Siz Yola Devam Edin, Ben Sonra Katılacağım

— Siz gidin, ben yetişirim.
— Neredesin?
— Yazlıkta. Annem götürmemi istedi.

Yazlıkta. Oğlunun okulun ilk gününde…

Neşe, mutfakta elindeki süngeri sıkıyordu. Parmakları titriyordu. Soğuk sudan değil, öfkedendi. Ocakta yanmaya yüz tutmuş yulaf lapası fokurduyor, yatak odasından televizyonun sesi geliyordu. Kafasında ise tek bir soru çınlıyordu: “Yazlık mı? Şimdi mi? Neden?”

…Kocası erkenden çıkmıştı. Sessizce. Kapıyı çarparak ve ev yine sessizliğe gömülmüştü. Belki arabaya bir şey almaya gitmiştir diye düşündü. Oğlu zaten uyanmıştı, gözlerini ovuşturuyor, pijamalarıyla banyoya doğru yürüyordu.

Her şey normaldi. Tek bir şey hariç: Baba geri dönmemişti.

— Cem, aklını mı kaçırdın?! — diye sordu Neşe, sonunda arayabildiğinde.
— Annem acil götürmemi istedi, — diye savundu kendini kocası.
— Tabii, acilmiş. Tam da bugün. Sabah saat sekizde. Okulun ilk günü, — Neşe’nin sesi buz gibiydi.
— Bak, anlıyorum… Ama annem istedi. Hemen geliriz.

Neşe sustu. Çünkü bir kelime daha söylese, kendi kontrolünün barajı yıkılacaktı. Sabahın köründe sahnelenecek bir sahne, yeni okula başlayan bir çocuğun görmesi gereken bir şey değildi. Kelimeler yerine, sadece telefonu kapattı.

Bu onların vicdanına kalsın.

— Anne, baba nerede? — oğlu yepyeni beyaz gömleğiyle düğmelerini kendi başına iliklemeye çalışıyordu.

Üstünü başını düzeltiyor, telaşlıydı ama şikâyet etmiyordu.

— Annene yazlığa gitmesi gerekti. Baban götürdü, — diye cevapladı Neşe, yorum yapmadan.
— Sonra gelecek mi? — umutla sordu çocuk.
— Bilmiyorum, canım. Sanmıyorum.
— Bugün benim için özel bir gün olduğunu biliyor muydu?

Bunu bir haftadır konuşuyorlardı. Ama oğlu, babasının bu hareketini kendine bir türlü açıklayamıyordu.

— Biliyordu, — diye fısıldadı Neşe.

Çocuk gözlerini yere indirdi, sustu. Masaya oturup telefonuna daldı. Vazoda okula götüreceği bir buket duruyordu. Kapının yanında yeni çantası, üzerinde arabaların resimleriyle… Her şey bayram gibiydi.

Aile hariç.

Törende oğlu dimdik duruyordu. Gülmüyor, ağlamıyor, sadece annesinin elini sıkı sıkı tutuyordu. Etrafında koşuşturan çocuklar, nineler, kameralı babalar… Herkesin hayatı bir şölendi.

Neşe de onu çekiyordu, motive etmeye çalışıyordu. Boğazında bir düğüm vardı ama ikisi için de gülümsüyordu. Belki üçü için. Ama bu yeterli değildi.

Bir lise öğrencisi, kurdeleli bir kızı omzunda taşırken, ilk mesaj kaynanasından geldi: “Bol bol fotoğraf çek. Bana da at. Görmek istiyorum.” On beş dakika sonra ikincisi: “Alper’e bana el sallat. Ben sizinle gönülden oradayım!”

“Gönülden mi?” — Neşe dişlerini sıktı. “Gönülden” çok rahattı. Hiçbir çaba gerektirmiyordu.

Neşe cevap vermedi. Kavgadan korktuğu için değil. Sadece… bu insanla konuşacak bir şeyi yoktu.

Törenden sonra bir kafeye gittiler, dondurma ve milkshake söylediler. Sonra parkta dolaştılar. Plan farklıydı: Baba onları lunaparka götürecekti. Ama baba yazlıktaydı. Lahanalarla, oğluyla değil. Rota değişmek zorunda kalmıştı.

— Anne, babaannem ararsa cevap vermeyebilir miyim? — diye sordu oğlu, çantada telefon titreşince.
— Tabii ki, — diye onayladı Neşe. — Ben de vermezdim.

Açıklama yapmadı. Gerek yoktu. Oğlu onu kucakladı, sanki bütün acısını ve kırgınlığını bu sarılmaya yüklüyordu.

İçinde bir şey taş kesildi. Bu yüzden kocası aradığında telefonu açmadı. Oğlu da açmadı.

Karı koca kısa mesajlarla yetindi.

— Çocuk gibi davranıyorsun. Telefonu aç. Annem alındı, — diye yazdı Cem.
— Senin oğlun da, — diye cevapladı Neşe.
— Alper mi alındı?
— Evet. Çünkü bugün onun için önemli bir gündü. Siz ise patatesi seçtiniz. Kazmaya devam edin.

Cem akşam geç saatte geldi. Usulca girdi, sanki birilerini uyandırmaktan ya da gergin havayı daha da germekten korkuyordu. Oğlu zaten uyumuştu. Neşe salonda kitap okuyor gibi yapıyordu ama kelimelere odaklanamıyordu. Kitabı sadece bir kalkan gibi tutuyordu.

— Belki yarın bir yere gideriz? Üçümüz, — diye önerdi kocası yanına oturarak. — Sinema ya da kafe. Hep ayrı ayrı şeyler yapıyoruz.

Neşe kaşlarını kaldırıp ona baktı. Teklifine sevinmedi, hemen onaylamadı. Sadece yorgun bir nefes aldı.

— İlişkilerin iş gibi olduğunu mu sanıyorsun? Tarih değiştirilebilir mi? Oğlunun sana ihtiyacı bugündü.
— Bilerek yapmadım, — dedi Cem, sakinleşmeye çalışarak. — Annem aniden istedi, hayır diyemedim. Çabuk döneriz sandım.
— Tabii. Ama senin “sandım”ın Alper’in yüreğine derman olmuyor. Seni bekledi. Son ana kadar. Herkes dağılana kadar.
— Abartma… — diye mırıldandı kocası. — Neyin var senin?

Neşe kuru bir kahkaha attı. Ciddi, alaycı. Cem olayı farklı görüyordu. Dünya durmamıştı, kimse yaralanmamıştı. Neşe sadece huysuzluk yapıyordu.

Karısı için bununArtık her şey eskisi gibi olmayacaktı, ama en azından ikisinin birbirine yetecek kadar sevgisi vardı.

Rate article
Lifequest
Siz Yola Devam Edin, Ben Sonra Katılacağım