Şu an birden fark ettim ki kocamla aramızdaki aşk yeniden canlandı… Tadilattan sonra. Artık hissetmeyi unuttuğumuzu sanıyordum. Nihayetinde on altı yıllık bir evlilik bu. Eski bir kazak gibi: rahat, alışılmış, sadece artık ısıtmıyor.
Mehmet’le uzun zamandır aynı rutinde yaşıyorduk: iş, akşam yemeği, uyumadan önce nadir sohbetler. Tartışmıyor, kavga etmiyorduk – sadece yaşadık. Düzgün, sakin, neredeyse kardeş gibi. Coşku yoktu, çılgın tutkular yoktu. Bazen iki yan yana büyümüş ağaç gibi olduğumuzu düşünüyordum: kökler birbirine dolanmış, ama dallar çoktan ayrı yönlere uzanmış.
Ta ki tadilat başlayana kadar.
Bunu boşuna yapmadık. Yiğit ilk kez deniz kampına gitti. İki dönem! “Anne, artık büyüdüm!” diye gururla haykırdı on iki yaşındaki oğlum, ışıklı spor ayakkabılarını valize tıkıştırırken. Mehmet’le birlikte peronda durup giden trene el salladık ve boş eve döndüğümüzde anVe şimdi, yeni baştan öğreniyoruz ki sevgi asla kaybolmuyor, sadece ara sıra kendini hatırlatmayı bekliyor.




