Buluşma

— Kız! Kız, durun! Lütfen durun! — Nalan dönüp baktı, başında şapkasıyla peşinden koşan bir genç gördü. Şapka bir yerden tanıdık geliyordu ama nerede görmüştü ki? — Of! Sonunda! Maratoncu musunuz? Zor yetiştim! İsmim Kenan. Ama herkes bana Kaya der. Nüfusta Kenan Levent Saygılı yazar. Saygın, efendi, kültürlü bir ailedenim. Ben… Ufff, bir saniye… — Genç eğilip dizlerine dayandı, nefes nefese kalmıştı. Şapkası kafasından kayıp asfalta düştü. Nalan da refleksle eğilip şapkayı almak isterken kafasını Kenan’a çarptı.

— Ay! Amanın! — diye tepindi Nalan, alnını ovuşturarak. Dönüp gitmeye hazırlanırken Kaya kolundan tuttu.

— Durun! Özür dilerim, kaza oldu. Allahım, bu ne gün böyle! Siz Mihailoğlu’nun kız kardeşi misiniz? Kerem’in? — diye fısıldadı genç, şapkasını geri giydi. — Sizi evinde görmüştüm, ama şuu kadar küçüktünüz… — Kaya parmaklarıyla minicik bir Nalan işareti yaptı.

— Güneş çarpmışsınız siz galiba! — diye yukarıdan baktı Nalan. — Ben şuu kadar küçükken siz daha dünyada yoktunuz! Ne istiyorsunuz? Vaktimi alıyorsunuz!

— Demek siz Seda değilsiniz? Seda Mihailoğlu değil? — Genç adama göre hayal kırıklığına uğramış gibiydi, tekrar parmaklarıyla Nalan’ın çocukken boyunu tahmin etmeye çalıştı.

— Hayır. Ben Nalan Gürsoy. İyi günler! — Nalan kararlı adımlarla metroya yöneldi ama Kaya peşini bırakmadı.

— Bakın, tanıştık bile! Siz Nalan, ben Kaya, güzel değil mi? Niye bu kadar asık suratlısınız? Hem çantanız da çok ağır. Size yardım edeyim! — Çantayı almaya uzandı ama Nalan sanki zehirli bir yılanmış gibi geri çekildi.

— Kendi yolunuza bakın! Aaa! — diye aydınlandı. — Kızları böyle mi tavlıyorsunuz? Çok ilginç! Ama…

— İşte bakın, merak ettiniz bile! Çantayı verin, kaçacak değilim. Pancar ve soğan bize de bol, — diyerek sepetin içindeki sebzeleri işaret etti. — Üstelik birçok şey bilirim! Uçakların neden düşmediğini, şimşeğin nasıl çaktığını, evde vişne reçeli lekesi nasıl çıkarılır…

Anlatmaya devam edecekti ki Nalan bir kahkaha attı, çantayı ona uzatıp öne geçmesini söyledi.

— Çocuk ansiklopedisi mi okudunuz? — diye gülerek sordu.

— O da var. Büyükannemle yaşıyorum. Glafira Hanım, yani babamın annesi, eğitim konusunda çok titizdir! Bana hep bir şeyler “aşıladı”.

Kaya bir eliyle büyükannesinin nasıl bilgi aşıladığını göstermeye çalıştı ama pek anlaşılmadı.

— Ellerinizi neden sallıyorsunuz? İşaret mi veriyorsunuz? Beni mi soyacaklar? — diye kuşkulandı Nalan.

— Yok artık! Büyükannem bana böyle bilgi yüklüyor işte. Kitaplar, belgeseller, radyo tiyatroları… O bizim mahallenin bilgi kaynağıdır, beni de onun yetiştirdiğini söyler. Tavuk nasıl yetiştirilir, fidan nasıl aşılır, her şeyi anlatırım.

— Hiç ilgimi çekmiyor. Dondurma ister misiniz? — Nalan’ın bu kültürlü Kaya’ya ilgisi giderek artıyordu.

— Hayır, teşekkürler. Laktoz bana dokunuyor, nefes almayı tercih ederim. Oksijen beyne iyi gelir, — diyerek reddetti. — Ama siz isterseniz alayım. — Hanımefendi, — diye döndü dondurmacıya, — bir vanilyalı külah lütfen.

— Nasıl tahmin ettiniz? — diye şaşırdı Nalan, Kaya’nın uzattığı parayı itip kendisi ödedi.

— Niye böyle yapıyorsunuz? Ben ısmarlıyorum! — diye küstü Kaya.

— Ben de büyükannem tarafından yetiştirildim. Çok katı kuralları vardır! “Kendine güven, kızım, kimseye muhtaç olma!” derdi.

— Anladım. Yani kadınlar her şeyi kendileri yapmalı, — diye başını salladı Kaya. — Ama yanılıyorsunuz!

— Ne demek yanılıyorum? — Nalan öksürerek durdu.

— İşte böyle! Benim büyükannem der ki: “Erkek işsiz kalırsa, karınca sopasız kalır gibi olur.” Sizin o bağımsızlık mücadeleniz boşunaymış meğer. Nereye gidiyoruz şimdi?

— Şu tarafa! — Nalan sağa doğru el salladı. — Bu arada benim büyükannem saygın bir insandır! Metro inşaatında çalıştı, madalyaları var.

— Metro iyidir, — diye onayladı Kaya ve konuyu değiştirdi. — Peki rüzgar neden eser, biliyor musunuz? Basit görünür ama cevap sizi şaşırtacak!

— Hadi canım! Havaların basınç farkından dolayı…

— Yok, öyle değil! Büyükannem der ki: “Rüzgar ağaçlar sallandığı için olur.” Bunu çürütemezsiniz!

Nalan gülerek bir süre dinledi, sonra aniden başka bir sokağa saptı.

— Nalan! Nereye gidiyorsun? Pancarınız bende! — diye arkasından seslendi Kaya, şapkası yine düşmüştü.

— Hadi, yürü kütüphane! — diye el salladı Nalan.

— Ben kütüphane değilim, bilgi hazinesiyim! — diye gocundu Kaya. — Glafira Hanım böyle tanıtır beni. Komşular soru yağmuruna tutar: Domates yetiştirme, gül bakımı…

— Susmayı deneseniz? — diye düzeltti Nalan, başka bir arka sokaktan geçiyorlardı.

— Yapamam! Büyükannem üzülür. O benimle gurur duyar, her şeyi bilmeliyim!

Nalan gülümsedi. İyi ki bu Kaya Levent’e çantasını taşıttırmıştı!Sonunda Nalan’ın apartmanına vardıklarında, her ikisi de artık birbirlerinin hayatlarına sıkı sıkıya bağlanacaklarını hissediyordu.

Rate article
Lifequest
Buluşma