Yılbaşı Geleneği: Aile Bir Araya Geliyor!

– İvan Bey artık yaşlanıyor galiba, – dedi Sibel kocasına, salatayı hazırlarken.

– Nerden çıkardın bunu? – şaşırdı Mehmet.

– İşte, Elif’i kaldıramadı, ağaca yıldızı takamadı. Eskiden… – Sibel iç geçirdi.

– Babam hâlâ dinçdir, belki biraz yorulmuştur, – dedi Mehmet.

– Hayır Mehmet, yıllar geçiyor. Artık haftada bir market alışverişini sen yapacaksın, tartışma, – Sibel saçını düzeltti ve tabağı aldı, – haydi sofraya.

İvan Bey her şeyi duydu. Banyo ışığını açmak için durmuştu ki, oğluyla gelininin konuşmasına kulak misafiri oldu.

Yılbaşı arifesinde Demir ailesinin bir geleneği vardı: Herkes büyüklerin evinde toplanır, birlikte en sevdikleri kış tatilini geçirirdi. Bu yıl da farklı değildi. Büyük oğlu ailesiyle ilk gelen oldu. Gelin sofrayı hazırlamaya yardım ediyor, torunlar ise salonda neşeyle ağacı süslüyordu.

İvan Bey musluğu açtı ve banyonun kenarına oturdu:

“Sibel haklı, öyle işte. Emekli olunca bir anda gereksiz hissettim kendimi, sonrası zaten çorap söküğü gibi geldi. Bir tembellik çöktü ki, her şeyden bıktım, içim acıdı!”

– İvan Bey, iyi misiniz? – diye fısıldadı Sibel, banyo kapısına yaklaşarak.

– Evet evet, geliyorum, – diye cevapladı İvan Bey.

Kapının önünde küçük Ali hopluyordu.

– Gir hadi! – dedi dede, torununu içeri alarak.

Yemek masasında İvan Bey giderek içine kapanıyordu. Kadehler kalktığında isteksizce katılıyor, bir yudum alıp bırakıyordu.

– Baba, nedir bu halin? Tatil, eğlenmek gerek, hasta mısın? – diye sordu Mehmet, ayrılmak üzereyken. Koridoya geçmişlerdi, Sibel kocasını konuşmaya teşvik ediyordu.

– Hayır oğlum, bir şey yok. Tatilde torunları getirin. Bir yere gitmeyi düşünmüyor musunuz? – diye gülümsedi baba.

– Tadilat var, İvan Bey, gidemeyiz. Siz de dinlenin, çocukları kayınvalidemlere bırakacağız, anlaştık zaten, – diye atıldı Sibel.

– Tamam, anlaştıysanız, kayınpederler de torunlarla vakit geçirsin, – dedi baba hüzünle.

Sibel kocasına bir şeyler fısıldadı.

– Pazar günü uğrarım, market alışverişini getiririm, – dedi Mehmet ve kapıya yöneldi.

Anne şaşkınlıkla ellerini açtı:

– Ne marketi oğlum? Bakkallar yanı başımızda, sebze meyve de var, baban alır bir şey lazım olursa.

– Niye zahmet etsin, Hatice Hanım? Mehmet halleder. Beşinci kata çıkmasınlar, dinlensinler daha iyi, – diye ısrar etti Sibel.

Oğlu ve ailesi gitti, anne ise uzun uzun söylendi:

– Bir de torunları vermiyorlar, markete göndermiyorlar, neyin kafası bu?

– Sibel çok iyidir Hatice, bizi düşünüyor, takma kafana, – dedi İvan Bey.

– Doksan yaşında değiliz ki böyle baksınlar, sanki emekliye ayırdılar bizi, torunları da vermiyorlar.

– Getirirler torunları, sonra getirirler. Duydun ya, bu sefer kayınvalideye gideceklermiş.

Anne sustu.

“Belki de haksızlık ediyorum Sibel’e. O en çok uğraşan, en sık gelip yardım eden, hep gülümseyen, hep nazik. Diğer gelin sadece yemeye geliyor ve turşuları alıp gidiyor. Damat zaten hiç oralı değil.”

– Sen niye böyle düşünceli oldun İvan? – diye sordu Hatice.

– Yoruldum biraz, – diye geçiştirdi İvan Bey.

– Anladım, o zaman dinlen, sana televizyonu açayım, – dedi Hatice.

Hatice mutfağa gidip Sibel’in yıkadığı tabakları yerleştirdi.

İvan Bey kanepede uzanıp düşündü, düşündü, düşündü.

“Şimdi torunla yıldızı takamadım, yazın yazlığa geldiklerinde elmayı toplayamayacağım. O daha küçük. Gücümü kaybetmişim.”

Ve o zaman karar verdi İvan Bey: Yaz gelmeden forma girecekti. Yirmili yaşlardaki gibi olmasa da, torununu rahatça kaldırabilecek kadar güçlenecekti.

Ve başladı. Her gün yürüyüş yaptı, aksatmadan. Yatağın altında tozlu demir ağırlıklar buldu, onları kaldırmak bile zevk verdi. Sonra daha da ileri gitti, parktaki gençlerle birlikte barfikse asılmaya başladı.

Yavaş yavaş gücü geri geldi. Yazlık sezonuna kadar öyle bir enerjiyle doldu ki, bahçedeki gereksiz eşyaları toplayıp torunlar için bir oyun alanı yaptı. Herkes eğlensin diye.

Ağustosta erikler ve elmalar olgunlaşırken, büyük oğlu torunları yazlığa getirdi. Elif küçük oyun parkına bayıldı. Ali de beğendi. Bütün gün dede torunlarla vakit geçirdi: bahçede oynadılar, dereye gittiler, kumdan kaleler yaptılar.

Ertesi gün Ali erik ağacının yanına gelip:

– Dede, şu eriği versene, – dedi.

– Hadi bakalım Ali, sen alıver, – diyerek İvan Bey torununu sevinçle kaldırdı.

Ali minik elleriyle tam üç erik kopardı.

– Ben de dede, ben de! – diye çırpındı hemen Elif.

– Seni de kaldırayım, – diye güldü dede, Ali’yi indirip Elif’i havaya kaldırarak, – deden hâlâ kuvvetlidir!

Asla umudunuzu kaybetmeyin, mücadele etmekten vazgeçmeyin. Her günün kıymetini bilin, bu hayat bir kere geliyor çünkü…

Rate article
Lifequest
Yılbaşı Geleneği: Aile Bir Araya Geliyor!