Bugün günlüğüme bir şeyler karalamak istiyorum çünkü içimde birikenleri artık taşıyamıyorum. Belki bu satırlar bana kendimi hatırlatır.
İlk kez boşanmayı düşündüğümde henüz altı aylık evliydim. Ama o iki pembe çizgi görününce, sabah bulantılarının arasında kaybolup gitti bu düşünce.
İlk kez Murat’la bir barda tanışmıştım. Eski dans akademisinden arkadaşlarım, “Bir kerecik eğlen!” diye ısrar etmişlerdi. Kendinden emin, pahalı bir kol saati takan, masasında evrakları karıştıran bu adam, bana başka bir dünyadan gelmiş gibi gelmişti.
“Üzülecek kadar güzel değilsin,” dedi yalnız kaldığım masama yaklaşarak. Arkadaşlarım tuvalete pudralanmaya gitmişlerdi.
Daha ne dediğini hatırlamıyorum. Sesi ılık bir Türk kahvesi gibiydi sadece – tok, kadifemsi.
Murat benden sekiz yaş büyüktü, ailesinin temizlik malzemeleri işinde payı vardı. Beni fark etmesinin sebebi, o bara ait olmadığımı hissettirmemdi sanki.
Narin, güzel ve –konuşunca anladığı– ihtiyaçları kısıtlı biri. Fakir bir ailede büyümüş, bale hayaliyle çocukluğunu harcamış, sonra sakatlanıp antrenörlüğe geçmiştim.
Kısacası genç, fakir, saf. Mükemmel bir eş adayıydım. Tanıştığımız akşam annesine şöyle demişti:
“Sanırım sana o çok istediğin torunları doğuracak kızı buldum.”
Üç ay sonra Murat bana evlenme teklif ettiğinde annem mutluluktan ağlamıştı:
“Sonunda güvende olacaksın!”
Gelinim olacak kadın, Ayşe Hanım, çekinmeden etrafımda dönüp incelemişti beni, bir at pazarında tay seçer gibi:
“İyi kız. Alıyoruz.”
Düğün organizasyonunu da damat tarafı üstlendi.
“Turkuaz pasta olmasında sakınca var mı?” diye sormuştu Ayşe Hanım. “Firmanın rengi, bilirsin.”
Ben gülümsedim:
“Tabii, siz bilirsiniz.”
Balayına deniz kenarına uçtuk. Daha uçakta iken Murat uyarmıştı:
“Annem uzun süre haber alamazsa endişeleniyor. Günde iki kez arayacağız – sabah ve akşam. Detayları seviyor, not al ya da fotoğraf çek.”
Eve dönüşle birlikte yeni ailemin içindeki hayatım başladı.
“Annem bunu iletti,” dedi Murat, önüme deri ciltli bir defter koyarak. “Aile geleneklerinin listesi. Doğum günleri, seneler, yazlık gezileri…”
Defteri karıştırdım:
5 Ocak – Hala Emine’nin Günü. Çiçek: Beyaz karanfil.
23 Nisan – Dayı Mehmet’i tebrik et. En iyi hediye: Kaliteli rakı.
Haziran’ın ilk pazarı – Aile mangal günü.
Her pazar – Aile yemeği. Kıyafet kodu: Klasik.
Program oldukça yoğun ve katıydı.
“Peki… kendi işlerime zamanı nasıl ekleyebilirim?” diye cesaretle sordum.
Murat güldü, saçlarımı okşayarak:
“Senin işlerin artık bizim işlerimiz, tatlım.”
Bu durumun ciddiyetini bir hafta sonra anladım.
“Nereye?” diye sordu Murat, kapıda önümü keserek.
“Masaj kursuna… Anlaşmıştık ya.”
“Olmaz. Bugün annemin mağazada yardıma ihtiyacı var.”
“Ama ben…”
“Merve,” yumuşakça çenemi tuttu. “Biz bir aileyiz. Aile işimiz var. Ailenin bir parçası olmak istemiyor musun?”
Pazar günü aile yemeğinde ise Ayşe Hanım ağzını açtı:
“Spor salonundaki işini bırakacaksın. Dün iyi iş çıkardın, mağazada kasiyer eksiğimiz var.”
“Ama ben…”
“Aileye faydalı olmak istemiyor musun?” diye kaşını kaldırdı Ayşe Hanım, sonra oğluna baktı: “Yoksa?”
Murat sessizce onayladı ve bifteğini kesmeye devam etti. Soru, her zamanki gibi tartışmaya kapalıydı. Roller belli, görevler dağıtılmıştı. Yapacaktım.
O gece ilk kez boşanmayı düşündüm. Daha doğrusu, kaçmayı. Banyoda, damlayan suyu dinlerken, aileme nasıl “Korkunç bir hata yaptım, suskun bir kukla olmak istemiyorum,” diyeceğimi hayal ettim.
“Aklını mı kaçırdın? Yoksulluğa mı dönmek istiyorsun? Seni o kadar güzel koruyor!” Annemin sesini daha ağzımı açmadan duydum.
Sonra o iki çizgi çıktı ve Merve kaldı.
Başka ne yapabilirdim ki?
***
İkinci çocuğa hamileyken, Ayşe Hanım’ın sevdiği şekilde mercimek çorbasını pişirmeyi öğrenmiştim. Murat’ın “toplantılar” dediği gecikmelerde irkilmemeyi, herkese “Her şey yolunda” diyen bir gülümseme takınmayı da…
Tek inanmayan, çocukluk arkadaşım Zeynep’ti.
Çünkü biliyordu ki, Ayşe Hanım’a verdiğim kozmetik faturaları için ayrı bir set alıyordum; izin almadan ailemi bile ziyaret etme hakkım yoktu. “Mutlu eş ve anne” maskesi, her gün ruhumdan kocaman bir parça koparıyordu.
“Orada boğuluyorsun! İşinden nefret ediyorsun! Kayınvaliden her akşam kasanı kontrol ediyor!” diye çıkıştı bir gün Zeynep.
“Normaldir,” diye omuz silktim.
“Merve, beden terapileri ne olacak? Masaj kurslarına gidip insanlarla çalışmayı hayal ediyordun!” diye bağırdı Zeynep, hayallerin nasıl böyle unutulabildiğine şaşırarak.
“Çok eskide kaldı.”
“Murat sağa sola aldatıyor seni!”
Bu doğrudu. Önce sadece şüphelenmiştim. Ama bir gün, Ayşe Hanım’ın doğum gününde, Murat’ın bir misafire baktığını gördüm. İş ortağının eşiydi sanırım. Peşini bırakmadım ve depoda buldum onları: o gömleğini dO gün aynanın karşısında, çocukların gürültüsü arasında, sonunda anladım ki kendimi kaybetmek yerine bulmamın tek yolu, o kapıdan cesaretle çıkmaktı.




