Bir tanıdığım var, adı Lale, 70 yaşında. Geçenlerde inme geçirdi ve şimdi İzmir’in bir semtindeki hastanede yatıyor. Sebep tam olarak ne bilmiyorum, belki yaşlılık, belki sağlıksız yaşam tarzı—kötü beslenme, yeterince temiz havada yürüyüş yapmamak, ya da ikisi birden.
Oğlu, Emre, yıllardır başka bir şehirde, Ankara’da yaşıyor, İzmir’e bin kilometre uzakta. Kendi ailesi var—eşi ve iki çocuğu. Lale hastaneye düştüğünde komşuları ambulansı aradı. Uzak akrabaları haberi aldı ve şimdi onu ziyaret ediyor, ilaçlar getirip moral veriyorlar. Lale yavaş yavaş iyileşiyor ama henüz yataktan kalkamıyor.
Emre sadece bir kez aradı. İlaçlar için para gönderdi—ve katkısı bu kadarla sınırlı kaldı. Gelmedi, annesinin halini hatırını bile sormadı. Onun “acil çözülmesi gereken” kendi dertleri varmış meğer. Annesine ne olduğu umurunda değil. “Gelsem ne faydası olacak ki?” diye yakınmış bir akrabaya. Ona göre para göndermek yeterliydi.
Uzak akrabaları ise tam tersi, her gün hastaneye geliyor. Gereken ilaçları alıyor, Lale’nin nasıl olduğunu soruyor, doktorlarla konuşup detayları öğreniyorlar. Bu zor günlerinde onu ayakta tutan tek şey bu insanların ilgisi.
Şimdi düşünüyorum da, biz anneler nerede hata yapıyoruz ki çocukBelki de sevgiyi öğretmek için önce kendimiz yaşamalıyız çünkü çocuklar gördüklerini yapıyor, duyduklarını değil.




