Bir şehirde Hatice Hanım adında bir kadın yaşardı. Kendince oldukça düzgün bir hayat sürdüğünü düşünürdü. Evlenmemiş, çocuğu olmamıştı belki ama İstanbul’da kendine ait tertemiz bir dairesi ve mobilya fabrikasında muhasebeci olarak iyi bir işi vardı.
Ellili yaşlarına kadar sakin ve huzurlu bir ömür sürmüştü. Komşularının hayatlarına baktıkça kendi durumundan memnuniyeti daha da artardı. “Ben iyi bir insanım, kimseye kötülük yapmam” diye düşünürdü içinden.
Komşularıysa pek ‘tuhaf’tı. Mesela aynı katta oturan 60’lı yaşlarında bir kadın vardı – saçlarını mora boyatmıştı! Bu yaştan sonra dar kot pantolonlar giyip, parlak renkli tişörtlerle dolaşırdı. Mahallede herkes ona gülerdi. “Şehrin delisi”ydi artık o!
“Rezillik!” diye düşünürdü Hatice Hanım, bu garip kadını gördükçe. Kendisinin yaşına uygun, düzgün giyindiği için içi rahattı.
Üçüncü komşusundan bahsetmek bile ayıptı. Daha 21 yaşındaydı, bir de üstüne beş yaşında bir kızı vardı. Belli ki daha lisedeyken hamile kalmıştı! “Ailesi neredeymiş?” diye sinirlenirdi Hatice Hanım. Sonradan öğrendi ki, aslında kızın ailesi yoktu; küçük kardeşini tek başına büyütüyordu. Üstelik mor saçlı komşusuyla da çok iyi anlaşıyorlardı. Kız çalışırken, yaşlı kadın çocuğa bakıyordu.
Hatice Hanım için bu hiç şaşırtıcı değildi. “Böyle insanlar birbirini bulur” diye düşünürdü. “Benim gibi düzgün insanlardan uzak dururlar. Beni görünce gözlerini kaçırıp asansörde selam verip geçerler.”
Sonuncu komşusu ise 30’lu yaşlarında, her yeri dövme dolu bir adamdı! Hatice Hanım ilk gördüğünde afallamıştı. “Normal insan böyle mi gezer? Zekâsıyla öne çıkamadığı için tenini mi mahvediyor acaba?” diye düşünür, gençliğinden beri bu tarz insanları hep yargılardı.
Her gün asansörde komşularından birini görüp içinden böyle eleştirir, eve gelince kendi düzenli hayatının kıymetini bilirdi. Tek arkadaşıyla da telefonlaşırken hep bu konular açılırdı. “Dövmeli tip”, “erken anne olan kız” ve “çılgın yaşlı kadın”, sohbetlerinin başlıca konularıydı.
Bir akşam işten dönerken Hatice Hanım’ın canı çok sıkkındı. İş yerinde bir hata yapılmıştı ve suç tabii ki muhasebeciye atılacaktı. Sabah beri başı ağrıyordu, bir de kulaklarında uğultu başladı, ayakları birden ağırlaştı. Zar zor apartmana ulaşıp banka oturdu. Tam o sırada eline bir dokunuş hissetti. Başını kaldırdığında mor saçlı komşusunu gördü.
“İyi misiniz? Size bir şey mi oldu?” diye sordu kadın.
“Başım… çok ağrıyor…” diye inledi Hatice.
“Hadi, Murat Bey’e gidelim, bugün evde. Çok solgunsunuz.”
“Kim bu Murat?” diye sordu Hatice şaşkınlıkla.
“Sizin katta oturuyor? Kalp doktorudur kendisi. Bilmiyor muydunuz?”
Katlarına çıkıp Murat’ın kapısını çaldıklarında, karşılarında Hatice’nin “asılsız, düzgün olmayan adam” diye nitelendirdiği dövmeli komşuyu buldular. Murat Bey, Hatice Hanım’ın tansiyonunu ölçüp ona bir ilaç verdi, biraz dinlendirdi. Kısa sürede baş ağrısı geçti.
“Lütfen kontrole gidin” dedi doktor gülümseyerek. “Bu yaşta bile tansiyona dikkat etmek lazım!”
Hatice mahcup oldu. Daha dün arkadaşına “Dış görünüşüne takılmış, beyni boş” demişti bu adam için. Oysa o her gün insanların hayatını kurtarıyordu.
Kapıya vuran sesle irkildi. Mor saçlı komşusu, yanında genç kızın küçük kızıyla duruyordu.
“İyi misiniz diye bakayım dedim. Küçük Elif’i de getirdim, kızı işte… Sizinle tanışmayı çok istiyordum ama cesaret edemiyordum. Hep komşularla sohbet ederiz, siz hep uzak durursunuz!”
Hatice hiç düşünmeden, “Buyurun, çay yapalım” dedi. “Yardım ettiğiniz için teşekkür ederim.”
“Ne demek! Ben insanların halini hemen anlarım. Gençliğim hasta anneme bakmakla geçti. 14 yaşımdan beri onunla ilgilendim. Evlenemedim, okulumu bitiremedim… Şimdi yaşlandım artık, biraz renk katıyorum hayatıma” diyerek mor saçlarını gösterdi. “Ama Aslı’ya yazık. O daha kötü durumda.”
“Aslı kim?” diye sordu Hatice.
“Şu karşı dairedeki genç kız. Elif onun kardeşi aslında. Ailesi bir trafik kazasında vefat etmiş. O da kardeşini evlat edinip büyütüyor. Üniversiteyi bırakmak zorunda kaldı, gece gündüz çalışıyor. Murat Bey bazen ona maddi destek oluyor…”
Komşuları gittikten sonra Hatice mutfakta dalgın dalgın oturdu. Aslı’ya yardım teklif etmeliydi, belki çocuğa birkaç saat bakabilirdi. Üstelik o kızıl saç boyasını denemek istiyordu ama “Bu yaştan sonra ayıp olur” diye vazgeçmişti. Ertesi gün mor saçlı komşusuna danışacaktı! Bir de Murat Bey’e teşekkür için börek yapıp ikram etmeliydi…




