Eski Gölge: Beklenmedik Bir Kader Dönüşü
Fatma Hanım mutfakta oturmuş, camdan dışarı bakıyordu. Yüreği ağırlaşmıştı. Tek oğlu Mehmet, anne babasının evlilik yıldönümünü unutmuş, bir telefon bile açmamıştı. Gözyaşları yanaklarından süzülürken, bu kasvetli günü nasıl geçireceğini düşünüyordu. Ansızın telefonun çalmasıyla sessizlik yırtıldı. “Sonunda! Boşuna oğlum hakkında böyle kötü düşünmüşüm,” diye mırıldandı umutla, telefona koştu. Ancak ahizeyi kaldırır kaldırmaz, gelini Ayşe’nin sesini duyunca donakaldı. “Fatma Hanım, size önemli bir işim var,” diye keskin bir tavırla konuştu Ayşe, kaynanasına söz hakkı vermeden teklifini açıkladı.
“Nasıl yani? Benim haberim olmadan mı sattınız?” diye haykırdı Fatma Hanım, hislerini gizleyemeden. “Mehmet, nasıl yaparsın? Bunu senden beklemezdim!”
“Anne, ne diye bağırıyorsun? Öyle oldu işte. Alıcı çabuk bulundu, bizim de paraya ihtiyacımız vardı. Ayşe’nin iş kurması gerekiyordu. Sen tatilden dönene kadar beklemez miydik yani?” diye tersledi Mehmet.
“Oğlum, nasıl böyle bir şey yaparsın? O evde nice anılarımız var! En azından danışabilirdin!” diye içini çekti Fatma.
“Anne, açıkladım ya,” diyerek telefonu kapattı Mehmet.
Fatma Hanım öfkeden küplere binmişti. Son zamanlarda kendini ailesinin içinde bir yabancı gibi, unutulmuş ve gereksiz hissediyordu. Bütün suçu da gelini Ayşe’ye yüklüyordu.
Ayşe’nin hayatlarına girmesiyle Mehmet değişmişti. Artık annesinin isteklerini ve öğütlerini umursamıyordu. Bugünkü haber ise Fatma’nın yüreğini paramparça etti. Kocası Ahmet, oğullarına düğün hediyesi olarak ailelerinin eski Gölbaşı’ndaki yazlığını vermekte ısrar etmişti. Fatma karşı çıkmıştı ama Ahmet dediğinden dönmemişti.
“Neden bu kadar tutuyorsun ki bu evi?” demişti Ahmet. “Bize bu daire yeter. Gençler karar versin, ister otursunlar ister satsınlar. Oğlumuza verecek başka bir şeyimiz yok. En iyisi bu yazlık. Tartışma, kararım kesin.”
Ve işte, düğünden beş yıl sonra Mehmet yazlığı sattıklarını açıkladı. Ahmet yaşasaydı, oğlunun bu yaptığını onaylamazdı, buna emindi Fatma.
Yazlık gerçek bir hazineydi: ahşap, iki katlı, oymalı pencereleriyle, geniş verandası ve balkonlarıyla göl kenarındaki çam ormanının ortasında duruyordu. Fatma ile Ahmet evlendikten hemen sonra orada yaşamışlardı ve o günleri hayatının en mutlu anıları olarak hatırlıyordu. Doğa, huzur, samimi komşular, taze süt, yumurta, mis kokulu çilekler… Her şey bir cennet gibiydi. İşte orada, anne olacağını öğrenmişti. O ev, en güzel anılarıyla doluydu.
Ayşe ise, Fatma’ya göre, bu hediyenin kıymetini hiç bilmemişti. Mehmet’le nadiren yazlığa uğruyor, gece kalmak veya bir hafta geçirmek söz konusu bile olmuyordu. “Ben şehir insanıyım,” diyordu Ayşe. “Doğada sıkılıyorum; sıcak, tozlu, sivrisinekler… Konfor, klima lazım bana!” diyerek mükemmel ojeli tırnaklarını düzeltiyordu.
Fatma, önce kocasıyla, sonra onun vefatından sonra tek başına yazlığa gitmeye devam etti. İçten içe o evin kendisine ait olduğunu düşünüyor, bir gün oğlunun onu oraya yerleştireceğini hayal ediyordu. Arkadaşı Hayriye’yi davet edip şehir karmaşasından uzakta huzurlu günler geçiriyordu.
“Fatma, yazlığın çok güzel,” demişti bir gün Hayriye. “Satsan iyi para eder. Böyle evler şimdi çok değerli, hem doğası da nadide.”
“Satmayacağız,” diye karşı çıkmıştı Fatma. “Burada çok güzeldir. Ahmet’in ailesinin anısı.” Sürekli orada yaşamayı, misafir ağırlamayı, belki de ek gelir için bir bölümünü kiraya vermeyi düşlüyordu.
Ayşe, iktisat mezunuydu, doğum izninden sonra spor kulübündeki muhasebe işine dönmemişti. “Düşük maaşla çalışmam,” diyordu. “Bu aşağılayıcı.” Mehmet, fabrikada mühendis olarak çalışıyor, “Emir’le evde otur, benim maaşım yeter,” diyordu.
Fakat Ayşe sıkılmaya başlamıştı. Oğlu büyüdükçe, bir kuaför salonu açmaya karar verdi. “Buldum!” diye sevinçle Mehmet’e anlattı. “Yazlığı satalım, salon için yer alalım. Uygun bir yer buldum.”
“Yapabilir misin ki?” diye tereddüt etti Mehmet. “Hiç iş yönetmedin.”
“Elbette!” dedi Ayşe özgüvenle. “Usta bulurum, zaten eğitimim de var. Sadece yazlığı hızlıca satmamız lazım.”
“Yazlığı satmak üzücü,” dedi Mehmet. “Dedelerimizin, babamın hatırası. Belki kredi çekeriz?”
“Kredi falan yok!” diye kesip attı Ayşe. “Yazlık çok değerli, her şeye yeter. Eski bir ev, ne diye üzülüyorsun? Şimdi satmazsak, ilerde değeri düşer.”
Mehmet, her zamanki gibi Ayşe’nin mantığına teslim oldu. “Annem üzülür,” diye iç çekti.
“Üzülmez, kendine bir bahçe kiralar,” dedi Ayşe. “O ev bizim, onun değil.”
Mehmet, annesinin eşyalarını taşımak için bir kamyon tuttu. Fatma o sırada, oğlunun hediye ettiği tatildeydi. Döndüğünde yazlığın satıldığını öğrenince, cennet köşesindeki hayalleri yıkıldı.
Fatma, Ayşe’ye daha da içerledi. “BunuO günden sonra Fatma Hanım, Ayşe’nin sunduğu iş teklifini kabul ederek salonun idaresini üstlendi ve zamanla geliniyle arasındaki buzlar eridi, çünkü anladı ki bazen geçmişe tutunmak yerine yeni başlangıçlar, beklenmedik mutluluklar getirebilir.




