Eskiden, çok eski bir zamanda, İstanbul’un kalabalık sokaklarında bir aile yaşardı. Ayşegül, mutfak masasında oturmuş, telefonunu sıkıca tutuyordu. Diğer taraftan gelen ses, ona öyle beklenmedik bir haber vermişti ki bir an dünya durmuş gibi hissetti. Aklında bin bir düşünce uçuşuyordu ama hiçbiri bir plana dönüşmüyordu.
Ne yapmalıydı? Bu soru içinde bir çekiç gibi vuruyordu ama cevap yoktu. Derdini kimseyle paylaşmak istemiyordu. Hayat ona şunu öğretmişti: İnsanlar, başkasının mutluluğuna içten sevinmez, derdine de gerçekten üzülmezdi. Sözler ayrı, yüreklerde ne gizli, kim bilebilirdi?
Bir zamanlar annesiyle babasına her şeyi anlatırdı. Onlar onun dayanağıydı. Ama şimdi ikisi de yoktu ve Ayşegül onlara hiç olmadığı kadar muhtaç hissetti. Peki ya kocası? Bir zamanlar ona güvenirdi, ama son zamanlarda soğuklaşmıştı. Sürekli yaşını hatırlatıyor, “Kadınlar erkeklerden daha çabuk yaşlanır” diyen makaleler okuyor, hatta bakımsız olduğunu ima ediyordu.
Oysa Ayşegül, aynı güzellik salonuna gidiyor, kendi elleriyle manikür yapıyor, şık kıyafetler seçiyordu. Elbette yıllar iz bırakmıştı ama Mehmet de genç değildi ki! Aynı yaştaki çiftler el ele gezerken, onlar giderek uzaklaşmıştı. Mehmet sık sık “iş” bahanesiyle geç geliyordu ama Ayşegül gerçeği biliyordu.
Çocuklarına yük olmak istemedi. Kızı yeni evlenmiş, anne olmaya hazırlanıyordu. Oğlu Tolga ise Ankara’da üniversite okuyordu. Ama bir şey kesindi: Mehmet’le konuşmalıydı. Eğer içinde o eski sevgi kalmışsa, bunu bilmeliydi.
Akşam Mehmet işten döndüğünde, Ayşegül’ün ciddi ifadesini görünce şaşırdı:
“Bir şey mi oldu?”
“Evet,” diye derin bir nefes aldı Ayşegül. “Doktor kötü bir teşhis koydu. Eğer yardıma ihtiyacım olursa, yanımda olur musun?”
Mehmet tedirgin oldu:
“Ne teşhisi bu?”
“Önemli değil,” dedi Ayşegül. “Önemli olan, zor zamanımda benimle kalır mısın?”
Mehmet yüzünü ovuşturdu, koltuğa çöktü:
“Ayşe, bak… Zaten konuşmak istiyordum. Uzun zamandır erteliyordum. Artık ayrılıyoruz. Erken yaşlandın, şimdi de hastalık… Özür dilerim ama sana bakacak halim yok. Benim önümde daha uzun yıllar var, seninle uğraşamam. Üstelik başka biri var. Sen her şeyin üstesinden gelirsin, hep geldin ya…”
Hızlıca yatak odasına gitti, bir çanta hazırladı.
“Diğer eşyalarımı sonra alırım. Kendine iyi bak. Hakkını helal et.”
Kapı çarpıldı. Ayşegül ağlamadı. Sadece yorgun bir gülümsemeyle, “İşte bunu kanıtlamak istemiştim,” diye mırıldandı.
Günler geçti. Bir akşam, pencerenin yanında oturmuş düşünürken telefonu çaldı. Tolga aramıştı.
“Anne, evde misin?” diye neşeyle sordu.
“Tabii ki. Ne zaman geleceksin?”
“Sürpriz olsun diye söylemedim! Stajım İstanbul’a çıktı! İnanabiliyor musun?”
Ayşegül kahkaha attı:
“Vallahi müjde bu!” Yüreğine uzun zamandır ilk kez bir ferahlık çökmüştü.
Bir hafta sonra Tolga geldi. Ayşegül o gece ona açıldı:
“Oğlum, çok önemli bir şey öğrendim…” diye başladı. “Noter aradı. Meğlcrüüseannem ve babam aslında öz ailem değilmiş. Gerçek annem beni bebekken bırakıp zengin biriyle yurt dışına gitmiş. Dul kalınca beni bulmak için dedektif tutmuş ama uçağı düşmüş. Şimdi miras teklif ediyorlar.”
Tolga ıslık çaldı:
“Vay canına! Şaşırdın mı?”
“Evet. Reddetmeli miyim bilmiyorum. Beni terk etmiş, şimdi mirasını mı alacağım?”
“Anne, eğer vazgeçersen miras başkasına gider. Bu parayla rahat edersin.”
“Haklısın. Ama nereden başlayacağım? Yabancı dil bilmiyorum, pasaportum bile yok…”
“Ben hallederim,” dedi Tolga kararlılıkla. “Avukat buluruz.”
Birkaç gün sonra Ayşegül, hiç bilmediği bir ülkede uçağın merdivenlerinde duruyordu. Yanında avukat Murat vardı. İşin tüm detaylarını bilen, aynı zamanda iyi bir dosttu.
“Ayşegül Hanım,” diye itiraf etti bir gün, “Bu davayı ilk duyduğumda tereddüt ettim. Ama içimden bir ses, sizinle tanışmanın önemli olacağını söyledi.”
Gülümsedi.
Evler satıldı, işlemler uzun sürdü. Murat ona şehri gezdirdi, tarihi yerleri gösterdi. Ayşegül, yıllar sonra ilk kez… mutlu olduğunu fark etti.
Dönüş vakti gelince, Murat onu havaalanına bıraktı:
“Sizi özleyeceğim,” dedi içtenlikle.
“O zaman bize bekleriz,” diye nazikçe cevapladı Ayşegül.
“Mutlaka geleceğim.”
Eve dönünce, parayı çocuklarıyla paylaştı. Tolga’ya ev aldı, kızına hesap açtı, bir kısmını da bankaya yatırdı.
Mehmet’i düşünmedi bile. Ta ki bir gün kapı çalana kadar. Karşısında sarhoş, perişan bir Mehmet duruyordu:
“Ayşe… Beni affet.”
“Git.”
“Benden başka kim seni ister ki?” diye alay etti.
Tam o sırada asansörden Murat çıktı, elinde bir buket çiçekle:
“İyi akşamlar, Ayşegül Hanım.”
Mehmet’in yüzü bembeyaz oldu.
“Defol,” diye tekrarladı Ayşegül kapıyı çarpmadan önce.
İki yıl sonra… Ayşegül nine olmuştu. Murat ona evlenmeMurat’ın evlenme teklifini kabul etti ve hayatının geri kalanını huzur içinde, sevgi dolu bir yuvada geçirdi.




