Düşün İzinde
– Emre, neyin eksik senin? Bak şuna – Türkçe iki, matematik zayıf, edebiyattan da kaçıyorsun! Neden ders çalışmıyor, neden hep okuldan kaytarıyorsun? Ne yapayım ben seninle, başıma taş mı düşse! – diye üzüldü Leyla, sekizinci sınıfa giden oğlunun defterini karıştırırken.
– Bilmem. – diye suratını astı genç, annesinden yüz çevirdi.
– Leyla, bırak çocuğu be! Edebiyat, biyoloji… Ben de kaçardım eskiden, bak adam oldum işte! – diye geldi sarhoş sesi, odada koltuğa uzanmış kocası Murat’tan.
– Öyle olduğun belli! Bir de oğlunla konuş, erkek gibi, ama senin zamanın mı var? Üç gündür ayık değilsin! – diye bağırdı Leyla.
– Ne yani? Hakkım değil mi? Senin paranı içmiyorum ya! Üstelik Kadir’in doğum günüydü, hem de ellinci! – diye mırıldandı Murat, yastığa yapıştı başını, uykuya daldı.
Leyla, kültürlü bir ailede doğmuştu. Anne babası ona yalnızca terbiye değil, aynı zamanda özenli bir eğitim de vermişti. Leyla okulunda çalışkandı, üniversitenin en iyi bölümünü kazandı. Ama kaderin kötü bir oyunuyla Murat’la yolları kesişti.
Bir öğrenci partisinde tanışmışlardı. Leyla dördüncü sınıftaydı, Murat ise meslek lisesini bitirip fabrikada işe başlamıştı. Leyla, çarpıcı gözleri olan bu genç adamın etkisine hemen kapıldı. Murat yaşından büyük gösteriyordu. O zamanlar kız, bu adamın düzenli hayatını nasıl altüst edeceğini bilmiyordu elbet.
Görüşmeye başladılar, Leyla’nın tüm sınavları bitirip diplomasını aldığı o yaz evlendiler. İlk zamanlar iyiydi, ama Leyla, kocasının hiçbir kutlamayı kaçırmadığını sevmiyordu. En ufak bir bahane bile Murat için içkili bir şölene dönüşüyordu.
Bir noktada Leyla yanıldığını anladı – kocasıyla birbirlerine hiç uymuyorlardı. Boşanmaya karar verdi. Ama kader yine işine karıştı – hamile olduğunu öğrendi.
Çocuğu almaya eli varmadı. Babasız büyütmek de iyi bir seçenek değildi. Hayata iyimser bakan Leyla, ilk çocukla Murat’ın değişeceğini umdu. Ama sarhoş olarak hastaneye geldiğinde acı bir gerçeği anladı – bu adam asla değişmeyecekti.
Öyle de oldu. Murat sık sık içiyordu. Ev işlerini de aksatıyordu, ya arkadaşlarıyla sabahlıyor ya da içkiden sonra uyuyordu.
Leyla pek şikâyet etmiyor, her şeyi kendi sırtlıyordu: çok çalışıyor, iyi para kazanıyor, evde tertemiz, Emre’ye de zaman ayırıyordu. Ama oğlu büyüdükçe babasına benziyordu. Leyla onda kendinden hiçbir şey göremiyordu: Emre ders çalışmıyor, kurslara gitmeyi reddediyordu.
Yedinci sınıfa geldiğinde tamamen kontrolden çıktı.
– Leyla Hanım, oğlunuzla konuşun. Derste saygısız, dinlemiyor, başarısı zaten içler acısı… Ağlamak geliyor insanın… – diyen sözler, artık öğretmeninden sürekli duyduğu şeylerdi.
Her veli toplantısından eve yürürken kendini suçluyor, nerede hata yaptığını düşünüyordu.
İlk zamanlar Emre bahaneler üretip, bir daha olmayacağına söz veriyordu. Ama bütün bu sözler havada kalıyordu.
Emre dokuzuncu sınıfı bitirdi. Onuncu sınıfa geçmek söz konusu bile değildi. Meslek lisesine gitmesi gerekiyordu. Leyla dehşetle anladı – oğlu kelimenin tam anlamıyla babasının izinden gidiyordu. Murat ise iyice içkiye batmıştı. Leyla onu ayıltmak, kavgalara katlanmak, üstelik fabrikaya gidip işten atılmaması için yalvarmak zorunda kalıyordu.
Meslek lisesinde Emre’nin durumu da kötüydü: dersleri asıyor, öğretmenlere küstahça davranıyor, arkadaşlarıyla kavga ediyordu. Annesine de okulu sevmediğini söylüyordu.
– Anne, bıraksam mı okulu? Babamın yanında çalışayım. Para kazanayım. – dedi bir gün.
– Oğlum, ne diyorsun sen? Hangi para? Nasıl bir jargon bu… En azından bir meslek öğren, sonra istersen devam edersin. Yoksa baban gibi mi yaşamak istiyorsun?
– Ne var bunda? Babam iyi yaşıyor. – diye karşı çıktı.
– Aynen öyle! Ne var yani? Çocuğa yapışmışsın sülük gibi! Çalışmak istiyorsa bırak çalışsın! Zaten fabrikada yer de var. – diye araya girdi Murat.
Leyla, yine de oğlunu lisede tutup diploma aldırmayı başardı. Öğretmenlere koşuyor, yalvarıyordu: bir şans daha, lütfen atmayın diye.
Zorla liseyi bitiren Emre, hemen fabrikada çalışmaktan bahsetmeye başladı. Leyla engel olmaya çalışıyordu, çünkü bunun nereye varacağını tahmin edebiliyordu. Üstelik Emre, babasına tıpatıp benziyordu – hem yüzü, hem huyu. Leyla dehşetle fark etti ki, oğlunda kendinden hiçbir şey yoktu. Bu, Murat’ın oğluydu.
Ama her anne gibi, son ana kadar umut etti – belki oğlu aklını başına alır, bu hatayı yapmaz. Ama kader yine acımadı. En kötü beklentisi gerçek oldu: Emre, babasıyla aynı vardiyaya geçti ve birlikte içmeye başladılar.
Bir akşam Leyla işten dönüyordu. Daha kapıdan girer girmez, koridorda bir şeye takılıp sendeledi. Işığı açtı…
Yerde sızmış Emre yatıyordu. Kadın diz çöküp oğlunu uyandırmaya çalıştı:
– Emre, oğlum, ne oldu?Leyla yavaşça kapıyı kapatıp yürüdü, arkasında bıraktığı karanlığın içinde, babayla oğulun mutfağa gidip yeni bir içki sofrası kurduklarını biliyordu.




