Mutluluğun Eşiğindeki Gölge

Hani şu tepelerin eteğinde, sabahları sisin yayıldığı sessiz bir kasabada, Elif kız arkadaşlarıyla kına gecesini coşkuyla kutluyordu. Yarın, nişanlısı Emre’nin eşi olacaktı. Şampanya sesleri, kahkahalar, müzik… Tam eğlence zirvedeyken kapı çaldı. Elif, elbisesini düzeltip açmaya gitti.

“İyi akşamlar,” dedi kapıdaki yaşlı kadın, sesinde hafif bir mahcubiyet vardı. Çizgili yüzü bir yerden bilindik geliyordu sanki.

“İyi akşamlar,” diye karşılık verdi Elif, arada gergin bir sessizlik oluştu.

“Gelmek istedim… Emre’yle evlenme,” diye pat diye söyledi yaşlı kadın, gözleri köz gibi Elif’e dikilmişti.

“Ne? Neden?” şaşkınlık içinde sordu Elif, olanları anlamaya çalışıyordu.

Biliyorsun ya, düğünden önceki gece kızların kına gecesi olur ya, işte öyle bir geceydi. Elif, kasabanın kenarında, anneannesinden kalan küçük bir evde yaşıyordu. Ev mütevazıydı ama sıcacıktı; tahta zemini, pencerelerinin önünde büyüyen yaşlı çınarları vardı. İşe gidiş bir saat sürse de şikayet etmezdi. Burada hava yavşan, olan meyve ve çiy kokardı. Sabah yapraklar hışır hışır, akşam cırcır böcekleri öterdi… Basit ama huzurlu bir hayat.

Kız arkadaşları kına gecesini şık bir kulüpte ya da restoranda yapmayı teklif etmişti ama Elif evinde ısrar etti. Bu sadece bekarlığa veda gecesi değil, aynı zamanda onun sığınağına, bu sessiz köşeye bir veda gibiydi.

Emre, nişanlısı, kesinlikle banliyöde yaşamak istemiyordu. “Belki emekliliğimde kendimi bahçeye atarım,” derdi, “ama şimdi yarım günümü yolda geçirmeye niyetim yok. Bu ıssızlıkta ne güzeli var ki? Can sıkıcı!”

Elif sessizce kabullenmişti. Ev duruyordu, hafta sonları gelirdi. Ama hayata bakışları çoğu zaman uyuşmuyordu. Küçük büyük her şey hakkında tartışırlardı: parayı nasıl harcayacakları, nereye tatile gidecekleri, çocuklarını nasıl yetiştirecekleri… Emre hemen barışır, çiçekler getirir, cafeye götürür, sevgisini haykırırdı. Onun duyguları, yaz yağmuru gibi ani ve coşkuluydu.

Peki Elif seviyor muydu? Bu düşünceleri hep kovalamıştı. Kafasını kurcaladığında içinde heyecan yerine bomboş bir çukur hissederdi. Eski kitapları, demli çayını içtiği favori papatyalı bardağı, hatta kucağında mırlayan kedisi bile bu boşlukta kayboluyor gibiydi. Bunlar sadece kuruntular olsa da gerçek hissettiriyordu.

Elif, Emre’yi sevmiyordu. Yine de evleniyordu. Ondan on yaş büyüktü Emre, başarılı, kendinden emin biriydi. “Onunla asla aç kalmazsın,” diye fısıldaşıyordu kız arkadaşları. Elif şüphelerini içine gömüp başını sallıyordu. İşte düğün günü gelip çatmıştı. Beyaz gelinliği dolapta sallanıyordu, hem davetkâr hem ürkütücü. Bugün şampanya, çilek, kahkahalar… Yarın ise nikâh duası.

Şen sonra hızlanmıştı ki, hafif bir kapı tıkırtısı duydu Elif. Önce hayal ettiğini sandı, ama ses tekrar geldi. Başka misafir beklemiyorlardı. Hemen kapıya yöneldi.

“İyi akşamlar,” dedi yaşlı kadın. Eski bir öğretmeni andırıyordu: saçları sıkı bir topuz, koyu renk kazağı, uzun eteği, yıpranmış ayakkabıları… Ama gözleri—gri ve delici—sanki ruhunun derinliklerine bakıyor gibiydi.

“İyi akşamlar,” diye karşılık verdi Elif, devamını bekliyordu.

“Bana Zehra Teyze de,” dedi kadın, “Kemal’in annesiyim.”

“Kemal’e bir şey mi oldu? Ya da Ozan’a?” diye telaşlandı Elif. Kemal komşusuydu, Ozan da onun oğlu. Karısı yıllar önce terk etmiş, Kemal’i çocuk ve borçlarla baş başa bırakmıştı. Kemal pes etmemiş, çalışmış, oğlunu sıkı ama adil yetiştirmişti. Elif de komşuluk yapardı: börek pişiriyor, Ozan’a kütüphaneden kitap getiriyor, pencerelerinin önüne papatyalar ekiyordu. Kemal de karşılık verirdi: çitleri tamir ediyor, rafları monte ediyordu. Ozan, Elif’le yürüyüşe çıkar, birlikte topladıkları meyvelerden reçel yapıp paylaşırlardı. Elif, Kemal’in bir annesi olduğunu biliyordu ama o yakın bir köyde yaşıyor, nadiren geliyordu.

“Yok hayır, onlar iyi,” diye sakinleştirdi Zehra Teyze, zayıf ellerini havaya kaldırdı. “Ve bu biraz da senin sayende Elif. Onlara nasıl yardım ettiğini biliyorum. Bugün oğluma geldim, bir de sana teşekkür etmek istedim.”

“Aman ne demek,” diye utandı Elif, “komşuluk işte…”

“İşte bu yüzden teşekkür ediyorum,” dedi yaşlı kadın, sesinde ani bir ciddiyet belirmişti. “Kızma Elif. Yaşlıyım ama gerçeği görüyorum. Emre’yle evlenme,” dedi, gözleri kararıp Elif’i deler gibi bakıyordu.

“Ne? Nasıl yani?” şaşkınlık içinde sordu Elif. “Emre’yi nereden tanıyorsunuz? Niye böyle diyorsunuz?” Sonra birden anladığını düşündü. “Yoksa Kemal’i sevdiğimi mi sanıyorsunuz? Biz sadece arkadaşız!” diye gergin bir kahkaha attı.

“Bunu biliyorum,” dedi Zehra Teyze sakince. “Ve biliyorum ki bir hata yapıyorsun. Emre senin kaderin değil. Onunla mutlu olamayacaksın. Biraz bekle, gerçek aşkını bulacaksın—ismi Barış.”

ElElif’in kalbi hızla çarpmaya başladı, çünkü o ismi duyduğunda eski bir çocukluk arkadaşının gülümsemesi gözlerinin önüne geldi.

Rate article
Lifequest
Mutluluğun Eşiğindeki Gölge