Zamanlar Aynı, İnsanlar Farklı

Zaman hep aynı, insanlar farklıdır.

“Canım, hiç mi vicdanın kal”Canım, hiç mi vicdanın kalmadı?” diye titreyen bir sesle sordu Özlem, küçük kız kardeşine.

“Özlem, vicdandan bahsedecek son kişi sensin! Annemizle biz yeterince zaman geçirdik, şimdi siz bakarsınız artık,” dedi Aylin son kelimeyi özellikle yüksek sesle söyleyerek telefonu kapattı.

Özlem, telefonunda kesik kesik bip seslerini duydu. Birkaç saniye sustu, sonra yavaşça mırıldandı:

“Yüzsüz! Ne yüzsüzmüş…”

…Özlem ve Aylin aslında kardeşti. Anne babaları Ahmet ve Sevgi, üniversite yıllarında evlenmiş, bir yıl sonra da ilk çocukları Özlem dünyaya gelmişti. Aile oldukça mütevazı bir hayat sürüyordu, ancak zar zor geçiniyorlardı.

Birkaç yıl sonra Ahmet Bey, çalıştığı fabrikadan iki odalı bir daire alınca rahatladılar. Sevgi Hanım da müzik okulunda çalışmanın yanı sıra özel ders vererek ek gelir sağlıyordu. Özlem on yaşına geldiğinde, ikinci kızları Aylin doğdu.

Aylin’e âdeta tapıyorlardı. Her dediği, her istediği anında yerine getiriliyordu. Kısa sürede bunu fark eden Aylin, bilerek her şeyi kendi lehine çevirmeye başladı.

“Anne, bu defter benim, o daha küçük!” diye itiraz etti bir gün Özlem.

“Ama istiyorum anne, istiyorum!” diye ağlayarak diretti Aylin.

Bir dakika sonra defter Aylin’in elindeydi. Okumayı öğrenmek istemiyor, konuşma terapisine gitmeyi reddediyor, her şeyin kendi istediği gibi olmasını dayatıyordu. İtiraz eden olursa, büyük bir kavga kopuyordu.

Özlem on altı, Aylin altı yaşındayken, aile korkunç bir acıyla sarsıldı. Ahmet Bey, iş yerinde geçirdiği kalp kriziyle hayatını kaybetti. Arkadaşları, komşuları, herkes çok üzülmüştü—daha kırk yaşındaydı, hayatının baharındaydı.

Sevgi Hanım, kocasının ölümünden sonra adeta içine kapandı. Büyük kızı Özlem’i bile görmüyordu artık. Bütün sevgisini, ilgisini Aylin’e vermişti. Küçük kız, ölen babasının âdeta kopyasıydı.

“Anne, benim kotlarım eskidi, sen hâlâ Aylin’e elbiseler alıyorsun!” diye söylendi Özlem.

“Aman Özlem, sen artık büyüdün! Okulu bitir, iş bul, kendin alırsın. Ama Aylin küçük, babasız kaldı…” dedi Sevgi Hanım, gözyaşlarını silerek.

Özlem liseyi bitirdi, başka bir şehirde üniversiteye başladı.

“Özlem, sen gidince üzüleceğimi sanıyordum ama şimdi iyi oldu! Aylin’in odasını yenileyeceğim, prenses gibi bir oda yapacağım!” diye heyecanla anlattı annesi.

“Yani benim eşyamı atacaksın, öyle mi? Hafta sonları geleceğim demiştim…” diye içerledi Özlem.

“Tabii atarım, o eski püskü şeyler durmasın! Gelirsen benimle yatarsın, ne var bunda?” dedi Sevgi Hanım.

Eylülde Özlem üniversiteye gitti, annesi de hemen tadilata başladı.

“Özlem, keşke seni yazın gönderseydim! Tadilatı şimdi yapmak gereksiz oldu,” diye söylendi annesi telefonla.

“Anne, o oda zaten güzeldi! Bir de şu okul etkinliği için para lazım, gönderir misin?”

“Ekstra para istiyorsan, çalış kazan! Kredi çektim tadilat için. Aylin’in kıyafetleri de küçüldü, her şey pahalı!” diye yakındı.

“Ama sen ona hep alıyorsun! Ben niye hak etmiyorum?”

“Sen büyüksün artık! Ben de öğrenciyken çalışıyordum. Ama Aylin daha çocuk, babasını kaybetti, üzülmesin!”

“Anne, ben de babamı kaybettim!”

“Sen büyüksün, kendi işini kendin gör!” diye kesip attı Sevgi Hanım.

Özlem evine nadiren gidiyordu. Hafta sonları çalışıyor, sonra Murat’la tanışıp evlenmişler, krediyle bir ev almışlardı.

“Kızım, size yardım ederdim ama Aylin’in dershanesi, özel hocaları var, masraflar çok!” diye sızlandı annesi.

“Ben hiç özel ders almadan okudum!”

“Zaman değişti! Aylin tercüman olmak istiyor, ücretli bölüme girecek. Siz kendi işinize bakın!”

Özlem tartışmıyordu artık. Biliyordu ki evin düzenini Aylin belirliyordu.

Zaman geçti, Özlem ve Murat’ın bir oğlu oldu: Emre.

“Anne, gelir misin biraz Emre’yle ilgilenirsin?” diye rica etti Özlem.

“Özlem, nasıl bırakırım Aylin’i? Sınavlarına hazırlanıyor, yemeklerini yapıyorum!”

“Ben sınavlara girerken babam ölmüştü, kimse yardım etmemişti bana!”

“O zaman farklıydı! Aylin’in her şeyi mükemmel olacak!”

Aylin, ücretli bölümden mezun oldu, hemen evlendi, annesiyle yaşamaya başladı. İki yıl sonra bir oğulları oldu: Doruk. Sevgi Hanım, bu torununa da bayılıyordu. Özlem artık karışmıyor, susuyordu.

“Anne, işten mi ayrıldın?” diye sordu bir gün.

“Evet. Doruk’u okula götürüp getiriyorum. Üstelik özel liseye gidiyor, bizim semtte değil!”

“Anne, otobüsle yarım saat sürüyor! Kendini yorma!”

“Hayır! Doruk çok zeki, devlet okuluna gitmez!”

Yıllar geçti, Doruk büyüdü, Aylin ve eşi başka semte taşınıp annesini terk ettiler. Sevgi Hanım bunu kaldıramadı, kalp krizi geçirdi.

“Aylin, ya anneni alacaksın ya da yanında kalacaksın. Bakıma ihtiyacı var!” dedi Özlem.

“Ne diyorsun sen? Yeni evimize mi getireyim? Lüks tadilat yaptırdık, inanılmaz para harcadık!” diye çıkıştı Aylin.

“Yani anne evde**Devamı:**

Özlem, telefonu sessizce kapattı ve derin bir nefes alarak annesine sarıldı, sonunda ailenin gerçek yüzünü görmüş olsa da artık geçmişin yükünü taşımak istemediğini fark etti.

**Bitiriş cümlesi:**

O günden sonra Sevgi Hanım, Özlem’in evinde huzur buldu ve torunu Emre’yle geçirdiği her an, kaybettiği yılların acısını biraz olsun dindirdi.

Rate article
Lifequest
Zamanlar Aynı, İnsanlar Farklı