Eski Gelinin Hayatı: Annelik ve Boşanma Üzerine Bir Bakış

Eski gelini Leyla’nın boşandıktan sonraki yaşamı, Sema Hanım’ın içine sindiremediği bir konu. İzmir’de yaşayan bu anne, oğlunun ve eski gelinin hayatının bu şekilde ilerlemesini kabullenemiyor. Boşanmanın ardından Leyla’nın takındığı tutumu ise “sorumsuz bir hafiflik” olarak nitelendiriyor.

“Oğlum Leyla’yı çocukla bıraktı, evet, onu mazur görmüyorum. Ama ister istemez bir annenin yüreği yine de evladı için sızlar. Hemen evlendi, ilk aşkıyla… Üniversite yıllarından beri tanıdığı Esra’yla. O zamanlar askerdeyken, Esra onun arkadaşıyla evlenmişti. Şimdi boşanmış, oğlum onu bir AVM’de rastgele karşılaşmış – işte o an her şey yeniden başladı. Şimdi ortak bir oğulları bile oldu. Onun tarafında her şey yolunda gibi görünüyor.”

Leyla ile askerden döndükten sonra tanışmıştı. Birlikte çalışıyorlardı. Çabucak evlendiler, Elif dünyaya geldi. İlk başlarda sağlam bir aile gibiydiler. Ama görünen o ki, eski aşk galip geldi.

Boşanma sessiz sedasız, kavgasız gerçekleşti. Oğlu evden ayrılırken eski eşine evi, eşyaları, her şeyi bıraktı. Yalnızca kendi kişisel eşyalarını aldı. Leyla da vakur davrandı, ne babanın ne de büyükannenin Elif’le görüşmesine engel olmadı.

“Ama boşandıktan sonra yaptıkları akıl alır gibi değil,” diyor Sema Hanım başını sallayarak.

Komşular hemen meraklanmış tabii:
“İçiyor mu? Gezip tozuyor mu? Erkek mi dolaştırıyor?”
“Yok,” diye burun kıvırıyor Sema Hanım. “İçki içmez, erkek peşinde koşacak biri de değil. Ama öyle davranıyor ki, sanki hayatı mükemmelmiş gibi. Sürekli neşeli, sürekli bir yerlerde… Ya yazlıkta, ya doğada, ya misafirleri var. Sanki boşanıp çocukla kalan o değil, bizim oğlanmış gibi!”

Leyla, Elif’i her yere götürüyor. Temiz havanın faydalı olduğunu, kızın sosyalleşmesi gerektiğini, arkadaşlarının da çocuklarıyla birlikte olduğunu söylüyor. Ama Sema Hanım bunu hiç beğenmiyor:
“O pikniklerde kimler var kimler? Erkekler mi? Boşanmış kadınlar mı? İçki mi içiliyor? Sigara mı? Çocuk bunları görüyor, duyuyor. Ne biçim terbiye bu?”

Kadın, torunu kendisinde olsa daha iyi olacağına inanıyor:
“Benim yanımda ev yemeği yer, tiyatroya giderdi. Arkadaşlarının peşinde dolaşmak yerine.”

Sema Hanım, oğluna baskı yapıp eski eşiyle konuşmasını istemiş:
“Ona söyle, çocuğun terbiyesine biraz dikkat etsin. Elif senin de kızın. Yeni bir ailen oldu, tamam. Ama kızımız bu dağınıklıkta büyümemeli.”

Oğlu sadece omuz silkiyor:
“Anne, karışma hakkım yok. Aileyi dağıtan ben oldum. Kendisi nasıl yaşayacağını bilir.”

Nafakasını ödüyor, kızıyla görüşüyor, Leyla onu büyükannesine getirdiğinde. Ama Sema Hanım’ı artık evlerine almıyorlar:
“Bir bahane buluyor, hep meşgul. İşler var, diyor. Ama biliyorum, bana gerçeği yüzüne söylerim diye korkuyor. Belki yeni biri vardır. Ya Elif’e kötü davranıyorsa?”

Geçenlerde Leyla telefonda açıkça söylemiş:
“Eğer benim özel hayatıma karışmaya devam ederseniz, Elif’i size getirmeyeceğim. Ayda bir parkta görüşürsünüz. Üstelik, engel olmuyorum diye şükredin. Başka biri olsa, oğlunuz bana ihanet edip başkasına gittikten sonra hepinize küserdi. Ama ben kızım için katlanıyorum.”

Sema Hanım öfkeden köpürüyor:
“Bir de bana küsüyor! Ben torunum için canımı veriyorum, o ise beni suçlu gösteriyor!”

“Şimdi ne yapacağım?” diye yakınıyor kadın arkadaşlarına. “Hiç mi bir şey söyleyemeyeceğim? Yoksa ben artık hiç miyim? Belki annesiyle konuşmalıyım? Eski görücüsüyle? Kendi kızına akıl versin. Oğlumu böyle büyütmedim ki, torunumun bu hafiflik içinde yetiştiğini seyredeyim!”

Ne dersiniz hanımlar? Haklı mıyım endişelenmekte? Yoksa gerçekten kenara çekilip karışmamalı mıyım? Ama torunumu böyle bir kadının yetiştirdiğini nasıl sakin seyredebilirim ki?

Rate article
Lifequest
Eski Gelinin Hayatı: Annelik ve Boşanma Üzerine Bir Bakış