Deniz Kenarındaki Gölgeler

**Deniz Kenarındaki Evdeki Gölgeler**

Sahil kasabasında, tuzlu rüzgarın dar sokaklarda gezindiği bir akşam, Ayşegül kayınvalidesinin yanındaydı. Pencereden dalgaların sesi geliyor, evde yeni pişmiş mercimek çorbasının kokusu yayılıyordu. Gece yarısı telefonun sesi sessizliği böldü. Ekrana baktığında komşusu Fatma’nın aradığını gördü.

“Ayşe, hemen gel!” dedi Fatma, sesi heyecandan titriyordu. “Evine biri geldi! Arabayı bahçeye soktular, içeri girdiler!”
“Ne?!” diye haykırdı Ayşegül, kalbi yerinden çıkacak gibi atıyordu. “Ne arabası?”
“Büyük siyah bir arazi aracı! İkisi, bir adam bir kadın. Kadın sarışın, adam bıyıklı,” diye anlattı Fatma.

Zaman kaybetmeden bir taksi çağırdı. Bir saat sonra anahtarını evinin kapısına sokarken içinde yükselen bir endişe vardı. Yavaşça kapıyı açtı, içeri adım attı ve gözlerine inanamayarak donup kaldı.

“Mehmet,” dedi Ayşegül, sesi öfkeyle titriyordu. “Benim arkamdan evde kimlerle takılıyorsun? Yok mu? O zaman ben yokken kim girip çıkıyor? Sende anahtar var ya!”
“Anne, ne diyorsun?” diye şaşırdı oğlu. “Senin evine yıllardır uğramadım, işten çıkmıyorum! Ne oldu ki?”

Ayşegül garip durumları anlattı: eşyalar yerinde değil, buzdolabındaki yiyecekler kayboluyor.

“Her şeyin yerini bilirim ben!” diye isyan etti. “Kayınvalidemden dönüyorum, evin içi altüst olmuş!”

Ayşegül Hanım üç yıldır tek başına yaşıyordu. Kocası Ahmet, yılın büyük kısmını emeklilik için para biriktirmek üzere başka şehirde çalışarak geçiriyordu. Ayşegül şikayet etmiyordu: bahçeyi bırakmışlar, hayvan beslemiyorlardı, emekli olunca tekrar sebze yetiştirmeyi düşünüyorlardı.

Son aylarda vaktini kendi eviyle kayınvalidesi Emine Hanım’ın yaşadığı köy arasında paylaştırıyordu. Seksen yedi yaşındaki kayınvalidesi sık sık hastalanıyor, Ayşegül de ona yardım etmek için günlerini orada geçiriyordu.

Garip şeyler yakın zamanda başlamıştı. Kayınvalidesinden döndüğü bir gün, banyoda kendi mavi havluları yerine parlak yeşil havlular asılı olduğunu fark etti. Buzdolabından konserveler eksilmişti, oysa onlara dokunmamıştı. Yatak odasındaki yorgan sanki biri uyumuş gibi buruşmuştu.

Önce aklının karıştığını düşündü. Belki de yanılıyordu? Belki o konserveler hiç yoktu, havluları kendisi asmıştı? Ama yabancı birinin varlığı çok belliydi. Hiçbir şey kaybolmamıştı—ne para, ne mücevher, ne de elektronik eşyalar. Kilitler sağlam, camlar kırık değildi.

Her şeyi yorgunluğa bağladı, ama hikaye tekrarlandı. Havlular yeniden değişmiş, buzdolabından yine yiyecekler kaybolmuştu. Ayşegül tahmin yürütmekten vazgeçip köye gitmeden önce telefonuyla birkaç fotoğraf çekti. Bir hafta sonra döndüğünde resimlerle gerçeği karşılaştırdı—şüpheye yer kalmamıştı: biri evinde kalıyordu.

Komşusu Fatma’ya koştu. Fatma, dinledikten sonra şaşırdı:
“Kimseyi görmedim Ayşe. Sizin bahçe duvarı yüksek, içini görmek zor. Ne oldu ki?”

“Eşyalar yerinde değil!” dedi Ayşegül. “Bir havlular değişiyor, bir yiyecekler kayboluyor. Ne düşüneceğimi şaşırdım!”
“Bak, acaba Mehmet mi?” diye sordu Fatma. “Onda anahtar var ya. Belki sen yokken birilerini getiriyordur?”

Ayşegül düşündü. Oğlu ve gelini Gülcan mutlu bir evlilik sürdürüyordu, ama belki de gerçekten evini başkalarına açıyordu? Vicdanını rahatlatmak için Mehmet’i aradı.

“Anne, ciddi misin?” diye tepki gösterdi oğlu. “Ne sevgilisi? İşten başımı kaldıramıyorum, Gülcan’a sor! İnanmıyorsan alarm taktıralım. Kapı açılınca merkezi arayıp kod söylersin. Yoksa polis gelir.”

“Alarm mı?” diye elinin tersiyle itti Ayşegül. “Banka mı burası? Kayıp iki kutu konserve işte. Tamam oğlum, düşüneyim. Şüphelendiğim için kusura bakma.”

Oğlundan sonra kocasını aradı. Ahmet, olanları dinledikten sonra güldü:
“Ayşe, sen her şeyi karıştırırsın zaten! Düğüne zamanında yetişemediğini, saatleri şaşırdığını hatırlıyor musun? Şimdi de yine bir şeyleri unuttun herhalde.”

Ayşegül biraz rahatladı. Doğruydu, düğünde saat karışıklığı yüzünden neredeyse nikahı kaçırıyordu. Ama fotoğraflar? Onlar yalan söylemezdi!

Kayınvalidesine gitmeden önce gelini Gülcan aradı:
“Ayşegül Hanım, nasılsınız?”
“Alışveriş yapıyorum,” dedi Ayşegül. “Yarın kayınvalideme gidiyorum, bir de eczaneye uğrayacağım, toparlanacak çok şey var!”
“Kaç günlüğüne gideceksiniz?” diye sordu Gülcan.
“Her zamanki gibi iki hafta. Siz ne yapıyorsunuz?”
“Önemli bir şey yok, çocukları doyurdum, şimdi çamaşırları ütülüyorum. Dönmeden önce lütfen bir haber verir misiniz? Torunları getirmek isterim de, yokken gelmeyeyim.”

Ayşegül kabul etti, ama içinde hafif bir kuşku uyandı.

Gitmeden önce Fatma’ya rica etti:
“Evime göz kulak olur musun? Bir tuhaflık görürsen—gece ışık yanarsa, yabancı araba gelirse—hemen ara! Taksiyle dönerim.”

“Tamam,” dedi Fatma.

Üç gün sonra, gece yarısFatma’nın telefonuyla uyanan Ayşegül, hemen taksiye atladı ve eve vardığında, damadı Hüseyin’in Gülcan’la birlikte evde tatil yaptıklarını görünce, artık kimseye güvenemeyeceğini anladı.

Rate article
Lifequest
Deniz Kenarındaki Gölgeler