Kışın İlk Günü Zorlu Başladı: İş ve Kötü Hava Arasında Kalanlar

Kışın ilk günü pek de iyi başlamamıştı. Ayşe’nin işe gitmesi gerekiyordu, ama hava berbattı. Kar ve yağmur birbirine karışmış, sıcaklık sıfırın altına düşmüştü, ne bir şey ne öbürü.

Mont giymek zorunda kaldı, kalın botlarını ayağına geçirdi. Uzun bir aradan sonra ilk iş günüydü. Yazın, sevgilisi Cem’le öyle mutluydu ki, onun tavsiyesiyle düşünmeden işinden ayrılmıştı. Sevgilisi deniz tatili için bilet almıştı, ama patronu izin vermemişti. O da istifa etmişti…

O zamanlar gökyüzü pırıl pırıldı… Ayşe, deniz kenarında bir evlilik teklifi bekliyordu. O zaman çalışmaya ne gerek vardı ki? Cem ikisini de öyle güzel geçindirecekti ki, onun kazandığı üç kuruşun hiçbir önemi olmayacaktı.

Ayşe o günlerde düğün hayalleri kuruyor, Cem’in lüks evinde mutlu bir aile tablosu hayal ediyordu. Şimdi bu düşüncesizliği için kendine nasıl da kızıyordu!

Tatilde ona hiç evlenme teklif etmedi. Güzel restoranlara götürdü, birkaç harika gece yaşattı ve geri getirdi. Hemen terk etmedi tabii, neredeyse altı ay boyunca ona umut verdi, ilişkilerinin bir sonu olacağını söyledi. Derken bir hafta önce Ayşe dayanamayıp sordu:

“Hayatınla ilgili planların nedir?”

“Çok plan yok, Ayşe’ciğim,” dedi Cem. “Eski eşime dönmeyi düşünüyorum. Babamla ortak işimiz var, o da hastalandı. Her şeyi oğluma bırakacak, eşim de reşit olana kadar idare edecek. Ama eğer ailemi birleştirirsem, her şey bana ve oğluma geçecek. İşte böyle, sert koşullar var. Özür dilerim, canım…”

Sonra bir sürü boş laf, aşk, vedanın hüznü… Ne kadar mutsuz, güçsüz ve çaresizmiş…

Ayşe, onun son hediyesi olan kürk mantosunu omzuna attı ve kısaca:

“Hoşça kal!”

Ve onun hayatından çıkıp gitti. Cem için üzülmüyordu ama geçen zaman için içi acıyordu.

Bu “acıyı” atlatıp eski işine geri dönmek, müdürden af dilemek zorunda kaldı. İş arkadaşlarıyla iki kelime ettikten sonra müdürün kapısı önünde beklemeye başladı. Sabah toplantısı sürüyordu. Kapalı kapılar ardından müdürün öfkeli sesi duyuluyordu.

Herhalde birini hatalarından dolayı azarlıyordu.

Toplantı bitip herkes dağılınca, Ayşe çekinerek içeri girdi ve gülümseyerek selam verdi. Sonra ricasını iletti, her şeyi basitçe anlattı: “İşsiz yaşayamam, kişisel hayatım da yolunda gitmedi.”

Patronu, ona karşı kayıtsız değildi ama mutlu bir evliliği vardı. Şefkatle baktı ve:

“Başkasını asla geri almazdım. Ama seni alacağım. Tabii eski pozisyonunda değil, kusura bakma, o şu an dolu. Benim sekreterim olur musun? Fatma 1 Aralık’ta doğum iznine çıkıyor. Ama disiplinli olacaksın! Plansız izin yok!”

Kabul etmek zorunda kaldı. Ve işte ilk iş günü. Dar etek, beyaz bluz, sade makyaj, özenli bir saç. Ayakkabıları çantasına koyup ofiste değiştirecekti. Durağa yetişmeye çalışırken müdürden bir mesaj geldi:

“Erken gelmeni rica ediyorum. Acil beş dakikalık toplantı.”

Saatine baktı ve yetişemeyeceğini anladı. Taksi çağırmalıydı. Durup numarayı çevirirken, aniden bir çocuk kaykayla yanından geçti ve ona çarptı! Böyle havada kaykay sürmek de neyin nesiydi?

İkisi birden yere yuvarlandı. Mont kirlenmiş, çorap parçalanmış, telefon yola fırlamıştı. Bunlar düzeltilebilirdi ama çocuk kötü görünüyordu. Bacağını tutuyordu. Ayşe ve yoldan geçenlerin yardımıyla ayağa kalktı ama basamıyordu.

Biri telefonunu uzattı. Ambulans geldi.

“Çocukla kim gelecek?” diye sordu doktor. Herkes başını öne eğip uzaklaştı.

Ayşe gitmek zorunda kaldı.

Kaykayı, yırtılmış okul çantasını toplayıp ambulansa bindi. Hastanede çocuk muayenedeyTelefonu tekrar çaldığında, müdürün değil, adını bile henüz bilmediği bu yeni hayatın çağrısıydı.

Rate article
Lifequest
Kışın İlk Günü Zorlu Başladı: İş ve Kötü Hava Arasında Kalanlar