“Önce yaşlandı, şimdi bir de hasta oldu! Tamam, boşanıyorum!” dedi kocası, sinirle kapıyı çarparak çıkarken. Ne kadar yanıldığını bilmiyordu…
Ayşegül mutfak masasında oturmuş, telefonunu sıkıca tutuyordu. Telefondaki ses ona öyle beklenmedik bir haber vermişti ki bir an dünya durmuş gibi hissetti. Aklında binbir düşünce uçuşuyor, ama hiçbiri net bir cevaba dönüşmüyordu.
Ne yapmalıydı? Bu soru içinde çırpınıyor, ama cevap bulamıyordu. Başkalarına açılmak istemiyordu; insanların başkasının mutluluğuna sevindiği ya da derdine üzüldüğü çok nadirdi. Sözler başkaydı, kalptekini kim bilebilirdi ki?
Eskiden annesiyle babasına her şeyi anlatırdı. Onlar onun desteğiydi. Ama artık yoklardı, ve Ayşegül onlara her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyordu. Kocası mı? Bir zamanlar ona güvenirdi, ama son zamanlarda soğuduğunu fark etmişti. Sürekli yaşına laf atıyor, hayatın sonbaharının erken geldiğini ima ediyordu. Bazen internette okuduğu bir yazıyı hatırlatıp “Kadınlar erkeklerden daha hızlı yaşlanıyor” diyor, bazen de “Kendine eskisi kadar özen göstermiyorsun” diye serzenişte bulunuyordu.
Ama Ayşegül neyin değiştiğini anlamıyordu. Aynı kuaföre gidiyor, manikürünü kendisi yapıyor, şık kıyafetler seçiyordu. Elbette yılların izi vardı, ama kocası da genç kalmamıştı ya! Başka çiftler el ele geziyor, gülüyor, planlar yaparken, o giderek daha çok yalnız kalıyordu. Kocasının “işten geç kalmasının” asıl sebebini de biliyordu.
Çocuklarıyla paylaşmak istemedi. Kızı yeni evlenmiş, anne olmaya hazırlanıyordu. Oğlu ise başka bir şehirde okuyordu. Onları üzmek istemedi. Ama bir şeyi çok iyi biliyordu: Kocasıyla konuşmalıydı. Bir kez olsun açıkça söylemeliydi, içinde hâlâ o eskiden âşık olduğu adam var mıydı?
Akşam kocası Mehmet’i işten dönerken ciddi bir ifadeyle karşıladı.
“Bir şey mi oldu?” diye şaşırdı Mehmet, bakışlarını görünce.
“Evet,” dedi Ayşegül derin bir nefes alarak. “Doktor kötü bir teşhis koydu. Söylesene, yardıma ihtiyacım olursa yanımda olacak mısın?”
Mehmet tedirgin oldu.
“Ne teşhisi bu?”
“Önemli değil,” dedi Ayşegül. “Önemli olan, zor zamanımda benimle kalacak mısın?”
Kocası derin bir nefes aldı, yüzünü sıvazladı ve koltuğa çöktü.
“Ayşe, anlıyorsun ya… Zaten konuşmak istiyordum. Uzun zamandır erteliyordum. Kısacası, ben gidiyorum. Erken yaşlandın, bir de hastalık çıktı. Affet ama sana bakacak gücüm yok. Daha çok şey yaşamam lazım, ama sen… Neyse, başka biri de var zaten. Sen üstesinden gelirsin, hep yaparsın bunu.”
Hızlıca kalktı, yatak odasına gidip bir çanta hazırladı.
“Diğer eşyalarımı sonra alırım. Kendine iyi bak. Unutma, ben senin iyiliğini istedim.”
Kapı çarpıldı, Ayşegül yalnız kaldı. Ağlamadı. Sadece yorgun bir gülümsemeyle, “İşte kanıtlandı,” dedi içinden.
Birkaç gün sonra, Ayşegül pencerenin önünde oturmuş, ne yapacağını düşünüyordu. Telefonu çaldı. Ekranda oğlunun numarası belirdi.
“Anne, evde misin?” diye neşeyle sordu Emre.
“Tabii ki, ne zaman geleceksin?”
“İşte sürpriz bu! Staj için bizim şehre geliyorum! Anladın mı?”
Ayşegül kahkaha attı.
“İşte gerçek bir hediye!”
Uzun zamandır ilk kez içi hafiflemişti.
Bir hafta sonra Emre evdeydi. Aynı akşam Ayşegül onunla konuşmaya karar verdi.
“Emre, önemli bir şey öğrendim…” diye başladı. “Noterden bir telefon geldi. Anlayamadım, meğer ben annemle babamın öz çocukları değilmişim. Gerçek annem beni bebekken bırakıp zengin biriyle yurt dışına gitmiş. Geçenlerde dul kalmış, beni bulması için bir dedektif tutmuş. Ama bulamadan uçak kazasında ölmüş. Şimdi bana miras teklif ediyorlar.”
Emre ıslık çaldı.
“Vay canına! Peki sen ne düşünüyorsun?”
“Bilmiyorum. Beni terk etmiş, şimdi mirasını mı alacağım?”
“Anne, eğer reddedersen miras başkasına gider. Ama böyle… Sen rahat edersin.”
“Haklısın. Ama nereden başlayacağımı bilmiyorum. Dil bilmiyorum, pasaportum yok…”
“Hallederiz,” dedi Emre kararlılıkla. “Bir avukat buluruz.”
Birkaç gün sonra, Ayşegül hiç bilmediği bir ülkede uçağın merdivenlerinde duruyordu. Yanında, işin bütün ayrıntılarını bilen tecrübeli avukat Serkan vardı. Sadece işinde iyi değil, aynı zamanda keyifli bir sohbet arkadaşıydı.
“Ayşegül Hanım, size bir şey itiraf edeyim, başta bu işi kabul etmeyecektim,” dedi Serkan. “Ama içime bir his doğdu, sizinle tanışmam önemli olacak.”
Ayşegül gülümsedi.
Bütün evrakları hallettiler, ama mülkün satışı zaman aldı. Serkan ona şehri gezdirdi, tarihi yerleri gösterdi. Zamanla, Ayşegül uzun yıllar sonra ilk kez… mutlu olduğunu fark etti.
İşler bittiğinde, Serkan onu havaalanına uğurladı.
“Ayşegül Hanım, dürüst olayım, gidişiniz beni üzecek,” dedi. “Sizin gibi samimi birini uzun zamandır tanımamıştım.”
“O zaman bize bekleriz,” diye nazikçe”Bir yıl sonra İzmir’deki evlerinin balkonunda gün batımını izlerken, Ayşegül Serkan’ın elini tuttu ve ‘Her şey seninle başladı,’ diye fısıldadı.”




