Kocasından boşandıktan sonra Ayşe uzun süre kendine gelemedi. İbrahim’ini delicesine seviyordu, karakteri böyleydi zaten. Sevdimi gözü hiçbir şey görmezdi, tüm benliğini kocasına ve oğluna adamıştı. Oğlu zaten ayrı mesele, her kadının hayatında asla vazgeçemeyeceği tek erkek oydu.
Onur liseyi bitirince insanlara yardım etmeye karar verip tıp fakültesine girdi. Ayşe hep yanında olacağını sanmıştı ama oğlu farklı karar verdi. Ailesinden kilometrelerce uzakta bir üniversite seçti. İbrahim ise umursamazdı, zaten her şeye karşı kayıtsızdı.
“Ne var bunda Ayşe, oğlum doktor olmak istiyorsa hayırlısı olsun. Bu onun hayatı, onun sorunu,” diyordu.
Oysa oğlu bunu çocukluğundan beri hayal ediyordu.
“Anne, biliyorsun hep insanlara yardım etmek istedim. Yani bu sana sürpriz olmamalı. Tabii beni hep yanında istediğini biliyorum ama olamaz, ben artık bir erkeğim. Nadir görüşeceğiz ama söz veriyorum fırsat buldukça geleceğim. Seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun, dünyanın en harika annesisin. Bunu asla unutma. İhtiyacın olursa hep yanında olacağım,” diyordu Onur, bavulunu hazırlarken.
Son tatildi bu, mezuniyetten önce…
“Oğlum, sana güvenebileceğimi biliyorum, bu güzel sözlerin için teşekkür ederim. Ama yanında baban da var. Yani her şey yoluna girecek. Sen bizim için endişelenme. Hepsi düzelir.”
Onur mezun olduktan sonra evlendi, Ankara’da iş buldu ve bir kız çocukları oldu. Ayşe onları daha sık görmek istiyordu ama uzaktaydılar, o yüzden oğlunun tatilini bekliyordu.
İbrahim’le yirmi beş yıl evli kalmışlardı, her şey yolunda görünüyordu. Ayşe güzel, eğitimli, zeki bir kadındı. İbrahim ise üniversitede uzun süre peşinden koşmuştu, bir şekilde hayatına girmişti, halbuki pek çok talibi vardı.
Kavga etmeyi sevmeyen biriydi, evde de işte de tüm pürüzleri ustalıkla yumuşatırdı, kibar ve nazikti. Kocası ise kaba ve sertti. Ama ona da yaklaşmasını bilmişti. İş kurmasına yardım etmişti, tamirhane işi için birlikte plan yapmışlardı. Ayşe başından sonuna kadar onun yanında olmuştu.
Bir gün arkadaşlarıyla kafede buluşmuşlardı, Fatma’nın torunu olmuştu. Üçü uzun zamandır arkadaştı. Elif, Ayşe’yle aynı ofiste çalışıyordu, Fatma ise ev hanımıydı, kocasıyla şehir dışında büyük bir evleri vardı. Ara sıra orada toplanırlardı. Ama bu sefer kısa bir buluşma olsun diye kafede kararlaştırmışlardı, zaten Fatma şehre gelmişti.
Her zamanki gibi hayatlarını, çocuklarını ve kocalarını konuşuyorlardı. Derken Fatma aniden sordu:
“Ayşe, sen İbrahim’e her konuda güveniyor musun?”
“Evet, aramızda sır yok, neden sordun?” diye tedirgin oldu Ayşe.
Fatma ve Elif birbirlerine baktılar, Fatma devam etti:
“Birkaç kez onu kafede ve markette genç bir kızla gördüm, koluna girmişti. Uzun süre arkadan baktım, İbrahim beni fark etmedi, kıza dalmıştı. Ama her seferinde aynı kızdı.”
Ayşe şaşkınlıkla arkadaşlarına baktı:
“Of kızlar, belki ofisinden biridir, orada birkaç genç kız çalışıyor. Ama hiçbir şey fark etmedim. Bazen akşam geç kalıyor ama müşterileri çok, bazılarını reddedemiyor.”
Bu konuşmadan sonra Ayşe kocasını daha dikkatli gözlemlemeye başladı, geç kalma sebeplerini sorguluyordu ama sonra yine rahatladı.
Ta ki bir gün kapılarına genç, hamile bir kız çıkana kadar. Gülümseyerek yumuşak bir sesle:
“İyi günler.”
“İyi günler, kimi aradınız? Yanlış kapı olabilir,” dedi Ayşe.
“Ne kadar genç ve güzelsiniz! Siz Ayşe hanımsınız değil mi? İbrahim bana eşinin yaşlı ve hasta olduğunu söylemişti,” diye lafa daldı kız. “Siz gerçekten İbrahim’in eşi misiniz?”
“Evet, Ayşe benim. Gördüğünüz gibi sağlıklıyım, aktif ve neşeliyim. Siz kimsiniz?”
“Ben Sibel. İbrahim’den hamileyim. Uzun zamandır görüşüyoruz. Size benden bahsedemedi bir türlü, hep ‘konuşacağım’ diyordu. Bana da sizden boşanacağına söz verdi, sonra evleneceğiz. Yakında bebeğimiz doğacak.”
Ayşe şaşkınlıktan konuşamıyordu, Sibel anlatmaya devam etti:
“Sizi görünce şaşırdım tabii, çok hoş bir kadınsınız. Büyükanne göreceğimi sanmıştım, İbrahim kırk sekiz yaşında ama hala genç duruyor. Ama sizin yaşınızda bir kadının çok yaşlı olacağını düşünmüştüm…”
“Sibel, kaç yaşındasın? Nerede tanıştınız?” diye sordu Ayşe, şok halinden çıkmaya çalışıyordu.
“Yirmi bir. Tanışmamız mı? Herkes gibi internette,” diye gururla cevap verdi.
“Yirmi yaşında bir kız nasıl elli yaşına yakın bir adamla ilişki yaşayabilir? Bizim oğlum yirmi beş yaşında,” dedi Ayşe, kendini zor tutarak.
“Ah, bana nutuk çekmeyin, vicdan falan yok bende. Bana para ve güvenli bir hayat sağlayacak bir adam lazım. Genç bir adamla, parasız, evsiz çocuk mu büyütsem? İşte, İbrahim’i bana verin, zaten sizi sevmiyor, sizin onu bırakmadığınızı, boşanmadığınızı söylüyor. Ben de gelip bu sorunu çözmeye karar verdim. Çünkü ondan bir adım bekleyemiyorum artık. Bırakın gitsin, boşanın, biz beraberAyşe kapıyı kapattı, bir an duraksadı, sonra derin bir nefes alıp hayatının yeni sayfasını çevirdi.




