Bugün annemle büyük bir tartışma yaşadık. “Heyecanlanma anne, Deniz beni sevdiğini söyledi. Evleneceğiz,” dedim sakin bir şekilde. Ama annem, Ayşe Hanım, hiç de sakin değildi.
“Nasıl heyecanlanmayayım? Hamilesin, henüz evlenmedin, üniversiteyi bitirmedin, bir de bu Deniz denen adamı hiç görmedim! Çocuk oyuncağı mı sanıyorsun? Hemen gelsin buraya, gözlerimin içine baksın ve sorumluluğunu üstleneceğine söz versin!”
“Bağırma böyle, torununa sevineceğini sanıyordum. Deniz’i şimdi getiririm, işten dönecek, yurttaki odasının anahtarı bende. Orada beklerim, sen çok gerginsin,” diyerek çıkıverdim evden, çantamı savura savura.
Ayşe Hanım yüreğine bir ağrı saplanmış gibi oldu. Sandalyeye çöktü, duvardaki kocasının resmine baktı.
“İşte babasız büyümenin sonucu!” diye mırıldandı. “Ah, Ahmet, niye bizi böyle erken bırakıp gittin? Kızımı koruyamadım, çabuk büyüdü Ayşecik. Ya bu adam onu terk ederse? Nasıl geçineceğiz? Maaşım çok az, kim hamile bir kızı işe alır ki? Daha altı ay dersleri var. Vah vah, ne büyük dert!”
Önlüğüne yüzünü gömdü, hıçkırıklara boğuldu. Genç yaşında omuzlarına yüklenmişti hayatın ağırlığı. Kocası kereste fabrikasında çalışırken kaza geçirmiş, kızı daha iki yaşındayken öksüz kalmıştı. Şehrin kenar mahallesinde yaşıyorlardı. O zor günleri sadece komşular ve en yakın arkadaşı bilirdi. En güzel lokmaları hep kızına verirdi. Hem ev işleriyle uğraşıyor, hem de geçim derdi çekiyordu. Şimdi hayat biraz düzene girmişken, kızı böyle bir sürpriz yapmıştı.
“Tamam, börek hamurunu hazırlayayım, damat gelecek sonuçta. Ah Ayşe, Ayşe…”
Sofrayı kurup, biraz daha şık bir elbise giyindi. Heyecandan ellerini oyalayacak bir şey yapmalıydı, örgüye başladı.
Sonunda kapı çaldı, içeri girdim. Annem arkama baktı, kimseyi göremeyince şaşırdı.
“Damat nerede? Dışarıda mı bıraktın?”
“Gitti işte,” dedim gözlerim dolu dolu. “Beni terk etti.”
“Nasıl yani?” Ayşe Hanım şaşkınlıktan sandalyeye yığıldı.
“Öyle işte! İşten ayrılmış, eşyalarını toplayıp kayıplara karışmış. Yurt müdürü öyle dedi…”
Gözlerimden yaşlar süzülüyordu. Tek başıma anne olmak hiç planlarımda yoktu.
“Şimdi ne yapacağım anne?”
Ayşe Hanım bana “Sana söylemiştim” demek istedi ama söylemedi. Çünkü bir annenin yüreği taş gibi değildi.
“Doğuracaksın, başka çaren yok,” dedi. “Ne zaman doğum yapacaksın?”
“Temmuz’da, diplomanın tam zamanında,” diye iç çektim, karnımı okşadım.
…Tam zamanında doğum yaptım. Bir kız çocuğu oldu, adını Elif koydum. Üçümüz, “Üç Kız Kardeş” gibi birlikte yaşamaya başladık.
Elif sağlıklı ve neşeli bir çocuktu, dünyaya meraklı gözlerle bakıyordu. Ayşe Hanım ona deli oluyordu, ama ben biraz mesafeliydim. Elif, nedense o yalancı Deniz’e çekmişti: aynı kızıl saçları, kıvırcıkları ve büyük yeşil gözleri vardı.
“Anne geldi!” Altı yaşındaki Elif, beni pencereden görünce kapıya koşar, sarılmaya çalışırdı.
“Bana ne getirdin?” diye sorardı, elimden tutup yüzüme bakardı.
“Hiçbir şey,” diye suratımı asardım.
“Niye? Dondurma istiyorum. Dün söz vermiştin!”
“Bırak beni! Yoruldum!” diyerek onu iterdim, yatak odasına geçerdim.
Elif odanın ortasında durup ağlardı. Beni beklerdi, sevgi beklerdi, ama ben onu itmiştim. Üstelik anaokulunda ailesini çizmesini istediler. Elif üç kişi çizdi: kendini, beni ve babaannesini. Diğer çocuklar gülmüştü, “Babasız” diye alay etmişlerdi.
Ayşe Hanım torununu avutmaya çalıştı ama nafile: Elif’in içindeki kırgınlık bir anda patlamıştı.
“Baba nerede? Niye anne bana kızıyor?” diye ağlıyordu.
Ayşe Hanım onu kucağına alıp sıkıca sarıldı:
“Herkesin babası olmaz kuzum. Baban olmadan da yaşarız, böylece börekten daha çok yeriz. Hazırlan, dondurmaya gidiyoruz.”
Elif “dondurma” kelimesini duyunca biraz sakinleşti.
“Anne için de alır mıyız?”
“Tabii ki anne için de.”
Ayşe Hanım’ın evinde 8 Mart her zaman büyük bir coşkuyla kutlanırdı. Ne de olsa evde sadece kadınlar yaşıyordu. Bu yüzden sofra her türlü yiyecekle dolardı, arkadaşlarımı çağırırdım, birbirimize hediyeler verirdik. Ama bu sefer arkadaşlar yerine yanımda bir erkek getirdim. Üstelik anneme haber vermemiştim.
Kapıda pahalı bir takım elbiseli, benden yaşça büyük bir adam duruyordu.
“Anne, tanıştırayım. Bu Ali Bey. Birlikte çalışıyoruz, benim patronum. Yakında başka bir şehre terfi edecek. Evleneceğiz.”
“Ne?” Ayşe Hanım donup kaldı.
“Ooo! Bu benim babam mı?” Elif odasından çıkıp sevinçle baktı. Misafire selam verElif, artık büyümüş ve güçlü bir kadın olarak, babaannesinin yanında mutlu bir hayat kurdu, oysa annesi Zeynep, lüks içindeki yalnızlığında hep içindeki boşluğu hissetti.




