Kendine Neler Yapıyorsun?

Sabah ezanı okunurken, metalik çalar saatine vurarak uyanan Cemal Balıkçı, yataktan kalktı ve çıplak ayaklarıyla mutfağa doğru yürüdü. Orada onu bekleyen şey ise tam bir şok oldu. Yemek masasında, incecik bacak bacak üstüne atmış, Nazlı oturuyordu. Üzerinde sadece şirin bir dantel önlük vardı—evet, sadece önlük! Bu durum karşısında o kadar şaşırdı ki gözlerini kapadı.

“Canım uyandı mı?” Nazlı, bir kelebek gibi hafifçe tabureden kalkıp Cemal’in boynuna sarıldı. “Ben sana kahvaltı hazırladım bile!”

“Öyle mi? Peki nedir bu?” diye sordu Cemal, tabaktaki yeşil lifli şeye bakarak.

“Nasıl anlamadın, Cemalciğim? Bu buharda pişmiş brokoli!”

Cemal hiç “buharda brokoli” yememişti. Onun kahvaltıları daha basit şeylerden oluşurdu.

“Belki biraz mayonez…” diye kekeledi, renksiz ve tatsız yemeği çiğnemekte zorlanarak.

Ancak Nazlı’nın kaşlarının çatıldığını görünce fikrinden vazgeçti:

“Tabii canım, mayonezsiz olsun!”

“Bu mutluluk bana nereden nasip oldu?” diye düşündü, son lokmasını çiğnerken. Tabii ki düşüncesi brokoliyle ilgili değildi. O çürümeye yüz tutmuş mutfak taburesinde oturan tanrıçaydı. “Bu peri… Bu deniz kızı… Benim oldu!”

***

Cemal Balıkçı, Nazlı’yı ilk kez tiyatroda görmüştü. Otuz yıldır sahne ışıkçısı olarak çalışıyordu. Bir gün, yanık bir spotu tamir ederken, ışığı sahneye çevirdi ve onu gördü! O narin, yarı şeffaf, büyüleyici varlık Cemal’in kalbine yerleşti bir daha çıkmadı.

Hayır, Cemal her gördüğü kadının peşinden koşan biri değildi. Bu, bir tiyatro çalışanı için oldukça nadirdi. Onun dürüst ve çalışkan bir adam olduğunu herkes bilirdi. Belki de bu nadir erdemleri yüzünden gökler ona Nazlı’yı vermişti?

***

Tıraş olup aceleyle giyinirken Nazlı’ya seslendi:

“Bir gömlek ütülesem…”

Ancak “peri kızı” cep telefonundan başını kaldırmadı bile.

“Canım, kendin yapsana?” diye mırıldandı.

“Tamam, ben yaparım!” diyerek itiraz etmedi.

Ütünün yerini bilmediği için ıslak elleriyle gömleğini düzeltmeye çalıştı. Çantasını kapıp kanepede telefona gömülmüş Nazlı’yı bir öpücükle bırakıp işe koştu.

Tramvayda bir şeylerin yolunda gitmediğini fark etti. Kendine baktı: Çantasında ne dürüm ne de sıcak köfte vardı. “Boşver, kantinden bir şeyler atıştırırım,” diye düşündü.

***

“Canım, bana bin lira gönderir misin? Bugün manikürüm var!”

Sevgilisinden gelen mesajı okuyunca şaşırdı. Manikürün bu kadar pahalı olduğunu bilmiyordu. Aç karnına bile olsa Nazlı’yı üzmek istemedi.

“Mehmet Amca’dan bir şeyler borç alırım,” diyerek parayı gönderdi. Bilirsiniz, güzellik fedakarlık ister!

İş çıkışına yarım saat kala bir mesaj daha geldi:

“Dönüşte marketten avokado ve laktozsuz süt al! Öptüm!”

Listedeki tek tanıdık şey süttü. Market rafları arasında kayboldu. Sonunda bir çalışana sormak zorunda kaldı.

“Kaç tane istersiniz?” diye sordu tezgahtar, laktozsuz sütü alıp sebze reyonuna koşarken.

Avokadonun nasıl satıldığını bilmiyordu ama mahçup olmamak için:

“İki kilo verir misiniz?” dedi.

Kasada öderken Mehmet Amca’ya borçlanacağını düşünüp iç geçirdi. Cemal herkese borç verirdi ama kendisi hiç borç almazdı.

“Her şeyin bir ilki vardır,” diye avuttu kendini, tuhaf sebzelerle dolu poşeti sürüklerken. “Böyle bir kadın için Mehmet Amca’ya da gidilir!”

***

Nazlı, Cemal’i kucaklayarak karşıladı. Parlak, ipeksi bir şeyler giymişti ki Cemal’in başı döndü.

“Cemalciğim, seni çok özledim!” diye şakıdı, o buzdolabını doldururken.

“Peki akşam yemeğinde ne var?” diye sordu çekinerek. Açlıktan guruldayan karnı umarım duymazdı.

“İşte yemeğimiz geldi!” dedi Nazlı, zil çalınca.

“Canım, lütfen kapıya çık, kuryeye öde ve paketi getir!”

“Bu kadar paraya ne alınabilir ki?” diye düşündü, merdivenleri tırmanırken. “Kutu yarım kilo bile değil ama fiyatı bir araba lastiği kadar!”

“Bu da ne?” diye sordu evde sık sorulan soruyu tekrarlayarak.

“Ne yani, bilmiyor musun? Bu suşi!” diye hayretle açıkladı Nazlı. “Ton balıklı, yengeçli ve ahtapotlu! Yanında wasabi, turşu ve soya sosuyla yiyoruz!”

Japon yemeği Cemal’e göre değildi. Tek teselli, Nazlı’nın hepsini yiyip bitirmesi oldu.

***

Ertesi sabah kahvaltı yoktu. Nazlı hâlâ uyuyordu.

“Canım, bana iki bin lira bırakır mısın? Bugün ağda var!”

İlk tepkisi öfkelenmek oldu ama “ağda”nın ne olduğunu bilmiyordu. Belki sağlıkla ilgili bir şeydi?

“Tabii ki canım!” dedi, mutfağa yönelirken.

Laktozsuz süt içip mutfakta yiyecek bir şeyler aradı. Ekmek kutusunda bayat bir dilim buldu, ama avokadoyu nasıl yiyeceğini bilmedi.

“Şimdi mi gidiyorsun?” diye sordu Nazlı, telefonundan başını kaldırmadan.

“Evet… Sen işe ne zaman gideceksin?”

“Ne işi, Cemalciğim? Artık senin karınım! Evlenmeden önce çalışıyordum ama şimdi sen evin reisisin. Sen avcı, ben de evin bekçisiyim!”

***

Cemal işten yorgun ve sinirliCemal o gece uykuya dalmadan önce, Nazlı’nın şımarık tantanaları arasında kendisine “hakiki mutluluğun” aslında her sabah güneş doğarken kendi yetiştirdiği domatesleri sulayan, basit ve samimi bir hayat olduğunu hatırladı.

Rate article
Lifequest
Kendine Neler Yapıyorsun?