Hiçbir Zaman Geç Değil Başlamak İçin

—Anne, sen tamamen deli misin?

Kızının sözleri, Lale’nin ciğerine işledi. Sert ve acı bir darbe gibiydi.

Acı verici.

Sessizce patates soymaya devam etti.

“Herkes bize parmakla işaret ediyor, anne eğlence peşinde! Babam olsa neyse, o erkek ama sen? Sen bir kadınsın! Ailenin temelisin. Utanmıyor musun?”

Lale’nin gözünden bir damla yaş süzüldü, avucuna düştü, ardından birkaç damla daha… Gözyaşları artık durmuyordu, kızı ise hâlâ öfkeyle bağırıp duruyordu.

Eşi Murat, omuzları çökmüş, suratı asık bir şekilde sandalyede oturuyordu.

—Babam hasta, sen neler yapıyorsun? Ona bakman gerek! —Murat hıçkırdı.— Böyle mi yapılır anne? Bütün gençliğini sana verdi, çocuk yaptınız, büyüttünüz, şimdi ne oluyor?

Hasta düşünce kaçıp gitmeye mi karar verdin? Hayır, canım öyle olmaz!

—Nasıl olmalı peki? —diye sordu Lale.

—Ne? Dalga mı geçiyorsun? Baksana babama… Dalga geçiyor!

—Sen bana, Ayşe, sanki düşmanmışım gibi davranıyorsun… Babana sahip çıkmak için şimdi mi akıl ettin?

—Anne! Ne saçmalıyorsun, kendini zavallı göstermeye çalışıyorsun! Artık dayanamıyorum… Hemen büyükannemi arayacağım, gelsin seninle konuşsun, rezillik!

—Tahmin et, —diye dönüp babasına dedi Ayşe,— üniversiteden dönüyordum, onlar… parkta kolkola geziyorlardı. O, şiirler okuyordu, muhtemelen kendi yazdığı aşk şiirleri, değil mi anne?

—Çok kötüsün, Ayşe, hem kötü hem cahilsin. Gençliğinin verdiği bir şey bu…

Hiç pişman bile değil! Tamam, büyükanneleri arıyorum, ikisini de, gelsinler seninle konuşsunlar!

Lale sessizce doğruldu, ev elbiselerinin kırışıklıklarını düzeltti, görünmez tozları silkeler gibi yaptı.

Ayağa kalktı.

—Peki, sevgili ailem, gidiyorum ben.

—Nereye, Lale?

—Senden ayrılıyorum, Murat…

—Nasıl ayrılıyorsun? Nereye? Ya ben? Ben ne yapacağım?

Kızı ise öfkeyle annesine bakarak telefonda birilerine bir şeyler anlatıyordu.

—Ayşee, Ayşe! —diye feryat etti Murat, sanki bir cenaze varmış gibi,— Ayşe!

—Ne oldu baba? Belin mi? Neren ağrıyor?

—Ayy, of… Ayşe… annen… gidiyor dedi.

—Nasıl gidiyor? Nereye? Anne… Bu yaşta ne yapıyorsun?

Lale acı bir tebessümle baktı.

Bavuluna eşyalarını dikkatle yerleştiriyordu.

Aslında daha önce gitmek istemişti ama Murat hastalanmıştı, bel fıtığı ağrıları tutmuştu, zavallı adam nasıl da inliyordu…

—Lale… Galiba fıtık var…

—MRI’da bir şey çıkmamıştı.

—O doktorlar ne anlar ki… Biliyor musun Lale, bilerek söylemiyorlar.

—Öyle mi? Neden?

—Para kazanmak için! İş yerindeki Hüseyin’in de öyle olmuştu… Bel ağrısı diyorlardı, merhemler, haplar… Sonra baktık ki fıtıkmış, hem de çok kötü bir türü…

Lale o zaman gitmemişti, zavallı adamı yalnız bırakamamıştı.

Ama şimdi…

—Ne kadar hayatın kaldı ki, Lale? —demişti en iyi arkadaşı Sevgi,— sen onlara köle gibi çalışıyorsun. Murat’tan ne gördün ki?

Hiç-bir-şey! diye masaya vurmuştu Sevgi.

Bütün gençliğini gezerek geçirdi, öyle değil mi? Hatta berbere götürdüğü o kadını hatırlıyor musun?

—Müjde.

—Ah, evet, Müjde! İki işte çalışıyorsun, bir de ek iş yapıyorsun, Murat ise koltukta uzanıyor. Murat’a kaplıca gerek, beli ağrıyor… Murat hemen kaplıcaya uçuyor, deniz kenarına… Lale ise önce kaynvalidesinin bahçesine, sonra annesine koşuyor!

Peki Lale’nin kırk yaşında aksayarak yürümesi normal mi?

—Ama Sevgi, —diye savunmuştu kendini Lale,— Murat…

—Murat ne? Farklı bir şeyden mi yapılmış? Aaa… tabii, o erkek, kutsal bir varlık! Diğer erkeklere bak, onlar aileleri için canla başla çalışıyorlar.

Sen ise didiniyorsun, o ise… fırsatçının teki.

—Sevgi, —diye usulca baktı Lale,— sen Murat’ı hiç sevmezsin… Sanki sana bir şey yapmış gibi. Hep uzak durursun, birlikte kutlamalara gelmezsin…

Bu soruyu sormuştu ama içi titriyordu, ya Sevgi itiraf ederse, arada bir şeyler olduysa?

—Tamam, söyleyeceğim…

Lale büzüşmüştü.

—O biçareyi sevecek bir şey bulamıyorum, anlıyor musun? Hâlâ gözümün önüne geliyor, nasıl da elleriyle üzerimde geziyordu.

Uyuduğum o geceyi hatırlıyor musun? Gençtim, deliksiz uyurdum.

Onun doğum gününü kutluyorduk, yazlıktaydık, biraz fazla içmiştim, uyumuşum. O sırada Mehmet’le daha yeni tanışmıştık.

Beni odada yatırmıştın. Uyandığımda nefes alamıyordum, pis kokulu elleriyle ağzımı kapamış, öbür eliyle üzerimde geziniyordu.

Nasıl kurtulduğumu hatırlamıyorum, ama suratını tırmalamıştım. Sonra “kedi yaptı” demişti, değil mi?

Asıl korkuncu ne biliyor musun?

Annesi yanımızdaydı ve her şeyi görüyordu! Bana “sen ona yüz verdin” dedi.

Sana söylemekle tehdit ettim, o ise güldü, “Sakın ha, söyleme! Yoksa ben de sana iftira atarım” dedi.

O yüzden hemen oradan ayrıldım, senin mutSonunda Lale, kendi hayatını yaşamanın hiçbir yaş için geç olmadığını anladı ve içindeki özgürlük duygusuyla yeni bir sayfa açtı.

Rate article
Lifequest
Hiçbir Zaman Geç Değil Başlamak İçin