“Oğlum, evin olacak. Yalnız, yalvarırım, hasta kız kardeşine sahip çık. Onu bırakma sakın,” diye fısıldadı anne.
“Beni dinle oğlum…” dedi annesi, nefesi güçlükle çıkarken.
Her kelime ona acı veriyordu. Hastalık acımasızca hayatını tüketiyordu. Yatağında bitkin düşmüş, neredeyse saydam görünüyordu. Mehmet’e göre bu, eskiden tanıdığı o güçlü, gülümseyen kadın değildi.
“Oğlum, yalvarırım, Leyla’yı bırakma… Onu korumalısın. O diğerleri gibi değil… Ama o bizim… Söz ver bana…” diyerek Mehmet’in elini aniden sımsıkı kavradı.
Mehmet suratını ekşitti. Gözleri, İzmir’deki küçük evlerinin köşesinde oturan ablası Leyla’ya kaydı. Kırkını geçmişti ama hâlâ bir bebekle oynuyor, mırıldanıyordu. Sanki önünde bir bayram varmış gibi gülümsüyordu, ölmekte olan annelerine veda etmek yerine.
Mehmet’in hayatı başarılıydı: inşaat şirketi, lüks bir araba, İzmir Körfezi manzaralı geniş bir ev… Ama o evde Leyla’ya yer yoktu. Çocukları onun garip davranışlarından korkuyor, eşi Aylin ise ona “deli” diyordu. Oysa Leyla sessiz, zararsız biriydi; kimseyi rahatsız etmezdi.
“Yani… ailem var… Leyla ise…” diye mırıldandı Mehmet, annesinin zayıf ama inatçı tutuşundan kurtulmaya çalışarak.
“Oğlum, babanın evi senin olacak… Leyla için de üç odalı bir daire ayarladım. Her şey hazır.”
“Parayı nereden buldun?!” Mehmet ve Aylin şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.
“Yaşlı bir öğretmene bakıyordum… Yemek, ilaç götürüyordum… Çok iyi biriydi. Bana evini bırakacağını hiç düşünmezdim. Leyla’nın adına yazdırdım, bir köşesi olsun diye. Ama sen… ona göz kulak ol, yalvarırım…”
Aynı gece annelerini kaybettiler.
Leyla, yetim kaldığını anlamamış gibiydi. Mehmet onu hemen yanına aldı, o üç odalı daireyi elden geçirmeye başladı.
“Leyla’ya bu kadar büyük ev ne gerek? Bizde kalsın, kiraya verelim orayı,” diye coşkuyla anlattı Aylin’e.
Aylin başta itiraz etmedi. Leyla sorun çıkarmıyordu: gün boyu bebeklerle oynar, eşyalarını düzenlerdi. Ama garipliği korkutucuydu. “Bugün sakin, peki ya yarın?” diye fısıldadı Aylin.
“Biraz sabret,” dedi Mehmet. Altı ay sonra, tanıdık bir noterle babasının evini ve Leyla’nın dairesini kendi üzerine geçirdi. Leyla’ya ne olduğunu açıklamadan bazı kağıtlar imzalattı.
İşte o andan sonra Leyla’nın hayatı cehenneme döndü.
Mehmet işteyken, Aylin Leyla’ya eziyet ediyordu. Ona hakaretler savuruyor, odasına kilitliyor, yazın bile dışarı çıkarmıyordu. Bazen yemek yerine önüne kedi maması koyuyor, bağırıp çağırarak onu ağlatıyordu. Bir gün Leyla’yı tokatladı. O kadar korktu ki altına kaçırdı.
“Hem deli, hem de altına mı kaçırıyorsun? Defol bu evden!” diye bağırdı Aylin.
Eşyalarını çöp poşetine doldurup kapının önüne attı.
“Leyla nerede?” diye sordu Mehmet akşam eve dönünce.
“Gitti!” diye çıkıştı Aylin. “Odanın ortasına işedi, sonra yatak odasına kapandı. Zorla açtım, bağırdım, o da çantasını kapıp kaçtı. Peşinden mi koşayım şimdi?”
Mehmet duraksadı. Sonra, “Neyse, gitti işte,” deyip televizyonu açtı.
O gece uyuyamadı. Sabaha karşı uykuya dalarken annesini gördü rüyasında. Parmak”İki yıl sonra Mehmet de aynı hastalıktan yatağa düştüğünde, kapısını çalan tek kişi, elinde bir çöp poşetiyle sırıtan Aylin oldu.”




