**KALP YENİDEN ÇARPIYOR**
Ayşe, kızı Nil’i kimden olduğunu bilmeden dünyaya getirdi. Evlilik dışı bir “sürçme”ydi, denebilir.
Evet, bir genç adam Ayşe’ye kur yapıyordu. Evlenme teklif etmedi ama bir o kadar yakışıklı ve kibardı. Ayşe, koluna girer, başı dik bir şekilde onu apartman önünde oturan “ayçiçeği” ninelerin yanından geçirirdi. Bu emekliler, tıpkı güneşe dönen ayçiçekleri gibi, geçen herkesi döner döner izlerdi.
Genç adam hiç çalışmazdı. Kelebek gibi hafif yaşamayı severdi. Ayşe onu doyurur, içirir, yanında yatırırdı. Önüne renkli bir halı serer gibiydi. Ama bir gün birden, Ayşe’yle sıkıldığını, onu bir kadın olarak yeterince takdir etmediğini söyledi. “Beni bir deniz kenarına götürseydin keşke, eğer seviyorsan…”
Ayşe bir hafta boyunca ağladı. Sonra “sevgisiz” kalan fotoğraflarını yırtıp yaktı. Bir ay yalnız başına acı çekti. Ardından Mehmet’le tanıştı.
Bir sabah işe yetişmeye çalışıyordu. Otobüs durağında sinirle beklerken yanına bir taksi yanaştı. Şoför kapıyı açıp onu götürmeyi teklif etti. Ayşe düşünmeden atladı içeri.
Yolda sohbet ettiler. Ayşe hemen adamı değerlendirdi: orta yaşlı, bakımlı, tıraşlı, ütülü. Ayrıca taksi şoförünün centilmenliği hoşuna gitmişti. Bütün görünüşü, bir kadının elinin değdiğini anlatıyordu. Ayşe içinden, “Ya annesidir,” dedi.
Mehmet (kendini böyle tanıttı) ilk aşkının tam tersiydi. Ayşe hiç düşünmeden numarasını verdi. Tanışmayı sürdürmek istiyordu. Hayatında ücretsiz taksiye bindiği tek seferdi bu.
Zamanla görüşmeye başladılar. Mehmet onu çiçeklere boğuyor, hediyeler veriyor, şefkatle seviyordu.
Bir ilkbahar günü ormanda gezerken Ayşe kardelen toplamaya başladı. Mehmet de ona katıldı. Topladıklarını arabaya koydular. Mehmet direksiyona geçti, kendi demetini arka koltuğa özenle yerleştirdi. Ayşe’nin aklına bir anda, “Karısına,” düşüncesi geldi. Sormaya cesaret edemedi. Ya evliyse? Altı aydır Mehmet’e alışmıştı. Tatlı bir yanılsamayı tercih etti. Sustu.
Ama çok geçmeden Mehmet’in karısı kapısına dikildi. Yanında iki küçük çocukla gelmişti:
“Alın, canım, bunları büyütün! Babalarını çok seviyorlar!”
Ayşe şaşkınlıkla, “Affedersiniz, evli olduğunu bilmiyordum. Ailenizi yıkmak niyetim yok. Başkasının ocağına kendi yuvamı kurmam,” diyebildi.
O akşam “evli bey”e son verdi.
Sonraki aşkı, Kâmuran’dı.
Gürcüydü. Ayşe’yle ilişkisi kısa sürdü. Bir kasırga gibi girdi hayatına, bir rüzgâr gibi çıkıp gitti.
Bir arkadaşının doğum gününde tanışmışlardı. Kâmuran, bu tatlı ve sakin kızı hemen etkisi altına aldı. Ayşe direnmedi, karizmatik erkeğin baskısına boyun eğdi.
Kâmuran, cömertliği, neşesi ve geniş yüreğiyle onu kendine bağladı. Onunla ne sıkılacak ne de üzülecek zamanı vardı. Kâmuran’ın bitmek bilmeyen planları olurdu. Sanki hiç derdi yokmuş gibiydi. Ayşe onunla dünyanın ucuna bile koşardı. Ama ne yazık ki…
Bir yıl boyunca Ayşe’yi elde taşıdı. Sonra Gürcistan’a döndü. Türkiye’ye alışamamıştı. Ya iklim uymamıştı, ya da hasta annesi çağırmıştı.
Ayşe terk edilmiş ve değersiz hissetti. “Artık yeter. Tek başıma yaşarım, hiç olmazsa gözyaşı dökmezYıllar sonra, Nil’in düğününde Ayşe yine o kardelenleri hatırladı ve anladı ki hayat, acılarıyla tatlılarıyla, hep bir çiçek gibi açıp soluyordu.




