Kestanelerin İhaneti, Kabuğun İçindeki Sır

“GÜNAH FINDIK, ÇEKİRDEK KOVADA”

“Bu yaşta delikanlı gibi aşk peşinde koşulur mu? Adam 46 yaşında! Ne düşünüyor bu? Bu kız ona kız olacak yaşta! Aralarında nasıl bir aşk olabilir ki? Hıh… Aşık olmuş, fare gibi kutuya düşmüş! Anlamıyorum ve anlamak da istemiyorum!” diye söyleniyordu Emine, kocasının davranışlarına içerlemişti.

Bütün bu öfkeyi dinleyen Emine’nin en yakın arkadaşı Ayşe’ydi.

“Acele karar verme, Emine. Her şey düzelir. Senin ailen mükemmel,” diye teselli etti Ayşe.

Gerçi Ayşe de, iş arkadaşları da, hatta komşular da biliyordu ki Emine’nin mutlu ailesinin huzuru iplere bağlıydı.

Cemal (Emine’nin kocası) sanki zincirinden boşanmıştı. Kendisi değildi.

…Her şey bir trafik kazasıyla başladı. Bu kaza, önce küçük bir ilgiye, sonra da tutkulu bir aşka dönüştü.

Kıştı. Yollar buz tutmuştu. Her sabah Cemal ofisine arabasıyla giderdi. O gün de dikkatli, yavaş sürüyordu. Yaya geçidinde durdu.

Bir anda bir kız çıkageldi ve arabanın kaputuna yığıldı. Cemal ne olduğunu anlamadı. İlk anda kızın bilerek arabasının önüne atladığını düşündü. Ama düşünecek vakti yoktu. Hemen arabadan fırladı ve kıza yardım etmeye koştu.

Kız inliyordu.

Cemal onu arabasına alıp en yakın hastaneye götürdü. Kız kesinlikle doktora gitmek istemedi. “Şimdi daha iyiyim,” dedi. Ama sıcak bir çayı reddetmezdi tabii…

Cemal yabancı kızı ofisine götürdü.

Lezzetli çay ve tost ikram etti.

Tanıştılar. Kızın adı Melek’ti. Cemal içinden, bu kızın ne kadar güzel olduğunu düşündü. Sevimli, kalkık burunlu, kıvırcık saçlı, yaşının ötesinde olgun duran bir kızdı. Bir de bir masal kahramanı gibi büyüleyiciydi. Ona bakmaktan ve o tatlı sesini dinlemekten kendini alamadı. Ama Cemal hemen kendine geldi. Başını salladı, sanki bir büyüden kurtuluyormuş gibi, ve kızı kapıya kadar geçirdi. Zaten çok değerli iş vaktini kaybetmişti. Melek’e kartvizitini uzattı. Sadece nezaket gereğiydi.

“Melek, bir şey olursa arayın…”

Akşama kadar Cemal sabahki olayı unutmuştu bile.

İki gün sonra Melek aradı. Buluşmak istedi. Çok önemli ve acil bir işi varmış.

Cemal hâlâ Melek’e karşı suçlu hissediyordu, buluşmaya gitti.

“Mağdur” kız, küçük dairesinin kapısını ardına kadar açtı. Cemal içeri girdi. Kızın sağ kolu bandajlıydı.

“Gördünüz mü, Cemal Bey… Mutfağa bir tablo asmak istedim. Olmuyor. Elim ağrıyor. Yardım eder misiniz?” diye yüzünü buruşturdu.

“Tabii, hemen hallederiz. Aletleri verin,” diye atıldı Cemal.

Tablo kısa sürede duvara asıldı. Mutfak masasında ise bir şişe şarap ve meyveler belirdi.

“Bunu kutlamalıyız. Bu tabloyu asmayı çok istiyordum. Ama erkek eli yoktu,” diyerek misafirini masaya buyur etti Melek.

Cemal kıza hayır diyemedi. Melek’e acımıştı. Bu kadar güzel bir kız ve yalnız…

Şarap sohbetlerle bitti, meyvelere dokunulmadı. Yemek isteği yoktu. Tek arzu, konuşmak, konuşmak, konuşmaktı…

Cemal eve döndüğünde sırlarla dolu ve şaşkındı. Gece olmuştu. Eşi Emine ve kızı Ece huzurla uyuyordu. Onlar bilirdi ki Cemal için iş her şeyden önce gelirdi. Bazen sabaha karşı ofisten geldiği bile olurdu.

Altı ay sonra Cemal ailesini terk ettiğini açıkladı. Emine ve Ece, koca ve baba delirmiş zannettiler. Tabii, Emine kocasında bazı değişiklikler fark etmişti. Mesela, ilk kez doğum gününü unutmuştu. İkincisi, aile bütçesi nedense üçte birine düşmüştü. Üçüncüsü, Cemal evde eskisinden çok daha az vakit geçiriyordu. Dördüncü, beşinci hatta onuncu sebep de bulunabilirdi…

Emine kötü düşünceleri kafasından kovuyordu. En kötüsüne inanmak istemiyordu. Hep alay ederdi “sakalda akıl, belde şeytan” sözüyle.

Kocasına yüzde yüz güveniyordu. Üstelik kendine her zaman çok iyi bakardı. Hatta iş yerinde hayranları bile vardı. Ama onların tüm çabaları Emine’nin soğukluğuna çarpıp dağılırdı. Emine sadece kocasını sever, ona inanırdı. Ve bir anda sevdiği adamdan böyle bir darbe!

Emine çılgına dönmüş, kızı Ece’ye koştu.

“Ece’ciğim, babanla konuş. Kim bu araya giren kadın? Bu ilişki ne kadar ciddi?”

Ece, annesinden habersiz, babasını ziyaret etmişti bile. O da bu gizemi çözmek istiyordu.

“Anne, acı gerçeği söyleyeyim. Babam âşık olmuş. Şüphe yok. Bu kız benden beş yaş büyük. 26 yaşında. Güzel bir adı var: Melek. Biliyor musun, bana senin gençliğine benziyor gibi geldi. Adeta aynı yüz,” diye çarpıcı bir yorum yaptı Ece.

Emine bu sözlerle donakaldı ve beti benzi attı. Ece telefonunda “rakibin” fotoğrafını gösterince, sakinleştirici hap istedi.

“Aman Allah’ım! Bu olamaz! İnanmıyorum!” diye söylendi Emine.

Ece hiçbir şey anlamıyordu.

…Eski günahların gölgesi uzun olur. “İşte o gölge beni yakaladı,” diye düşündü Emine içini çekerek.

…Emine, ilk kocasıyla 17 yaşındayken tanışmıştı. O zamanlar gençEmine, yıllar önce terk ettiği kızı Melek’in ardından gözyaşları içinde, “Her şeyin bir bedeli var,” diye fısıldadı ve yeni bir sayfa açmak için kapıyı çekip gitti.

Rate article
Lifequest
Kestanelerin İhaneti, Kabuğun İçindeki Sır