Kayınvalidenin Oğul İçin Verdiği Mücadele… Hatta Torunuyla Bile

Kayınvalidem, Oğlu İçin Benimle… Hatta Torunuyla Bile Savaştı

Kocamın annesine Necla Hanım derler. İlk bakışta sert mizaçlı bir kadın gibi göründü bana ve yanılmamışım. Bu kadın, tanıştığımız ilk andan itibaren beni gelişi olarak değil, bir işgalci gibi gördü; tek ve sevgili oğlunu elinden alan bir rakip gibi. Bunun geçici bir kıskançlık olduğunu, yalnız ve yorgun bir annenin, oğlunun kalbindeki yerinin artık bana ait olduğu gerçeğine alışamadığını düşündüm. Ama bir gün, oğlunun ilgisini sadece benimle değil… kendi torunuyla bile paylaşmaya çalışacağını asla hayal edemezdim.

Ailelerimiz tanıştıktan sonra, annem bana sessizce, endişeli bir sesle fısıldadı:
— Uzak bir yere taşının, belki o zaman huzur bulabilirsiniz. O yanınızdayken, asla rahat etmezsiniz.

Haksız değildi.

Kocam—Altan—büyükannesinden kalan dairede yaşıyorduk. Ve bu daire, kayınvalidemin evine sadece on dakikalık yürüme mesafesindeydi. Yani neredeyse bizimle yaşıyordu. Cumartesi sabahı saat yedide kapımızda beliriverirdi—”oğluma börek yaptım, taze taze yesin.” Gecenin bir yarısında çalardı kapıyı—”kalbim sıkıştı, bir şey olacak gibiydi.” İşten dönerken, apartmanın önündeki bankta oturmuş, bizi bekler bulurdum onu.

Uzun süresi sabrettim. Göz yumup, dişimi sıktım, öğretildiği gibi gülümsedim. Ama bir gün Altan’a dedim ki:
— Sevgilim, böyle devam edemeyiz. Bana çok ağır geliyor, ne özel alanımız kaldı ne de huzurumuz. Onunla konuşmalısın.

Konuştu. Bunu ertesi gün anladım, telefon çaldığında hızlı ve asla unutamayacağım bir cümle duydum:
— Ne utanmazsın sen! Bir anneyi oğlundan ayırmak istiyorsun!

O günden sonra Necla Hanım taktik değiştirdi. Artık bize davetsiz gelmiyordu, bunun yerine Altan’ı kendine çağırıyordu. Sürekli. Ya tansiyonu çıkmıştı, ya kalbi sıkışıyordu, ya da canı sıkılıyordu. Veya “oğlumun en sevdiği” keki pişiriyordu—nasıl reddedebilirdi ki? Kocam suçluluk duygusuyla gidip, bir saat sonra, bazen de geç saatlerde dönüyordu.

Annem derdi ki, bu durumda iki seçenek var—ya boşanacaksın, ya da katlanacaksın. Ben katlanmayı seçtim. Gözlerimi kapadım, görünmez oldum. Ta ki hamile kalana kadar.

İşte o zaman Altan bir anda uyandı. İlgi, şefkat, sevgi—mükemmel bir kocaydı. Ama ben ne kadar mutlu oldukça, kayınvalide daha da karardı. Ve hissettim ki, sadece bana değil… çocuğa da kıskançlık duyuyordu.

Doğumdan sonra hastaneden çıkacağımız gün Altan neredeyse geç kalıyordu. Annesi sabahın erken saatlerinde panik içinde aramış—”kötü hissediyorum”, “kalbim çarpıyor”, “galiba ölüyorum.” Doktor yerine oğlunu çağırmıştı. Altan koşarak gitti, ambulans çağırdı, ama doktorlar omuz silkti: tansiyonu biraz oynamıştı, başka bir şey yoktu. O, son anda yetişti hastaneye, mahcup ve perişan. O an her şeyi anlamıştım.

Bebeği eve getirdiğimizde, kayınvalide torununu görmeye geldi. Ama bütün ilgisi çocukta değildi. Evin içinde dolanıp durdu, yalnızlığından şikâyet etti, Altan’a sürekli “annenle biraz vakit geçir, burada kapalı kalmışsın” diye baskı yaptı. Hatta kendi kız kardeşi bile dayanamadı:
— Necla, aklını mı yitirdin? Burda yeni doğmuş bir bebek var, kutlama yapıyoruz. Sen neyin mücadelesini veriyorsun?

Bu sadece başlangıçtı. Ne zaman bir doğum günü, tatil ya da gezi planlasak, Necla Hanım’ın bir “krizi” oluyordu. Ve sadece kapris değil, tam bir tarkta sahneye çıkıyordu. Sahte gözyaşlarıyla arar, acındırma oyunları oynar, histerik sahneler yaratırdı.

İşten çıkarıldığımda, bebekle evde kaldım. Altan iki kişilik çalışmaya başladı, erken gidip geç geliyordu. Oğluyla vakit geçirebileceği tek fırsat hafta sonlarıydı. Ama kayınvalide o iki günü bile bize çok görüyordu. Ya “musluk tamir etmesi” gerekiyordu, ya “dolaptan bir şey çıkarması,” ya da sadece “gelip biraz oturması.”

Dayanamadım. Onu aradım. Sakin ama kararlı bir şekilde dedim ki:
— Necla Hanım, Altan’ın çocukla geçirebileceği sadece iki günü var. Sizi mutlaka ziyaret edecek, ama daha sonra. Bırakın babalık yapsın.

Peki bana ne dedi biliyor musunuz?

— Oğlumun babalık yapmak için önünde koskoca bir ömür var. Ama annesi bir tane. Üstelik bu çocuk sonuncusu olacak diye bir şey yok…

O an her şey netleşti. Gözünde kimse—ne torun, ne gelin, ne de kendi oğlunun duyguları—önemli değildi. Önemli olan sadece kendisiydi.

Sonunda bardağı taşıran damla oldu. Çocuğumuzun doğum günüydü. Necla Hanım, Altan’ı “musluğu tamir etmesi” için çağırdı. Tam o gün. Reddedince, bağırmalar, tehditler ve sahte bir “kriz” sahneledi. Artık yetti.

Altan ilk kez patladı:
— Anne, bir ailem var. Ve onu senin yüzünden mahvetmeyeceğim. Seni seviyorum, ama artık her dediğine koşmayacağım.

Tabii ki suçlu ben oldum. Çünkü asla suç onun değildi. Ama hiçbir şey söylemedim. Aslında her şeyi kendi elleriyle yıktı. Dikkat açlığıyla, bencilliğiyle.

Bazen düşünüAma şimdi aramızda sadece derin bir sessizlik ve onulmaz bir yabancılık var.

Rate article
Lifequest
Kayınvalidenin Oğul İçin Verdiği Mücadele… Hatta Torunuyla Bile