Ailenin Sırrı

*Bugün defterime acı bir hikaye yazıyorum. Belki başkaları ders alır diye…*

Nehir kıyısındaki şirin kasabamızda akşam olunca sokak lambaları yanardı. Şebnem, mutfakta temizlik yaparken taze börek kokusu hâlâ havada duruyordu ki telefon çaldı. Ekranda yıllardır görüşmediği arkadaşı Gülşah’ın adı belirdi.

“Gülşah, merhaba! Ne güzel oldu seni duymak!” dedi Şebnem, ellerini önlüğüne silerek.

Bir süre hal hatır sorduktan sonra Gülşah aniden sordu:
“Şebnem, siz Cemal’den ayrıldınız mı?”
“Ne? Hayır! Nereden çıkardın bunu?” Şebnem’in yüreği ağzına gelmişti.
“Garip, o zaman bunu nasıl açıklarsın?” Gülşah’ın sesindeki endişe belliydi.

Bir saniye sonra telefonuna bir fotoğraf geldi. Mesajı açtı, resme baktı ve sanki dünya başına yıkılmış gibi donup kaldı.

“Akrep olsam sokardım şu hayatı!” diye bağırarak içeri daldı Cemal, anahtarlarını girişteki konsola fırlatarak.

“Cemal, ne oldu?” diye şaşırdı Şebnem. Her zaman işten kocasından önce döner, temizliği ve yemeği hazırlardı.

“Ne mi oldu? Her şey!” diye hırladı Cemal, ceketini çıkararak. “Bu iş, bu rutin, bu ev tıkırtısı! Bir nefes alamıyorum artık! Şebnem, hadi kaçalım bir yere, dinlenelim. İster göl kenarına, ister bir tatil köyüne. Dayanamıyorum!”

“Ama izin almak lazım,” diye düşündü Şebnem. “Babanın bahçe işlerine yardım edecektik ya…”

“Bırak bahçeyi!” diye kesti Cemal. “İki haftada kaybolmaz o bahçe! Ama ben her an patlayacağım! Hangisi önemli, domatesler mi ben mi?”

“Tabii ki sensin,” diye fısıldadı Şebnem, kocasının ne kadar ciddi olduğunu görünce. “İşyerimle konuşurum, izin verirler. İki yıldır tatil yapmadım zaten.”

“Yani biletleri mi alayım?” diye sevindi Cemal, ellerini ovuşturarak.

“Al,” diye başını salladı Şebnem. Onun da kaçmak istediği günler oluyordu: Oğlunun mezuniyeti, başka şehirdeki üniversite sınavları, üst komşunun su baskını yüzünden yapılan tadilat… Gücü tükeniyordu.

“Tamam o zaman,” dedi Cemal. “Göl kenarı pahalı, tatil köyüne gidelim. Hem doğa var, hem uygun fiyatlı.”

Şebnem itiraz etmedi. Zaten Cemal’le pek tartışmazdı. Su baskınından sonra ucuz duvar kağıdı almasına da ses çıkarmamıştı, ya da ona iyi bir iş teklifini reddettirip:

“Şehrin öbür ucuna mı gideceksin? Evle ilgilenemezsin sonra. Maaş iyi diye ne olacak? Ben az mı kazanıyorum? Bak, markette kasiyer aranıyor. Hem yakın, hem erzak kolay.”

Şebnem boyun eğmişti. Market işi sevmiyordu ama ev işlerini hallediyordu. Sadece bir kez karşı durmuştu, o da Cemal oğullarını seçtiği üniversiteye değil de kendi istediği yere yazdırmaya kalkınca:

“Hayır!” demişti sertçe. “Oğlumuz nerede okuyacağına kendi karar verir. Ona baskı yapma!”

Uysal karısından böyle bir tepki beklemeyen Cemal geri adım atmış ama sonra hep “artık sözüm geçmiyor” diye söylenmişti. Şebnem her seferinde onu sakinleştirmeye çalışırdı.

Biletler alındı, valizler hazırlandı, izinler onaylandı. Tam yola çıkılacakken kayınpederi, Hüseyin Amca aradı:

“Şebnem, selam,” dedi titrek bir sesle. “Cemal’e ulaşamıyorum. Bir şey mi oldu?”

“Merhaba Hüseyin Amca. Cemal eczaneye gitti, telefonu evde unutmuş,” dedi Şebnem. “Sesinizden bir şey var, ne oldu?”

“Belim tutuldu,” diye inledi yaşlı adam. “Ne kalkabiliyorum, ne oturabiliyorum. Oğlum gelir mi acaba? Bir şeyler sürer de rahatlatır belki. Hemşire pahalı, komşu hanım da taşındı.”

“Tabii, söylerim. Döner dönmez geliriz,” diye söz verdi Şebnem.

Eve dönen Cemal durumu duyunca yüzünü buruşturdu:
“Şimdi mi? Tam tatil zamanında mı?”

“Cemal, ne diyorsun?” diye şaştı Şebnem. “Bu senin baban! Hastalık zaman mı seçer? Hadi gidip bir bakalım.”

“Kardeşi var unuttun mu?” diye homurdandı Cemal.

“O da zor yürüyor, hatırlarsan!” diye yükseldi Şebnem’in sesi. “Yeter, hadi gidiyoruz.”

Söylenerek peşinden gitti Cemal. Kayınpederin evinin kapısı aralıktı. Hüseyin Amca mutfak penceresine dayanmış, acıdan iki büklüm duruyordu.

“Aniden öyle oluverdi,” dedi mahcup, oğlu ile gelinine bakarak. “Ayşe sağ olsaydı sizi rahatsız etmezdim.”

Cemal’in annesi Ayşe yıllar önce vefat etmişti. O günden beri Hüseyin Amca yalnız yaşıyordu. Oğlu nadiren uğrardı, torunu ise şehirdeyken okuldan sonra sık sık gelirdi.

“Baba, tam şimdi mi?” diye tersledi Cemal. “Tam tatile çıkacaktık!”

Şebnem kolundan çekiştirdi kocasını.

“Kusura bakma ihtiyar halime,” dedi Hüseyin Amca’nın sesi titreyerek. “Bile bile olmadı bu.”

“Önemli değil,” diye yumuşadı Şebnem. “Merhemler nerede? Hemen sürelim.”

Yarım saat sonra Hüseyin Amca biraz rahatlamış, Şebnem’in kŞebnem, tüm bu acıların ardından hayatına yeniden başlamaya karar verdi, çünkü anladı ki gerçek aile, kan bağından değil, birbirine sevgi ve saygıyla bağlı olanların yüreklerinde yaşar.

Rate article
Lifequest
Ailenin Sırrı