«Tatlı Değil, Sıcak Bir Hikaye: Şefkatin Gücü»

Vedat masada oturmuş, gözleri Ayşe’nin ötesine dalıp gitmişti. Ayşe bir şeyler anlatıyor, ellerini hareket ettiriyor, gülümsüyordu ama o kendi düşüncelerine dalmıştı.

“Vedat, beni hiç dinlemiyorsun. Bir şey mi oldu?” diye tedirgin oldu Ayşe.

“Yok, her şey normal,” diye toparlandı Vedat. “Anlatmaya devam et.”

“Görüyorum ki…” diye ısrar etti.

“Söylesene, çorba yapmayı biliyor musun?” diye birden sordu Vedat.

“Ne? Hangi çorba?” diye şaşırdı kız.

“İşte, normal çorba. Tarhana, tavuk suyu, şehriyeli…”

“Evet, tabii. Neden?”

“Senden bir ricam olacak,” diye ciddiyetle ekledi Vedat.

Apartmanın girişindeki on beş numaralı kapının önünde iki gündür bir çöp poşeti duruyordu. Vedat dün neredeyse takılıyordu. Sabahleyin bir tane daha eklenmişti, küçücük bir poşet. Koku yoktu ama garip görünüyordu. Bina yeniydi, ancak bir yıl önce taşınılmıştı.

Akşam eve döndüğünde poşetler hâlâ oradaydı. Başını iki yana salladı ve sabah komşularla konuşmaya karar verdi.

Ertesi sabah poşetler üç olmuştu. Vedat kaşlarını çatarak kapıyı çaldı. Bir, iki.

“Geliyorum, geliyorum…” diye içeriden bir kadın sesi duyuldu.

Kapıda gözlüklü, mavi el örgüsü hırkalı yaşlı bir kadın belirdi. Gülümsedi ama belli ki mahcup olmuştu, kapıyı kapatmaya çalıştı.

“Günaydın. Bu çöpler sizin mi? Lütfen atın. Temizlikçi bunun için değil.”

“Torunum gelecekti de… Ellerim tutmuyor,” diye özür dilercesine konuştu, titrek avuçlarını gösterdi.

“Ben atarım. Üzülmeyin,” dedi Vedat, poşetleri alıp uzaklaştı.

Akşam, Vedat apartmana girer girmez on beş numaralı dairenin kapısı aralandı.

“İyi akşamlar. Alın…” diye kadın bir banknot uzattı. “Çöp için.”

“Gerek yok, gerçekten.”

“İçeri buyurun. Ayakta durmak zor geliyor…”

Vedat içeri girdi. Sade bir düzen, az eşya. Duvara dizili kutular: hazır çorba, hazır püre, uzun ömürlü süt.

“Benim için zor değil. Yalnızca merdivene bırakmayın. Sabah sekizde çöpleri alabilirim.”

“Teşekkür ederim, Vedat. Ben Emine Hanım. Her şeyim var. Torunum ayda bir getiriyor. Yalnız bu eller… Bazen bir çorba özlüyorum,” diye gülümsemeye çalıştı.

Vedat o akşam Ayşe’yle bir kafedeydi. Ayşe denediği bir elbiseden bahsediyordu. O ise sessizdi.

“Yine mi daldın?” diye suratını astı.

“Affet. Bir şey düşünüyorum.”

“Tatlı mı? Baklava mı alsak, yoksa incir tatlısı mı?”

“Çorba yapmayı biliyor musun?” diye ani bir soruyla araya girdi.

“Bu bir davet mi? Yoksa mutfağa geçip senin tişörtünle yemek mi yapmamı istiyorsun? Mercimek çorbası mı olsun?”

“Sade bir şey… Tarhana, şehriyeli tavuk suyu…”

“Buradan sipariş verip büyükannene götür,” diye sinirli bir tavırla atıldı Ayşe. “Bunun için sosyal hizmetler var.”

Vedat şaşkın bir halde kafeden çıktı. Marketten bir şeyler almak için girdi. Tam bir içecek seçecekti ki, bir kızın tavuk seçtiğini duydu.

“Çorba için mi?” diye sordu.

“Evet. En iyisi bu. Ev yapımı gibi.”

“Bunun yanına başka ne gerekiyor?”

Konuştular. Kızın adı Sibel’di. Yakındaki bir binada oturuyordu. Büyükanneden bahsedince,

“Bir buçuk saat sonra gel,” dedi. “Bir tencere yaparım.”

Vedat tencerVedat tencerenin kaynar buharından yükselen sıcaklıkla birlikte için ısınırken, o gece yatağına uzandığında vicdanının da aynı sıcaklıkta olduğunu fark etti.

Rate article
Lifequest
«Tatlı Değil, Sıcak Bir Hikaye: Şefkatin Gücü»