– Telefonla masada ne işin var?! Ya telefonunu kaldır ya da masadan çık! — bir kez daha bağırdı Alper, üvey oğluna.
– İstediğim gibi yemek yerim! Ne yahu sana?! Sen kimsin ki?! — dokuz yaşındaki Ege, karşılık verdi.
– Ne dedin?! Bu evdeki tek patron benim ve lütfen bana saygı gösterip dinle! Ben senin yaşındayken anne babama asla saygısızlık etmezdim! — Alper öfkeyle cevapladı ve Ege masadan fırlayıp odasına kapıyı çarparak gitti.
– Yine neyi tartışıyorsunuz? Artık huzur bulamıyorum, hemen saldırıyorsunuz! Bu durumdan çok sıkıldım! — banyodan çıktı Esra, Ege’nin annesi.
– Oğlun tam bir arsız oldu! Hiçbir terbiyesi yok! Suçun da bence senin! — Alper öfkeyle eşine haykırdı.
Esra mutfakta bir sandalyeye oturdu. Başındaki havluyu çıkardı, yüzünü yorgun bir şekilde silip eşine baktı, sonra derin bir nefes alarak başını eğdi…
…On sekiz yaşında Esra, okuldaki bir arkadaşıyla hamile kaldı. O zamanlar güçlü bir aşkları yoktu. Sadece görüşüyorlardı… Hamile olduğunu çocuğa söyledi. O da durumu ailesine anlattı. Ailesi hızlı bir şekilde harekete geçti; çocuğu ülkenin diğer tarafındaki üniversiteye yolladılar ve Esra’ya da kürtaj parası verdiler.
Esra, çocuğundan vazgeçmeyi düşünmedi. Doğurmaya ve tek anne olma yoluna girmeye karar verdi.
– Ah, Esra! Ne kadar seni üzüldüğünü biliyorum! Tüm suç benim, göz kulak olmadım. Sana anlatmalıydım. Tek başına anne olmanın ne demek olduğunu ben de biliyorum. Sen de benim yolumdan gidiyorsun. Tam benim kaderimi tekrarlıyorsun… — o zamanlar Esra’nın annesi Sibel Hanım böyle mırıldanıyordu.
– Tamam anne, sen beni büyüttün, bunu başarabilirim. Önce bir yıl akademik izin alacağım, sonra da uzaktan eğitime geçeceğim. Milyonlarca kadın böyle yaşıyor, ben de başarırım! — Esra ona yanıtladı.
– E, yaşarsın yaşarsın… Ama bu en iyi kader değil… Erkekler, başkalarının çocuklarını pek istemez. Sen daha genç yaşta bir de bu yükü alıyorsun!
– Anne, stereotiplerinle konuşmayı bırak! Ben dünyada hem beni hem de gelecekteki çocuğumu sevecek bir erkeğin olduğuna inanıyorum. — Esra, güvenle cevap verdi.
– İnşallah… — Sibel Hanım, anlamlı bir ifadeyle yanıtladı…
…Dokuz ay sonra Esra, bir oğlu oldu ve ona Ege ismini vermeye karar verdi. Sonrasında hayatı inanılmaz bir hızla değişmeye başladı. Önce, öngörüldüğü gibi, üniversitede akademik izin. Sonra uzaktan eğitim, iş, dersler, sınavlar, sağlık sorunları, çocuk kreşi, küçük oğlunun doğum günleri birbiri ardına geldi. Elbette, Ege’yi tek başına büyütmek Esra için çok zor oldu. Ancak, zor zamanında yanında olup destekleyen annesine teşekkür etti.
…Esra, oğlunu birinci sınıfa kaydettirdi, diplomasını aldı, iyi bir iş buldu ama kişisel yaşamında yine de bir düzelme sağladı. Annesinin erkekler konusundaki düşünceleri kısmen doğruydu. Esra’nın peşinden koşan adamlar oluyordu. Bazılarına Esra karşılık vermiyordu. Diğerleri ise, Esra’nın çocuğunun olduğunu öğrenir öğrenmez, bir bahane bulup ortadan kayboluyorlardı. Bu şekilde Ege ile yalnız yaşamaya devam ettiler.
– Esra, yeni inşaat müdürüyle tanıştın mı? Nasıl biri… — Esra’nın iş arkadaşı Meltem merakla sordu.
– Hayır. Neden, altından mı? — Esra kayıtsız bir şekilde yanıtladı.
– İşte altından değilse de, adam hoş. Bugün genel toplantıda olacak, onu göreceksin. O zaman ne demek istediğimi anlayacaksın.
Aynı gün Esra, diğer şirket çalışanları gibi yeni inşaat müdürüyle tanıştı. Alper gerçekten çekici bir genç adamdı, sporcu bir vücuda sahipti ve mükemmel bir mizah anlayışı vardı. Şirkete oldukça hızlı bir şekilde uyum sağladı, meslektaşlarıyla dostane ilişkiler kurdu ve en çok Esra’yı sevdiği belliydi. Onun kendisine olan özel ilgisini, Esra ilk günden itibaren hissetmişti.
