Siz Yol Alın, Ben Yolda Olacağım

— Siz gidin, ben sonra gelirim.
— Neredesin?
— Yazlıkta. Annem götürmemi istedi.

Yazlıkta… Oğlunun ilk kez okula başladığı günde…

Elif mutfakta lavabonun başında duruyor, elindeki süngeri sıkıyordu. Parmakları titriyordu, soğuk sudan değil, öfkeden. Ocakta yanmaya yüz tutmuş yulaf lapası fokurduyor, yatak odasından televizyonun sesi geliyordu. Kafasında ise tek bir soru dönüp duruyordu: “Yazlık? Şimdi? Neden?”

…Kocası erken gitmişti. Sessizce. Kapıyı çarpmış, ev yeniden sessizliğe gömülmüştü. Belki arabaya bir şey almaya çıkmıştı ya da bir işi vardı diye düşündü. Oğlu uyanmış, gözlerini ovuşturarak pijamalarıyla banyoya yürümüştü.

Her şey normaldi. Tek bir şey hariç: babası geri gelmemişti.

— Mehmet, sen delirdin mi? — diye sordu sonunda telefonu açtığında.
— Anne ısrar etti, — diye savundu kendini kocası. — Siz gidin, ben sonra gelirim.
— Tabii, çok acil. Tam da bugün. Sabahın sekizinde. Okulun ilk gününde. — Elif’in sesi, Titanik’in çarptığı buzuldan daha dondurucuydu.
— Bak, anlıyorum ama… O istedi. Çabuk döneceğiz.

Elif sustu. Çünkü bir kelime bile söylese, öfkesi patlardı. Sabah erkenden ağlamak, yeni okula başlayan bir çocuğun görmesi gereken bir şey değildi. Konuşmak yerine telefonu kapattı.

Vebali onların olsundu.

— Anne, babam nerede? — Oğlu yepyeni beyaz gömleğiyle duruyor, düğmelerini kendi başına iliklemeye çalışıyordu.

Zorlanıyor, heyecanlanıyor ama şikâyet etmiyordu.

— Anneannen yazlığa gitmek istedi. Baban onu götürdü, — dedi Elif, yargısız ve alaysız.
— Sonra gelecek mi? — diye sordu oğlu umutla.
— Bilmiyorum, canım. Sanmam.
— Bugün benim için özel bir gün olduğunu biliyor muydu?

Bunu bir haftadır konuşuyorlardı. Ama oğlu, babasının böyle bir hareketini anlamlandıramıyordu.

— Biliyordu, — diye fısıldadı Elif.

Çocuk başını öne eğdi, sustu. Masaya oturup telefonuna daldı. Vazoda okula götüreceği çiçekler duruyordu. Kapının yanında yeni çantası, üzerinde arabaların resimleriyle… Her şey hazırdı.

Aile hariç.

Törende oğlu dimdik durmaya çalışıyordu. Gülmüyor, ağlamıyor, sadece annesinin elini daha sıkı tutuyordu. Etrafta koşuşturan çocuklar, büyükanneleler, kameralı babalar… Herkesin yüzünde bir bayram havası vardı.

Elif de fotoğraf çekiyor, onu cesaretlendirmeye çalışıyordu. Boğazında bir düğüm vardı ama gülümsüyordu. Belki iki kişilik, belki üç… Ama bu yeterli değildi.

Büyük sınıflardan bir kız, zilleri çalarken sırtında küçük bir kız taşıyordu. Tam o sırada kayınvalidesinden ilk mesaj geldi: “Çok fotoğraf çek. Bana da at. Görmek istiyorum.” On beş dakika sonra ikincisi: “Ali’ye söyle, bana el sallasın. Düşüncelerim sizinle!”

“Düşüncelerimiz mi?” Elif dişlerini sıktı. “Düşünmek” çok kolaydı. Hiç emek gerektirmiyordu.

Elif cevap vermedi. Kavga etmekten korktuğu için değil… Sadece bu insanla konuşacak bir şeyi yoktu.

Törenden sonra bir kafeye gittiler, dondurma ve milkshake sipariş ettiler, sonra parkta dolaştılar. Aslında plan farklıydı: babası onları lunaparka götürecekti. Ama babası yazlıkta, domateslerle uğraşıyordu. Rotayı değiştirmek zorunda kalmışlardı.

— Anne, büyükanne ararsa cevap vermeyebilir miyim? — diye sordu oğlu, çantadaki telefon titrediğinde.
— Tabii, — diye başını salladı Elif. — Ben de vermezdim.

Açıklama yapmadı. Gerek yoktu. Oğlan ona sarıldı, sanki tüm acı ve kırgınlığını bu sarılmaya sığdırmak istiyordu.

İçinde bir şey taş kesilmişti. Bu yüzden kocası aradığında telefonu açmadı. Oğlu da…

Eşler kısa mesajlarla yetindiler.

— Çocuk gibi davranıyorsun. Telefonu aç. Annem alındı, — diye yazdı Mehmet.
— Senin oğlun da alındı, — diye cevapladı Elif.
— Ali mi alındı?
— Evet. Alındı. Çünkü bugün onun için önemli bir gündü. Sizse domatesleri seçtiniz. Toplamaya devam edin.

Mehmet akşam geç saatlerde geldi. Sessizce girdi, parmak uçlarında yürür gibiydi, sanki birilerini uyandırmaktan ya da gergin havayı daha da germekten korkuyordu. Oğlu çoktan uyumuştu. Elif oturma odasında kitap okuyor gibi yapıyordu. Harflere odaklanamıyordu. Kitabı sadece bir kalkan gibi tutuyordu.

— Belki yarın bir yere gideriz? Üçümüz, — diye önerdi kocası yanına oturarak. — Sinemaya ya da kafeye. Artık hep ayrı ayrıyız.

Elif kaşlarını kaldırdı, kocasına baktı. Bu teklif onu sevindirmedi, hemen evet demedi. Sadece yorgunca iç çekti.

— İlişkilerde iş hayatındaki gibi mi sanıyorsun? Tarih değiştirilebilir mi? Oğlunun sana ihtiyacı vardı bugün.
— Bilerek yapmadım, — dedi Mehmet, sakinleşmeye çalışırOğlu bir gün büyüdüğünde, babasının yaptığı seçimleri asla unutmayacaktı.

Rate article
Lifequest
Siz Yol Alın, Ben Yolda Olacağım