GELİN ADAYI: KABUL GÖREMEYEN BİR HİKAYE

**ÖYKÜ: KABUL GÖRMEYEN GELİN**

Melih, sevgilisi Özge’yi eve getirdiğinde, odada bir gerginlik havayı kapladı. Baba, Ahmet Bey, köşede sessizce oturuyor, ne bir kelime ediyordu; sanki onun fikri bu evde hiç önemli değildi. Ama anne, Sevim Hanım, tam tersine fırsat buldukça bir düzine soru daha soruyordu. Özge’yi daralmış gözlerle süzüyor, onda bir kusur, bir sahtelik ya da basitçe “olmaması gereken bir şey” arıyor gibiydi.

Özge onun hoşuna gitmemişti bir kere. Ufacık, silik, komik derecede sade giyinmişti — kız değil, sanki bir öğrenciydi. Örgülü saçları bu izlenimi daha da pekiştiriyordu. Peki ya ojeler, makyaj, şık kıyafetler? Hayır, tek oğlu için hayal ettiği gelin bu değildi. Komşuların kızı Dilara mesela — havalı, gösterişli, babası süt fabrikasının müdürü, annesi baş muhasebeci. Hem Dilara da hep Melih’e bakardı. İşte alınacak kız oydu, bu… soluk fare değil.

Ama Melih kararlıydı. Özge’yi delicesine seviyordu. Annesi onu bir kenara çekip Dilara’yı düşünmesi için ısrar ettiğinde, sert bir şekilde susturdu onu:
“Özge’yi seviyorum. Zaten nikah başvurusunu yaptık. Yeter anne, bu konuşmaları bırak.”

Düğünü sessiz ve sade yaptılar — Özge böyle istemişti. “Parayı hayatımız için harcamak daha iyi,” diyordu. Melih’in annesi öfkeden deliye dönmüştü, bunu bir utanç olarak görüyordu. Ama Melih yine karısının yanındaydı.

Genç çift, ailesiyle yaşıyordu. Sevim Hanım sürekli gelini azarlıyordu: yemekler kötüydü, oğlunu ihmal ediyordu, temizliği yarım yamalaktı. Melih uzun süre katlandı, ama bir gün kesin bir şekilde dedi ki:
“Taşınıyoruz.”
Kıt kanaat geçiniyorlardı, zordu, ama Melih gece gündüz çalışıyordu. Sonra kendi evlerini yapmaya kalkıştılar. Üstüne Özge öğretmen olmak için üniversiteye başladı — pek destek olamıyordu. Her şey Melih’in azmine bağlıydı.

Özge dört dörtlük çalıştı, okulu kırmızı diplomayla bitirdi. Sevinciyle kayınvalidesine koştu, belki artık onun çabalarını görür diye umdu. Ama Sevim Hanım sadece homurdandı:
“Oğlumu mahvediyorsun. Yanlış kadınla evlendin Melih. Dilara olsaydı daha rahat ederdin.”

Özge gözyaşları içinde çekip gitti. Melih’e şikayet etmedi. Hayatında zaten yeterince acı vardı. Babası, annesi içkiye başlayınca onları terk etmişti. Annesi ise, kızını sevse de, sarhoşken korkunç ve yabancı birine dönüşüyordu. Özge aç kalmış, annesinin ayyaş misafirlerinden saklanmıştı. Tek kurtuluşu, Melih’in sevgisi olmuştu.

Evlerini düzenlediler, çocukları oldu. Önce öğretmen, sonra müdür yardımcısı oldu. İki oğulları dünyaya geldi — Eren ve Deniz. Kayınvalide torunlarına bayılıyordu. Sevgiyle bakıyordu, ama Özge’ye hâlâ soğuk, neredeyse düşmanca davranıyordu. İletişimleri sadece “merhaba” – “görüşürüz” seviyesindeydi.

Oğulları büyüdü, başka bir şehirdeki hava harp okuluna girdiler. Önce biri, sonra diğeri. Ev boşaldı. Ahmet Bey sessizce öldü — tıpkı yaşadığı gibi, fark edilmeden. Sevim Hanım yalnız kaldı, ama hâlâ Özge’nin evine gelmek istemiyordu. İçindeki buz erimemişti.

Özge 45 yaşına bastı. Doğum gününde herkes toplandı — oğulları nişanlılarıyla, arkadaşlar, komşular. Kayınvalidesi bile geldi, köşede oturdu. Eğlencenin zirvesinde Özge’nin birden kötüleştiği fark edildi. Oturdu, benzi atmıştı. Herkes telaşlandı.

Ertesi gün hastaneye gitti. Döndüğünde duyduğu haber karşısında şok oldu: Hamileydi. Akşam Melih’e söyledi. Adam uzun süre sustu, sonra yumuşak bir sesle:
“Çok geç artık Özge. Bundan kurtulmalıyız. İnsanlar gülüp geçer…”

Özge başını salladı. Ama içinde bir şey kırıldı. Ağrılar içinde büzülüp kaldı. Sabah kayınvalidesine gitti. Kendi annesi yoktu, konuşacak kimsesi yoktu. Belki ondan bir sert şey duyarsa, karar vermesi kolaylaşır diye düşünmüştü…

Sevim Hanım önce sustu. Sonra aniden ağlamaya başladı. Melih’in nasıl hasta olduğunu, geceleri onu kurtarmak için nasıl uğraştığını, kaybetme korkusunu anlattı. Özge sessizce dinledi, sonra ona yaklaşıp sarıldı — ilk kez. Gözyaşlarına boğuldu, kendi çocukluğunu, annesinin içkilerini, korku ve açlığı anlattı.

Belki bir saat boyunca ağladılar. Birlikte. Yabancı, ama o an tamamen aynı olan iki kadın.

Akşam olunca, kayınvalide evlerine geldi. Habersiz, davetsiz.
“Sana gelmedim Melih. Özge’ye geldim,” dedi.
Özge hıçkıra hıçkıra ağladı. Hayatında hiç kimse ona “Özge’ciğim” diye hitap etmemişti — ne annesi, ne de kayınvalidesi.

Masaya oturdular. Sevim Hanım Özge’nin elini tuttu:
“Sakın aklından bile geçirme. Bebeği doğuracağız. Zamanımız var. Sen daha gençsin. Bu bir mutluluk. Herkese nasip olmaz. Melih’e ben anlatırım.”

Böyle karar verdiler. Ve beklenen günde Özge bir kız çocuğu doğurdu — Elif. Öyle güzeldi ki, kıvırcık saçları, upuzun kirpikleri vardı. Annesinin kkucağına verildiğinde, Özge artık dayanamayıp mutluluktan ağladı, çünkü hayatında ilk kez hem bir kızı hem de bir annesi olmuştu.

Rate article
Lifequest
GELİN ADAYI: KABUL GÖREMEYEN BİR HİKAYE