Asi Anneler

Bugün günlüğüme bir şeyler karalamak istiyorum. Hayat bazen tuhaf dönemeçlerle dolu.

Oğuz ve Aylin evlendiğinde herkes çok mutlu oldu.

Oğuz’un annesi Sevim, nikah dairesinde gözyaşlarını tutamadı. Aylin’in annesi Lale ise damadı öyle bir sımsıkı sarıldı ki, sanki çocukluğundan beri tanıyordu.

Ne Sevim’in ne de Lale’nin eşi vardı. İkisi de çocuklarını tek başına büyütmüştü. İkisi de çok şey görmüştü hayatta.

Biri sert, kesin kararlı; diğeri daha yumuşak başlıydı ama her zaman birbirlerine saygı duydular. Çocuklarının mutluluğunu başkalarının üzüntüsü üzerine kurmadılar.

İlk aylar çift, küçük bir ev kiraladı. Tek odalı, sigara içen komşusu olan, gürültülü bir apartman dairesi. Ama en azından kendi kurallarıyla yaşıyorlardı.

Altı ay sonra Aylin’in aklına bir fikir geldi. Oğuz da harika ve mantıklı buldu.

Ve iki hafta sonra o meşhur konuşma yapıldı. Annelerle…

***

“Anne, lütfen hemen tepki gösterme. Aylin’le düşündük de…”

Sevim oğluna sessizce baktı. Ne diyeceğini merak ediyordu. Onun çılgın fikirlerine alışıktı zaten.

“Şey… senin iki odalı evin var, Lale Teyze’ninki üç odalı. Biz ise kiralık evde yaşıyoruz. Hem pahalı hem de rahatsız. Üç odalı eve taşınmak istiyoruz.”

“Devam et.”

“Lale Teyze… senin evine taşınabilir. Biz de onun evine geçeriz. Orada daha ferah olur.”

Sanki bir masa oyununun kurallarını anlatıyor gibiydi. Sakin, en ufak bir şüphe belirtisi olmadan.

“Ne kadar?” diye sordu Sevim.

“Şey… kendimize ev alana kadar. Belki beş yıl, belki on.

Sevim bağırmadı. Yüzü bile değişmedi. Sadece şunu söyledi:

“Düşüneyim.”

Ve balkona çıktı. Uzun süre durdu, boş avluya baktı ve göğsünde yavaş, ağır bir soğukluğun yükseldiğini hissetti.

***

Ertesi gün Lale de aynı şeyi duydu kızından.

“Anne, Sevim Teyze’yle aran iyi zaten. Pek yakın değilsiniz belki ama iyi geçiniyorsunuz. Neden birlikte yaşamayasınız? Biz de buraya taşınırız.”

Lale sözünü kesti.

“Yani benim hayatımı kiraya mı vereceksiniz?”

Aylin şaşırdı.

“Yok öyle bir şey değil. Sadece… sizler hayatınızı yaşadınız. Biz ise yeni başlıyoruz.”

“Hayatımı yaşadım mı? Demek beni çöpe attın?”

“Yanlış anladın.”

“Hayır, çok iyi anladım. Teşekkürler, kızım.”

***

Bir hafta sonra hep birlikte konuşmaya karar verdiler.

Sevim ilk gelen oldu. Lale ikinci. Gençlerin karşısına oturdular.

Çift, ciddi görünüyordu. Neredeyse resmi bir havaları vardı.

“Anneler, kavga etmek istemiyoruz. Bizi anlamanızı ve bize destek olmanızı istiyoruz. Zor durumdayız. Paramız yok. Çocuk düşünüyoruz. Sizlerin her birinizin evi var. Bizse kira ödüyoruz, bir sürü para harcıyoruz. Mantık nerede? Size ne zorluğu var birlikte yaşamanın?”

Sevim ilk cevap veren oldu.

“Zor. Hele bir de kendi evladın için bir yük olduğunu bilmek…”

Lale devam etti:

“Çocuklar, siz de bizi anlamaya çalışın. Her birimizin kendi hayatı var. Kendi sessizliği. Kendi ritmi. Kendi evi. Kimseye bir şey borçlu değiliz ve kimseye uymak zorunda değiliz.”

“Ama ikiniz de yalnızsınız. Birlikte daha eğlenceli olur. Ne engel ki?” diye ısrar etti Aylin.

“Öz saygı,” dedi Sevim, “ve kendi hayatımızın hakkı.”

“Yani nasıl yaşadığımız umrunuzda değil mi?” Oğuz’un sesi, kırgınlıkla titredi.

“Umurumuzda,” dedi Lale, “ama ‘yardım etmek’ ile ‘kendini hiçe saymak’ arasında fark var. Siz ikincisini teklif ediyorsunuz.”

Gençler birbirlerine baktı. Böyle bir yanıt beklememişlerdi.

Tabii ki tartışma olacağını, gözyaşlarının akacağını ve sonunda anlaşacaklarını düşünmüşlerdi.

Ama karşılarında sakin, net bir “hayır” buldular.

O akşam Sevim bulaşıkları yıkadı; yavaş ve dikkatle. Her kaşığı. Sanki bu basit hareketin içinde huzur arıyordu.

Lale de, aynı amaçla, plansız bir temizliğe girişti. Silip süpürdü. Sadece düşünmemek için.

Çalıştıkça öfkesi azaldı, yerini yorgunluk aldı.

Hayır, çocuklarına karşı değillerdi. Onlara kötülük de istemiyorlardı. Ama o konuşmadan sonra anladılar ki, evlatları için artık hiçbir şey ifade etmiyorlardı.

Onlar sadece birer zemin, üzerinde rahatça basılan, bakmaya bile gerek duyulmayan bir yer.

Çocukların umurunda değildi ki onlar da insandı. Kendi alışkanlıkları, yalnızlıkları ve kendi sınırları olan.

***

Bir ay geçti.

Oğuz ve Aylin bir daha bu konuyu açmadılar.

Daha büyük bir ev kiraladılar, kredi çektiler.

Şikayet ettiler tabii. Pahalılıktan, geçim zorluğundan, destek görmemekten.

Ama annelerini bir araya getirmeyi artık istemiyorlardı.

Belki duyduklarını düşündüler. Belki de bu “inatçı anneler” hakkında sosyal medyada yazdıklarında gelen yorumları okuyunca ayıldılar. Neredeyse her yorum şöyle başlıyordu: “Siz manyak mısınız?”

Sevim ve Lale ise bir şekilde yakınlaştılar. Tiyatroya gittiler, yemek tarifleri paylaştılar. Can dostu olmasalar da mütteVe böylece, herkes kendi yolunda ilerlerken, anladılar ki bazen en büyük iyilik, birbirinin sınırlarına saygı duymaktır.

Rate article
Lifequest
Asi Anneler