Öncelikle, saygılı Alper, öğle yemeğinde birlikte bir kahve içmeyi önerdi. Ardından ilk randevusunu ayarladı. Esra kabul etti, ancak bunun üzerine hemen düşünüp karar verdi: iş işten geçmeden, Ege’den bahsetmeliydi.
Kendi hayatından bahseden Alper, otuz üç yaşına kadar evlenmediğini paylaştı. Yakın zamana kadar annesiyle yaşıyormuş. Sonra kendi evine miktar biriktirmiş ve şimdi evlenmeye hazır olduğunu söyledi.
Esra da kendisi hakkında konuştu ve dikkatlice tek başına oğlunu büyüttüğünü ima etti. Alper bu duruma sakin karşıladı ve her zaman bir oğlu olmasının hayalini kurduğunu söyledi. Esra rahatlarken, ilişkileri hızla ilerlemeye başladı. Esra, sevgilisini Ege ile tanıştırdı. Üçü birlikte parkta yürüyüşe çıktılar, sinemaya gittiler. Genel olarak her şey iyiydi. Ancak o sırada hem Alper hem de Ege biraz mesafeli bir tutum içindeydiler. Esra, onların kesinlikle arkadaş olacaklarına ve ideal olarak gerçek bir baba-oğul ilişkisi kuracaklarına içtenlikle inanıyordu.
– Esra, belki yanına taşınmamızı önerirsin? — bir gün Alper bu konuya girdi.
– Bilmiyorum, Alper. Sanki aleyhine bir şey yok ama Ege… Okulunu değiştirmek zorunda kalacak, belki istemez. — Esra düşüncelerini dile getirdi.
– İster istemez! Onu çok şımarttın, sevgilim. Nasıl dersek öyle olur. Sadece ona taşıma konusunu bir gerçek olarak sunmak lazım ki, okula başka geçsin. — Alper yanıtladı.
– Bilmiyorum…
Esra aslında sevgilisiyle yaşamak istiyordu ama bir şey onu durduruyordu; tamamen yeni bir hayata atmakta zorlanıyordu.
Birkaç ay daha geçti. Alper, tekrar taşıma ve resmi evlilik hakkında konuşmaya başladı.
– Tamam, Alper. Ege ile konuşacağım. Belki yazın taşınıp yeni eğitim döneminde senin bölgende okula başlarız.
– Esra, seninle zaten konuşmuştuk. Ege ile ilgili hep düşünüyor konuştuk. Bunu aramızda halledelim. Çocuk sonuçta, nereye ve kiminle yaşayacağına o karar vermemeli. — Alper kesinlikle savundu.
– Alper, benim için bu böyle değil. O benim oğlum, tüm arkadaşları burada, spor takımıyla. Onunla bir kez daha konuşacağım.
Ege ile yapacağı konuşmaya Esra oldukça uzun süre hazırlandı. Ancak bir cumartesi, bu zorlu konuyu açmaya karar verdi.
– Ege, biz neden amca Alper’e taşınmıyoruz, ne dersin?
– Neden? — dokuz yaşındaki çocuk şaşkınlıkla yanıtladı.
– Anlıyor musun, biz birbirimizi seviyoruz, evleneceğiz ve bir aile gibi yaşayacağız.
– Belki ben daha çok büyükanneye taşınmak isterim? — Ege kafası karışmış bir şekilde sordu.
Aralarında kısa bir sessizlik oluştu.
– Hayır evladım. Neden büyükanneye? Birincisi, seni her gün görmek istiyorum. İkincisi, büyükanne artık genç değil; derslerine de yardımcı olmam gerekiyor. Olmaz.
Esra, Ege’nin taşınma isteğinin pek olmadığını hissediyordu. İçinde iki duygu savaşıyordu. Bir yandan Alper’i seviyor, onunla aynı evde yaşamak, birlikte uykuya dalmak ve uyanmak istiyordu. Diğer yandan, içtenlikle oğlunu seviyor ve aralarındaki sıcak güven ilişkisini bozmaktan korkuyordu.
– Esra, biz evlenme başvurumuzu yaptık, şimdi taşınma tarihini belirleyelim. Bu bir an önce olursa daha iyi olur.
– Alper, Ege ile konuştum. Görünüşe göre o durumu… — Esra cümlesini tamamlayamadı çünkü Alper sözü keserek araya girdi.
– Esra, ben onu okuldan alırım, erkek gibi konuşup konuyu hallederim. Sen onu çok şımarttın. Sanki bir kız gibi: gidecek misin, gitmeyecek misin…
– Deneyebilirsin… — Esra temkinli bir şekilde cevapladı.
Akşam Alper, Ege’yi eve getirmeliydi. O akşam Esra büyük bir kaygı içerisindeydi. İçinde gerçekten umuyordu ki, her şey yolunda gidecek, Alper oğlunu taşınmaya ikna edebilecekti. Esra güzel bir akşam yemeği hazırladı. Ancak, Alper ve Ege’nin getirdiği ruh haline bakılırsa, aralarındaki konuşma gerçekleşmedi.
