– Ay, Ayşe, ne iyi oldu da seni apartmanın önünde karşıladım! Yoksa yukarı çıkacaktım! – Nefesi yetişmez bir halde konuştu Fatma Hanım, gelini Ayşe’nin kayınvalidesi.
– Merhaba! – biraz şaşkınlıkla karşıladı Ayşe kayınvalidesini.
Aralarında kötü bir ilişki yoktu aslında. Sadece kayınvalide pek sık gelmezdi, çünkü tüm vaktini kızı Zeynep’e adamıştı.
– Ayşe, bana on bin lira versene. Zeyneplim ile Aliş’i kaplıcaya götürüyoruz. Bir şeyler alınacak, fiyatlar da uçmuş durumda. Sen de anlarsın işte… – dedi kayınvalidesi gözlerini devirerek.
Her seferinde olduğu gibi, Ayşe içten içe kaynadı. Binlerce kez aklından “Ben size bankamatik miyim?” diye geçirmişti. Bunu hem kayınvalidesine hem de kızı Zeynep’e söylemek istiyordu. Yüzlerine karşı diyecek ve bu bitmek bilmeyen dilenceliğe son verecekti!
Ama bir türlü cesaret edemiyordu. Fatma Hanım, kocası Emre’nin annesiydi, kızları Elif’in de babaannesi. Bu laf ağzından çıkarsa, açık bir kavgaya dönüşebilir, aile içinde huzursuzluk çıkardı. Emre’nin duygularını düşünüyordu. Çünkü bir tartışma çıkarsa, Emre eşi ile annesi arasında kalırdı. Sırf bu yüzden sessizce kabul ediyordu. Ama artık dayanamayacağını da biliyordu. Kayınvalidesine baktı, yüreği burkuldu ama yine de çantasından cüzdanını çıkardı.
…Ayşe işten yorgun argın dönüyordu. Bir denetim, müfettişler her ayrıntıya takılıyor, patron da herkese bağırıp yıkılıyordu. İki saat fazladan çalışmış, sonra markete uğramış, şimdi de akşam yemeği hazırlayacak, Elif’in ödevlerine bakacak, yarın giyeceklerini düzecekti… Bitmek bilmeyen işler.
Yorgunlukla merdivenleri tırmandı, kapıyı anahtarıyla açtı.
– Anne, hoş geldin! Yarın çevre dersinden kuşlarla ilgili bir proje hazırlamamız lazım, yardım eder misin? – dokuz yaşındaki Elif koşarak geldi ve annesini bu “müjde”yle karşıladı.
– Tabii ki, Elif. Üzerimi değiştirip yemeği hızlıca hazırlayayım, sonra bakarız.
Ayşe çantalarını mutfağa bırakıp odaya geçti.
– Ayşe, senin geldiğini duymadım bile. Neden bu kadar üzgünsün, yine işte mi bir şey oldu? – diye sordu kocası.
– Evet, yine denetim. Her zamanki gibi! – diyerek elini salladı Ayşe.
– Bak, anneme beş bin lira gönderdim. Aliş’e bir ilkbahar montu alacaklardı.
– Emre, artık onlara para yetiştirmekten bıkmadın mı? Sonuçta Aliş’in bir babası var, bırak kendi çocuğunu giydirsin! Neden hep onların sorunları bizim başımıza bela oluyor? – diye isyanı bastı Ayşe.
– Ayşe, ne diye öyle parlıyorsun? Durumu biliyorsun işte…
– Ne durumu, Emre? – Kadın kendini zor tutuyordu, bağırmamak için.
– Zeynep iş bulamıyor, eski kocası nafaka ödemiyor, annem tüm emekli maaşını oraya harcıyor… Bizden bir şey eksilmez ya, bir mont alırsak çocuğa! Hem sen çalışıyorsun, ben de…
– İşte o yüzden, Emre! İkimiz de çalışıyoruz! Neden kendi çocuğumuzdan kısıp bu parayı başka bir aileye veriyoruz? Açıkla bana! – Ayşe’nin yüzü kızarıyordu.
– Ayşe, lütfen boş şeyler için kavga etmeyelim… Gel, yemekte yardım edeyim sana.
Zeynep, Emre’nin küçük kız kardeşiydi. Beş yıl önce “varlıklı iş adamı” Mehmet’le evlenmişti.
– Ah, Zeynep’çiğim ile Mehmet yine Antalya’ya uçtu! Öyle lüks bir otelde kalıyorlar ki! Sen ise, Ayşe, bütün gün muhasebende çalışıyorsun, bir faydası yok! – Fatma Hanım, kızının ne kadar iyi yaşadığını göstermek için fırsat kaçırmazdı.
Sonradan anlaşıldı ki, “iş adamı” ve eşi güzel hayat sürmek için krediye boğulmuş. Paralar hızla tükenmiş ve işler karışmaya başlamıştı.
Önce çift birbirlerine hesap sormuş, kimin ne aldığını tartışmışlardı. Sonunda durum ortaya çıktığında ciddi borçları vardı. Bankalardan aramalar, mahkeme tehditleri başladı. Mehmet sorununu hızlıca çözmüştü—sadece gitti ve ortadan kayboldu. Kimileri Karadeniz’e gittiğini söylüyordu.
Ama “iş adamının karısı” borçlarıyla ve küçük çocuğuyla kalmıştı. Fatma Hanım emekli maaşının bir kısmını kızının kredilerine yatırıyordu. Geri kalanı ise üç kişiye yetmiyordu—Fatma Hanım’a, Zeynep’e ve küçük Aliş’e. Açıklamaya gerek yok, ayda bir paraya muhtaç hale gelmişlerdi.
İşte o zaman Ayşe ve Emre ilk kez akrabalarına yardım etmeyi kabul etti. Aliş küçükken, faturalarını ödediler, üstüne market alışverişlerine katkı sağladılar. Ama her seferinde daha fazla para istiyorlardı.
– Ne yapalım, fiyatlar uçtu gidiyor… – diye konuşuyordu kayınvalidesi, yine bir yardım isteğinde bulunmak için gelmişti.
Ayşe ve Emre yardım ediyor, kendilerine bile birçok şeyden kısıyorlardı. Akrabalarının zor durumda olduğunu düşünüyor, vicdanları el vermiyordu.
İlk isyanı, Ayşe, Zeynep’i bir kafede pasta yiyip kahve içerken görünce etti.
– Zeynep, sen burada ne yapıyorsun? – şaşkınlıkla sordu Ayşe, iş arkadaşlarıyla öğle yemeği yemeye girmişti.
– Ne yapayım?Sonunda Ayşe dayanamayıp Emre’ye dönerek, “Artık bu böyle gitmez, ya onlara dur diyeceğiz ya da ailecek batacağız,” dedi ve kararlılıkla gözlerinin içine baktı.




