğurmak için verdiği mücadele her şeyi altüst etti. Zorlu bir hamilelik, daha da zor bir doğum… Neredeyse hayatını kaybediyordu. Hastanede yattığı günler yanından ayrılmadım, eksiklerini tamamladım, dualar ettim. Böyle bir şeyden sonra torunumla arama mesafe koyacaklarını asla düşünmezdim.

Elif daha hamileyken, “Çocuğu kendi başımıza büyütmek istiyoruz, yardım almadan,” demişti. Laf olsun diye söylüyor sandım. Birkaç uykusuz geceden sonra çaresiz kalıp yardım isteyeceğinden emindim. Hele ki genç bir anne olmanın zorluklarını ben de yaşamıştım.

Kendi annemin, oğlum İbrahim’i büyütürken bana nasıl destek olduğunu hatırlıyorum. Yemek yapar, çamaşırları asar, ben dinlenirken bebekle parka çıkardı. O yardımlar paha biçilemezdi.

Torunumun doğumunda hastaneye koştum, çiçeklerle, hediyelerle, gözyaşlarıyla. İbrahim’i kucakladım, Elif’i tebrik ettim. Ama beni sadece evime bıraktılar: “Dinlenmek istiyoruz, sonra görüşürüz,” dediler. “Bir çay içelim,” demediler, “Biraz otur,” demediler. Sanki bir kenara itilmiştim.

İlk ay kimseyi bebeğe yaklaştırmadılar. Elif, “Alışma dönemi,” “Aile zamanı,” dedi. Tamam, bekledim. İkinci ay geçti, üçüncü… Altı ay oldu, ama kapı hâlâ kapalı.

Sadece parkta buluşabiliyoruz. Elif bana bebek arabasını verip, “Sen gezdir, ben çamaşırları asayım,” diyor. Arkamdan kapıyı kapatışını duyuyorum. Altı aydır evlerinin eşiğini bile geçemedim.

Önce gücendim. Ağladım, öfkelendim. Sonra kabullendim. En azından torunumu görebiliyorum, diyorum kendime. Parkta şarkılar söylüyor, onunla yürüyorum. Sonra bebek arabasını geri verip vedalaşıyorum.

Bazen düşünüyorum, acaba bir hata mı yaptım? Yoksa Elif’in bildiğim bir sebebi mi var? Ama açıklama yok. Sadece soğuk bir mesafe, sanki aynı apartmanda yaşayan yabancılarız.

Bu durumda genç bir annenin böyle davranması haklı mı, yoksa saygısızlık mı? Benim yerimde olsaydınız ne yapardınız?

Bugün şunu öğrendim: Bazen sevdiklerinize dokunmak için izin bile isteyemezsiniz. Belki de hayat, bazı kapıların ardına bakmadan yaşamayı öğretiyor bize.

Rate article
Lifequest
Düğün Evi: Kapı Bana Kapanınca Yabancı Olduğumu Anladım