– Esra! Oğlun tam anlamıyla hiç terbiye edilmemiş! — neredeyse kapıdan içeri girmeden bağırdı Alper.
– Neye dayanarak bunu söylüyorsun? — Esra, Ege’nin hemen odasına koştuğunu görünce sordu.
– Neye dayanarak? Hala soru soruyorsun?! Tam bir kriz kopardı! O bir delikanlı, ama her kızdan daha kötü! Taşınıyoruz ve hepsi bu! Yoksa bak, seni kaygılandırmaya devam edecek! Ama ben onu eğiteceğim, normal bir çocuk yapacağım!
– Hadi akşam yemeği yiyelim. — Esra önerdi.
Alper masanın başında oturuyordu, sadece Ege’yi bekliyorlardı ki, o hala odasından çıkmamıştı.
– Ege, oğlum, akşam yemeğine gel. — mutfaktan bağırdı Esra.
– İstemiyorum. — Ege yanıtladı.
– Hadi daha fazla ilgilendirme! Gerçekten, sanki bir kız gibi! Neredeyse on yaşındasın ve hala ağlıyorsun. Piyano derslerine gidiyor! Yanımda boks salonu var, oraya gideceksin müzik okulun yerine. — Alper sinirle yanıtladı.
– Seninle yaşamaktansa, büyükanneye giderim! — Ege bağırdı, Esra sesiyle oğlunun ağladığını anladı.
– Hiçbir yere gitmeyeceksin. Hep birlikte yaşayacağız, bu kadar basit…
…Esra ve Ege, Alper’in yanına taşındı. O günden beri, Esra’nın huzurlu hayatı sona erdi çünkü evdeki tartışmalar hemen hemen her gün çıkıyordu.
– Telefonla masada ne işin var?! Ya telefonunu kaldır ya da masadan çık!
– İstediğim gibi yemekteyim! Ne yahu sana?! Sen kimsin ki?! — dokuz yaşındaki Ege, karşılık verdi.
– Ne dedin?! Bu evdeki tek patron benim, lütfen bana saygı gösterip dinle! Ben senin yaşındayken anne babama asla saygısızlık etmezdim!
– Yine bir şeyler tartışıyorsunuz! Artık huzur bulamıyorum, hemen saldırıyorsunuz!
– Oğlun tam bir arsız oldu!
Ege, yarım kalan yemeğini bırakıp masadan kalktı.
– Esra, belki gerçekten onu senin annenin yanına göndersek? — Alper önerdi.
– Hayır, Alper. Oğlumuzun bizimle yaşamasını istiyorum.
– O zaman çocuğu bir gün kampa göndereceğim. Yaz tatilinde onun saygısızlığına katlanmak istemiyorum, biraz ceza alması gerekiyor. O yüzden denize de gitmeyecek.
– Alper, sen ne dedin? Oğlumsuz nereye gitmem? — Esra cevapladı.
– Hiçbir şey başına gelmez, annenle oturur, bir süre düşünür.
– Alper, eğer bu senin çocuğun olsa, aynı şekilde davranır mıydın?! — birden Esra sordu.
– Şu an bahsettiğimiz bizim çocuklarımız değil, Ege.
– Hayır, Alper, ben çocuğum olmadan gitmeyeceğim. Üstelik sen, her zaman bir evlat istemek istediğini söyledin.
– Böyle olacağını hiç düşünmemiştim! — dedi Alper.
Esra, oğluyla tatil yapmadan gitmeyi kesinlikle reddetti. Alper kızdı ve birkaç gün annesinde kaldı.
Bir akşam, Esra’nın telefonu çaldı. Ekranda kayınvalidesinin numarası belirdi.
– Evet, İdil Hanım.
– Esra, ne yapıyorsun? — kayınvalide hemen başladı.
– Ne oldu?
– Evleneceksin ve gelecekteki kocana karşı geliyorsun? Alper birkaç gündür benimle yaşıyor, kendi evine dönemiyor!
– Eğer biz ona engel oluyorsak, taşınabiliriz. Neden kendisi telefon etmedi?
– Yeter, yeter, koyun gibi davranmayı bırak! Senin yanında böyle bir erkek var ve sen hala bu şekilde davranıyorsun! — kayınvalide bağırdı.
– Hoşça kal. Yarın Alper, evine dönebilir. Burada olmayacağız akşam. — Esra telefonu kapadı.
Bu konuşmadan sonra eşyalarını toplamaya başladı. Akşam, kendi evlerinde oldular. Sonrasında Alper aradı, ilişkileri düzeltmeye çalıştı, ancak Esra ilişkilerini sonlandırmaya karar verdi. Nişan başvurusunu geri aldı.
– O halde ömür boyu çocuğunla yaşa! — Alper, Esra’ya veda ederken söyledi.
– Ve yaşayacağım. — Esra yanıtladı ve Alper’in numarasını silip bir süre sonra işini değiştirdi.
İşte böyle, tam olarak başarılı bir aile hikayesi sayılmaz. Ama bu hikayede kimin şanslı olduğu hala belirsiz…




