Kapıyı Çalan Kader

Kader Kapıyı Çalınca

Küçük bir sahil kasabasında, martıların çığlıkları dalgalarla yarışırken, Defne bütün gün mutfakta telaşla koşturup durdu. Mis kokulu bir akşam yemeği hazırlıyordu: fırınlanmış balık, baharatlı patates ve hatta sevdiği künefe tatlısını bile pişirmişti. Yorgun ama mutlu, masayı toplayıp beyaz bir örtü serdi ve kocasının işten dönmesini beklemeye koyuldu. Kalbi her zamankinden hızlı atıyordu—bugün önemli bir konuşma yapacaktı. Sonunda anahtar gıcırtısı duyuldu ve kapıda Kemal belirdi.

“Merhaba, canım!” dedi gülümseyerek, pardösüsünü çıkarırken. “Ne var bu görkemli sofrada? Bayram mı kutluyoruz?” diye ekledi, leziz yemeklerle donatılmış masaya bakarak.

“Sevgilim, ciddi bir şey konuşmamız lazım,” diye fısıldadı Defne, sesi titrek ama kararlı. “Ailemizle ilgili.”

Kemal dondu, yüzündeki gülümseme silindi, gözlerinde bir endişe belirdi.

“Necla, nasıl böyle bir şey yapabilirsin? Bu senin öz oğlun!” Defne’nin sesi öfkeden titriyordu.

“Oğlum, ne olmuş?” diye savuşturdu Necla, saçlarını düzeltirken. “Sonsuza kadar vermiyorum ki, birkaç aylığına!”

“Necla, aklını mı kaçırdın? Bu senin çocuğun, senin kanın!” Defne gözyaşlarını zor tutuyordu.

“Defne, dinle beni! Eğer bu kadar yüreğin varsa, yeğenini al sen evine! Bu konu artık kapandı. Birkaç ayda Alper’e bir şey olmaz, ben işleri yoluna koyar koymaz onu alırım,” diye çıkıştı Necla ve kapıyı çarpıp çıktı.

Defne tek başına kaldı, şaşkınlıktan dona kalmıştı. Kız kardeşinin böyle bir şey yapabileceğine inanamıyordu. Öz oğlunu, geçici de olsa, yetimhaneye vermek? Akıl alır gibi değildi. Ama Alper’i yanına alması da mümkün değildi.

Kemal ve ikiz kızlarıyla birlikte kayınvalidesi Gülten Hanım’ın iki odalı dairesinde kalıyorlardı. Ev daracıktı, üstelik kaynana gelinine hiç tahammül edemiyordu. Torunlarına da soğuk davranıyor, onları sadece oğlu Kemal için katlanıyor gibiydi. Defne biliyordu: Kemal, Gülten Hanım’ın göz bebeğiydi. O olmasa, kaynanası muhtemelen oğlunun evlenmesine bile izin vermezdi, hele ki Defne’yle asla.

Bir gün tesadüfen Gülten Hanım’ın komşulara şikayet ettiğini duymuştu: “Oğlumu büyülemiş bu kadın, yoksa ona böyle tutkun olmasını nasıl açıklarsın?” İlk zamanlar biraz sabretmişti, ama Defne ve Kemal’in çocuk beklediklerini açıklamasıyla her şey değişti. O günden sonra Gülten Hanım artık dayanılmaz biri olmuştu. Oğlu yanındayken kendini tutuyor, ama Kemal işe gider gitmez bambaşka birine dönüşüyordu: iğneleyici laflar, sürekli eleştiriler, alaycı bakışlar… Defne bazen dayanamayacağını düşünüyor, ama kızları için dişlerini sıkıp sabrediyordu.

Kemal’e şikayet etmiyordu. Onun annesini çok sevdiğini, onu hep iyi ve şefkatli biri olarak gördüğünü biliyordu. Nasıl anlatsın ki “mükemmel anne”sinin karısını hırpaladığını? Defne kaçıp gitmeyi hayal ediyordu, ama gidecek yeri yoktu.

O ve Necla yetimhanede büyümüşlerdi. Mezun olduklarında, kendilerine “köyde bir eviniz var, devlet size başka konut vermeyecek” demişlerdi. Ama kimse o evin yaşanabilir durumda olup olmadığını kontrol etmemişti. Köye vardıklarında, çatısı çökmüş, yıkık dökük bir evle karşılaşmışlardı. Orada yaşamak imkansızdı, köyde iş de yoktu. Umutlarını yitirmeden şehre geri dönmüşlerdi.

Defne o zor günleri hatırlamak bile istemiyordu. Ama sonunda kader ona gülümsemiş ve Kemal’le tanışmıştı. Evlenmişler, kısa süre sonra da ikiz kızları doğmuştu. Necla ise o kadar şanslı değildi. Küçük Alper’le birlikte kiralık bir odada yaşıyor, çocuğun babasından ise hiç bahsetmiyordu. Sadece bir keresinde, “Evli bir adamdı, bizim hiçbir geleceğimiz yoktu,” diye geçiştirmişti.

Alper, Defne’nin kızlarından bir yaş küçüktü ve ona bayılıyordu. Necla da oğlunu seviyor gibiydi, ama son kararı Defne’yi şoke etmişti. Necla, “rüya gibi bir adam” bulmuştu: Volkan. Defne onu tanımıyordu, ama kardeşinin dediğine göre mükemmel biriydi. Defne aynı fikirde değildi. Normal bir erkek, sevdiği kadının çocuğunu, öz olmasa bile, reddetmezdi diye düşünüyordu. Ama Volkan, Alper’i “bir süreliğine” yetimhaneye göndermekte ısrar etmişti. Necla da aşkı uğruna kabul etmişti.

Defne kardeşini vazgeçirmeye çalıştı, ama Necla inatçıydı: “Volkan alışacak, sonra Alper’i geri alırız,” diyordu. Defne biliyordu ki bu asla olmayacaktı. Alper onların kaderini tekrar edecekti, Necla ise umursamıyor gibiydi. Ama Defne yeğeninin yetimhaneye düşmesine izin veremezdi.

Kaynanasının evine Alper’i götürmenin imkansız olduğunu biliyordu—Gülten Hanım zaten onu ve kızlarını zorlukla kaldırıyordu. Ama susmak da mümkün değildi. Kemal’e açılacaktı. Kocasıydı, oDefne o gün kızlarını ve Alper’i yanına alıp evden çıktı, çünkü artık biliyordu ki gerçek aile, bir çatıdan değil yüreklerin birliğinden oluşur.

Rate article
Lifequest
Kapıyı Çalan Kader