Zaman hep aynı, insanlar farklı…
“Tanem, sendeki vicdan diye bir şey kalmadı mı hiç?” diye titrek bir sesle sordu Olcay kız kardeşine.
“Olcacığım, bana vicdan dersi verecek son kişi sensin! Annemle birlikte yeterince çektik, şimdi sıra sizde. Bakalım Murat’la birlikte bir yaşlıyla aynı evde yaşamak nasıl bir şeymiş, öğrenin artık! Bize yeter!” dedi Tanem, son cümlesini özellikle yüksek sesle söyleyerek telefonu kapattı.
Olcay’ın kulağında kesik kesik sinyal sesleri çınladı. Birkaç saniye sessiz kaldı, ardından yavaşça mırıldandı:
“Yüzsüz! Ne yüzsüzmüş be…”
…Olcay ve Tanem öz kardeştiler. Anne babaları, Cemal Bey ve Leyla Hanım, üniversite yıllarında evlenmişlerdi. Evliliklerinin ilk yılında ilk çocukları olan Olcay dünyaya gelmişti. Genç aile, tabii ki, oldukça mütevazı bir hayat sürüyordu. Paraları ancak zaruri ihtiyaçlarını karşılıyordu.
Yıllar sonra, Cemal Bey çalıştığı firmadan iki odalı bir daire aldı. Hayat bir nebze olsun kolaylaştı. Leyla Hanım da sadece konservatuvarda değil, özel ders vererek, akşamları öğrencileriyle çalışarak iyi para kazanmaya başlamıştı. Olcay on yaşına geldiğinde, ikinci kızları Tanem doğdu.
Aile, küçük kızlarını gözlerinin içine bakarak büyüttü. Tüm kaprisleri, tüm istekleri anında yerine getiriliyordu. Tanem çok geçmeden bu durumu fark etti ve bilinçli bir şekilde “ilgiyi üzerine çekmeye” çalıştı.
“Anne, ben bu defteri kendim aldım, o daha çok küçük!” diye itiraz etti bir gün Olcay.
“Olcay, sen büyüksün! Küçük kardeşine bırak şunu!” diye azarladı Leyla Hanım.
“Anne, istiyorummm…” diye ağlayarak tutturan Tanem, birkaç dakika sonra istediği şeyi eline alıyordu.
Tanem, okumayı öğrenmek istemiyordu, konuşma terapisine gitmek istemiyordu. Tek istediği, her şeyin onun dediği gibi olmasıydı. Karşı çıkan olursa, büyük bir kavga koparıyordu.
Olcay on altı, Tanem altı yaşındayken aile korkunç bir felaketle sarsıldı. Cemal Bey, iş yerinde geçirdiği ani bir kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Çevresindeki herkes üzüldü; daha kırk yaşındaydı, daha yaşayacak çok şey vardı. Çocuklarını büyütüp torunlarını görecekti. Ama kader böyle yazmıştı…
Tabii ki en çok eşi Leyla Hanım etkilendi. O günlerde bir şeyler kırılmıştı içinde. Birden etrafındaki herkese, her şeye karşı duyarsızlaştı. Artık büyük kızıyla bile fazla ilgilenmiyordu. Tüm sevgisini, şefkatini küçük kızı Tanem’e vermişti. Çünkü Tanem, ölen babasına tıpatıp benziyordu.
“Anne, benim kotlarım eskidi, sen hâlâ Tanem’e elbiseler alıyorsun! Dolabı bunlarla dolu!” diye söylendi bir gün Olcay.
“Olcay, ne diyorsun sen? Sen artık büyüdün. Okulu bitirip üniversiteye gideceksin, kendi paranı kazanıp istediğini alırsın. Ama Tanem… O küçücük bir kız. Babasız kaldı! Hem babası onu ne çok severdi, ne çok şımartırdı…” dedi Leyla Hanım, gözyaşlarını silerek.
Olcay liseyi bitirip başka bir şehirde üniversiteye yerleşti.
“Olcay, sen gidince üzüleceğimi düşünmüştüm ama şimdi iyi ki gitmişsin! Tanem’in odasını yenileyeceğim, tam bir prenses odası yapacağım!” dedi Leyla Hanım neşeyle.
“Yani ben gider gitmez koltuğumu atacaksın, öyle mi? Hafta sonları gelmeyi düşünüyordum…” diye içerledi Olcay.
“Tabii atacağım! O eski püskü şey durmasın! Gelirsen benimle veya mutfakta yatarsın, portatif yatağımız var. Tanem’in kendi odası olmalı, daha okul yılları yeni başlıyor!”
Eylülde Olcay üniversiteye gitti, Leyla Hanım da kısa süre sonra kapsamlı bir tadilata başladı.
“Olcay, seni yazın göndermeliydik ki bu tadilatı daha önce bitirelim! Tanem sabırsızlanıyor, odasının olmasını dört gözle bekliyor.” dedi telefonun diğer ucunda.
“Anne, ne diyorsun? O oda gayet iyiydi! Bu arada, ‘Birinci Sınıf Balosu’ için para topluyorlar. Bana gönderir misin?”
“Olcay, şimdi dinle: Ekstra paraya ihtiyacın varsa, git kendin çalış! Tadilat masraflı oldu, kredi çektim. Tanem’in kıyafetleri de küçüldü, gardırobunu yenilemem lazım. Bir de sürekli sinemaya gitmek istiyor, dondurma alalım diye tutturuyor…” diye söylendi Leyla Hanım.
“Anne, ona her istediğini alıyorsun. Ben niye farklıyım?” diye kırıldı Olcay.
“Sen artık büyüksün! Kendine bakabilirsin. Ben de öğrenciyken çalışıyordum, bir şey olmadı. Ama Tanem daha çocuk! Hem babasını kaybetti, çok acı çekti.”
“Anne, ben de babamı kaybettim!”
“Sen büyüdün işte! Artık kendi ayaklarının üzerinde durmalısın!” diye kesip attı Leyla Hanım.
Olcay eve nadiren gidiyordu. Hafta sonları çalışmaya başlamış, kendi parasını kazanıyordu. Sonra Murat’la tanıştı. Önce kiralık bir evde birlikte yaşamaya başladılar, sonra mütevazı bir düğün yapıp konut kredisi çektiler.
“Kızım, sana kredi konusunda yardım ederdim ama malum durumumuz…” diye sızlandı Leyla Hanım.
“Ne durumu, anne?”
“Tanem okuyor, özel dersler bir servet istiyor!”
“Ben hiç özel ders almadan okudum!”
“Eskiden zamanlar farklıydı! Tanem çYıllar sonra, hasta yatağında annesinin elini tutarken Olcay, Tanem’in yine günlerdir aramadığını düşündü ve ne çok sevmişti aslında o küçük kız kardeşini, ne çok özlemişti onun gülüşünü, ama artık her şey için çok geçti.




