Anne’nin Başarıları

Bugün günlüğüme yazarken aklıma dün otobüste duyduğum bir konuşma geldi. Bir genç kız telefonda konuşuyordu: “Babam çok başarılı bir adam ama annem hiçbir şey başaramadı, sıkıcı bir ev kadını.” İşte o an kendimi onun yerine koydum.

Ayşe, Elif’in mutfağında oturmuş, gözyaşlarını tutmaya çalışmıyordu. Eşi Ahmet bir hafta önce onu terk etmişti ve içindeki acıyı dökecek birine ihtiyacı vardı.

Yakın arkadaş değillerdi, sadece mahalleden tanışıyorlardı. Yıllar önce, yeni taşındıkları semtte bebek arabalarıyla parkta gezinti yaparken tanışmışlardı. Çocukları aynı yaştaydı, apartmanları yan yanaydı.

Elif, Ayşe’nin aksine, oğlu altı aylıkken işe dönmüştü. Şimdi, 18 yıl sonra, o kaderlerini belirleyen parktaki konuşmayı hatırladılar.

“Gerçekten işe mi dönüyorsun? Peki çocuğa kim bakacak?” diye sormuştu Ayşe, sesinde hem endişe hem de merak vardı.

“Yarım gün bir bakıcı gelecek,” diye yanıtlamıştı Elif. “Yasalar çok hızlı değişiyor, eğer işten koparsam patron başka bir muhasebeci alacak. Ayrıca bu işimi kaybetmek istemiyorum, sonra iyi bir iş bulmam zor olabilir.”

“Benim Ahmet diyor ki çocuğumun yanında olmalıyım. Kariyer bekleyebilir…”

“Kariyer kimseyi beklemez, Ayşe. Benim kocam da evde oturan bir eş istiyor. Ama ben mesleğimi biliyorum: üç yıl kaybedersen yetişmen zor, beş yıl geçerse geride kalırsın.”

“Ama onlar daha o kadar küçük ki,” diye iç çekmişti Ayşe. “Çocuğumu bir yabancıya bırakmak içim acıyor. Üç yaşına kadar bir çocuğun anneye ihtiyacı var, bunu her yerde yazıyor.”

“Bence bu kadar kritik değil. Asıl önemli olan, annenin hayatından keyif alması. Çocuk da annesinin mutlu olduğunu görürse kendini iyi hisseder. Gerisi detay.”

“Bilmiyorum, ben en azından kreşe başlayana kadar Selim’le kendim ilgileneceğim. Ahmet yeterince kazanıyor…”

“Bu güzel, Ayşe, ama erkekler bu duruma çok çabuk alışıyor, sonra kurtulmak zor oluyor. Annem böyle yaşadı ve her zaman derdi ki aile içinde eriyip gitmemek lazım.”

“Ahmet’in boynuna asılmayacağım tabii, Selim büyüyünce çalışmaya başlarım.”

Ama izin uzadıkça uzadı. Dört yıl sonra Ayşe’nin bir kızı oldu, işler daha da zorlaştı. Kocası hiç yardım etmedi, çünkü çocuk yetiştirmenin kadın işi olduğuna inanıyordu, onun görevi sadece para kazanmaktı.

Ayşe “yarım gün çalışacağım” dediğinde ise hemen savuşturdu:

“Aklını mı kaçırdın? Senin evin, çocukların var. Bana yorgun ve bitkin bir eş mi lazım? Sana iyi bakmıyor muyum?”

Küçük kız okula başladığında, Ayşe nihayet mesleğine geri dönmeye çalıştı. Ancak mimaride artık 3D programlar kullanılıyordu ve o bunları bilmiyordu. Eski meslektaşları çok ilerlemiş, birçoğu yönetici pozisyonlarına yükselmişti. Onun tecrübesi eskimişti. Üstelik mülakatlarda direkt söylüyorlardı: “On yıldır çalışmıyorsunuz…”

Kimse onun bir zamanlar mimarlık fakültesini dereceyle bitirdiğini, 28 yaşına kadar prestijli bir firmada büyük projelerde çalıştığını umursamıyordu. Bunlar geçmişte kalmıştı. Şimdi ise çocuklarının onun emeğini hiçe saydığını görüyordu. Kocası açıkça bir ilişki yaşıyor ve yalan söylemekten çekinmiyordu—sonuçta kocasına bağımlı bir ev kadınıydı, nereye gidebilirdi ki?

Bir gün onu utandırmaya çalıştığında Ahmet omuz silkti:

“Böyle yaşamayı sen seçtin.”

***

Bu arada Elif hem kariyerini hem de çocuğunu idare ediyordu. Zordu, yoruluyor, bazen suçluluk duyuyordu: “Kötü bir anneyim.” Kocası her yardım istediğinde, “Benim annem her şeyi yapardı, sen işi aileden önce tutuyorsun” diyordu.

15 yıllık evliliğin ardından kocası terk etti:

“Akşam yemeğini bile zamanında yapamıyorsun! Esra hiç değilse…”

“Esra, insan kaynaklarından olan mı?” diye kesmişti Elif. “Uzun zamandır sormak istiyordum.”

Kocası mahcup bir sessizliğe bürünmüştü. Elif sakin devam etti:

“Size bol şans. Yalnız nafakayı düzenli ödersin.”

“Kariyerinle ailemizi mahvettin,” diyerek anahtarları masaya fırlatmıştı Murat.

Elif yavaşça başını kaldırdı:

“Hayır. Bunu mahveden sensin, çünkü benim kendim olmama izin vermedin.”

Bu olduğunda Elif 45 yaşındaydı. Boşandığını duyunca şaşırmadı, üzülmedi bile. Adeta rahatlamıştı. Sürekli şikayetlerinden bıkmıştı. “Daha kolay” bir kadın bulmuştu? İyi ya. Elif kendine güveniyordu. Belki muhteşem bir kariyer yapmamıştı, ama iyi bir uzmandı ve ailesinin ihtiyaçlarını karşılayabiliyordu. Kızı, bazen okul etkinliklerini kaçırdığı için kızsa da, büyüdüğünde annesinin her zaman yanında olduğunu ve akıllıca tavsiyeler verdiğini biliyordu.

Ayşe bir süre ailesini ancak kendini tamamen onlara adayarak kurtarabildiğini düşündü. Ama çocuklar üniversiteye gidince, Ahmet asistanına kaçtı. En azından evi ve bir miktar para bıraktı. İşte o gün Ayşe, Elif’i arayıp ziyarete gitti. Tam o sırada otobüsteki kızın sözleriAyşe gözyaşlarını silip gülümsedi ve “Belki de en büyük başarım, kendimi yeniden keşfetmek oldu,” dedi.

Rate article
Lifequest
Anne’nin Başarıları