Sıcak Bir Yuva Bulmak

“Daha sıcak bir boyun buldu”

— Dur bir dakika! O benim paramı yedi şimdi bir de ben ona borçlu muyum? Nereden çıktı bu?
— O senin baban! diye çıkıştı annesi.

Defne kaşlarını öyle bir kaldırdı ki, alnı akordeon gibi kırış kırış oldu. Annesi kollarını göğsünde kavuşturmuş, ona bakıyordu. Mutfak havasız ve bunaltıcıydı. Nefes almak zordu. Tıpkı aralarındaki ilişki gibi.

— Babam bana evin yarısını bıraktı. Bu adam benim için yabancı, diye sakince cevapladı Defne.
— Ama anlaman lazım, diye itiraz etti Sevim. Burda on yıldır yaşıyor. Bu eve emek verdi. Elinden geldiğince yardım etti.

Defne neredeyse kahkaha atacaktı, zorlukla kendini tuttu.

— Yardım mı? Ne zaman yardım etti, anne? Yağda patates kızartmasını ona göre nasıl yapacağım hakkında nutuk atarken mi, kendisi omlet bile yapamazken?
— Yani, belki maddi anlamda değil, diye mırıldandı annesi. Ama o da ailenin bir parçası. Sen ona baba diyordun.

Defne gözlerini buzdolabındaki magnetlere dikti. Hâlâ babasıyla yaptıkları aile gezilerinden kalma, çeşitli şehirlerin resimleri olan eski magnetler duruyordu. Bir noktadan sonra koleksiyon büyümemişti.
Nezih eve yerleştiğinden beri gezmeye vakit kalmamıştı.

— Sen üzülme diye bir kere dedim, diye fısıldadı Defne. On dört yaşındaydım. O da bunu bayrak gibi salladı.

Zihninde istenmeyen bir anı canlandı: Defne utanç ve öfkeyle evine dönüyordu. Tüm arkadaşları sinemaya gitmiş, onu götürmemişlerdi. Nezih, “kız evde oturmalı, oralarda dolanmamalı” demişti.

— Ama neden? Herkes gidiyor, ben de gideceğim!
— Bak Defne, ben küçükken çocuklar ebeveynleriyle tartışmazdı. Böyle şımarıklıkların sonu değnek yemekti.

Sesini yükseltmemişti ama öyle bir söylemişti ki, geceye kadar boğazında bir yumru vardı. Defne o gün ağlamamıştı. Ama yastığına gömülmüş, yandaki odada onun homurdandığını duyuyordu.

— Çok şımartmışsın. Prenses olmuş. Üstüne para harcanıyor, bir faydası yok. Benim zamanımda… diyordu annesine.

Defne yumruklarını sıktı. Bu, meğer sadece başlangıçmış. Sonra diğer söylenmeler gelmişti: Üvey kızının “dağınık gezdiği”, “çok yediği”, “boş konuştuğu”. Bazen ona, sanki evin hizmetçisiymiş gibi emirler yağdırıyordu.

Ama Defne o zaman bile anlamıştı: Aslında onda hıncını çıkarıyordu. İşte kimse onu dinlemiyordu, zaten işe de pek hevesli değildi, arada bir çalışıyordu. Ama evde üvey babalık yapıyor, sesini yükseltiyor, masaya yumruk atıp kararlar veriyormuş gibi davranabiliyordu.

— Anne, diye geçmişten sıyrılıp şimdiye döndü Defne. Bak. Evin yarısı benim. Yasal olarak. Hatırlıyor musun? Nezih’in tapuda adı yok.
— Defne, sen anlamıyorsun. Eğer satıp ikimiz bölüşürsek, Nezih… bunu ihanet olarak görecek. Neredeyse seni öz kızı gibi görüyor.
— Tabi canım. Hadi biraz düşünelim. Oh! Buldum. Ya ben kendi payımı satar, o da bu “neredeyse baba”yla mutfağı paylaşırsa, bu da ihanet olur mu?

Sevim sustu, derin bir nefes alıp gözlerini kapadı. Dudakları titredi. Yalnız kalmaktan korkuyordu.

— O kadar yıldır burada yaşıyor, diye fısıldadı. Gönlünü koydu. Hiç mi hissetmiyorsun?
— Hissediyorum. Şimdi hakkımı savunmazsam, kimsenin savunmayacağını hissediyorum. Bir de, böyle devam edersem bir gün senin gibi olacağımı hissediyorum. Boynuma bir adam takacağım, çocuklarıma ağlayacağım.

Çıktı gitti. Artık bu yabancı evde, annesinin yanında kalamazdı.
Dışarıda bahar yeni başlıyordu. Durakta otobüsün sesi geliyor, çocuklar dondurma yiyordu. Arkasından birinin topukları tıkırdadı. Hayat, sanki o beşinci kattaki dairede küçük bir deprem yaşanmamış gibi, akıp gidiyordu.

O konuşmadan sonra Defne neredeyse bir hafta annesini aramadı. Başkasının yankısını tekrarlayan biriyle neden konuşsun ki?

Defne işine odaklandı. Tanıdık bir emlakçıya gidip durumu anlattı: Ev paylı, kendi hissesini satıp bir stüdyo almak istiyordu. En kötü ihtimalle bir oda, kirada para vermemek için. Annesi ve Nezih’le komşu olmamak için.

Alıcı çabuk bulundu. Yeni boşanmış bir adamdı, geçici konut arıyordu. Potansiyel alıcı nazik, sessiz ve ölçülü davrandı. Sevim’i bile çıldırtmamayı başarmıştı ki, onun dram sevgisi düşünülürse bu bile başarıydı.

Tabii sonra annesi üzerine yıkıldı. Alıcı kapıdan çıkar çıkmaz Defne’nin telefonuna sesli mesajlar yağmaya başladı.

— Defne… Sen şimdi sadece ev satmıyorsun. Aileyi satıyorsun.

Defne dinledi, cevap vermedi. Mesajlar birikiyordu. Bir noktada gerçekten kendini hain gibi hissetmeye başladı. Doğru mu yapıyordu? Komşularla yaşamak kolay değildi. Ama o zaman nerede yaşayacaktı? Kira ödeyip, bir yandan da kendi mülkü varken?

Babasını aradı. Nadir konuşuyorlardı. Başka şehirde yaşıyor, yeni bir aile kurmuştu. Ama Defne’nin canı çok sıkıldığında onu arardı. Genelde şikayet etmezdi. Sadece aklı başında birini duymak isterdi, bir anDefne cebindeki anahtarları sımsıkı tutarak yürümeye devam etti, artık özgür olduğunu hissettiği bu yeni hayatın ilk adımlarını atarken, annesinin yıllar önce kendi seçimleri yüzünden kaybettiği özgürlüğün aslında ne kadar değerli olduğunu düşündü.

Rate article
Lifequest
Sıcak Bir Yuva Bulmak