Güzin, eski bir evlilikten yorgun düşmüş, küçük kızı Elif’le birlikte yeni bir hayata başlamak üzereydi. Taksi durdu, kapıyı açıp Elif’i indirirken şoföre teşekkür etti. Komşu apartmanın önünde oturan iki yaşlı kadının bakışları altında, kızının elini tutarak apartman girişine yürüdü.
“Merhabalar,” dedi nezaketle.
“Merhaba canım,” diye karşılık verdi yaşlı kadınlardan biri. “Kimlere misafirliğe gidiyorsunuz böyle?”
Güzin yalnızca gülümsedi. Kodlu kilidi açıp içeri girdiler. Arkalarından kapı kapanır kapanmaz, kadınlardan biri yüksek sesle, “Az önce iki genç adam kolilere dolu eşya taşıdı üst kata. Sanat’yeni kiracılar geliyor. Uykusuz geceler seni bekliyor Hatice Teyze,” dedi.
“Benim gücüme gitmesinler. Bir gürültü yapsınlar da göreyim. Hemen sosyal hizmetlere şikayet ederim!”
Güzin daha fazlasını duymadı. Asansörle beşinci kata çıktılar. Kapı aralıktı. Mutfakta oturan iki adam çay içiyordu.
“Güzin Hanım geldi! Afedersin, çay demledik bu arada,” dedi biri cebinden para çıkarmaya hazırlanan Güzin’e.
“Ayı,ıp olur mu? Dostluktan yardım ettik. Keşke Bülent’ten ayrılmasaydın. Barışsaydınız. Çalışmıyorsun, kızınla geçinebilecek misin?” Adam Elif’e göz kırptı, kız gülümsedi.
“Bir şekilde idare ederiz. Boşanma davası açacağım, nafaka alırım. Bülent’e dönmek yok. Böyle söyle ona.”
“Peki. Ama ihtiyacın olursa ara, elimden geleni yaparım. Haydi, size kolay gelsiyor.”
Adamlar gitti. Güzin odanın ortasındaki kolilere baktı ve derin bir nefes aldı.
“Kızım, eşyaları yerleştirmeme yardım eder misin?”
“Yook, oynayacağım!”
“Tamam, ama bağırıp gürültü yapma, yoksa bizi buradan atarlar.”
Kız anlar gibi başını salladı. Güzin oyuncak kutusunu açtı, Elif hemen peluş ayıcığını kaptı. Gardırobu düzenlerken bir yandan da hesap yapıyordu: Küçük bir evdi, ama idare ederdi. Tasarruf ederlerse, geçinirlerdi.
Akşam makarna ve sosis pişirdi. Yerleri silip Elif’i yatırdı, masal okuyarak uyuttu. Yastığa başını koyduğunda Bülent’in o küstah sözleri çınladı kulaklarında: “Yalvararak geri geleceksin, ben de düşüneceğim alayım mı seni…” Gözleri doldu, uykusu kaçtı.
Pencerenin önünde durmuş, loş sokaklara bakarken geçmişi düşündü…
***
Bülent’le bir otobüs durağında tanışmışlardı. “Esenler Caddesi’ne hangi otobüs gider?” diye sormuştu. Güzin cevap verince, o da “Peki siz nereye gidiyorsunuz?” dedi. Otobüs geldiğinde içeri atlamıştı, ama Bülent de peşinden binmişti. “Affedersiniz, tanışmak için bahane arıyordum,” diyerek gülümsedi. Güzin de gülümsemişti.
Güzin’in yüreği boştu, Bülent’in neşeli hali ve tatlı sözleriyle kısa sürede ona kapıldı. O zamanlar bir arkadaşıyla kirada oturuyordu. Bülent’in küçük bir dairesi vardı, onun yanına taşınması için ısrar etti. Annesi katı bir kadındı, “Evlilik olmadan birlikte yaşanmaz” derdi. Bu yüzden annesi aradığında hâlâ arkadaşıyla kaldığını söylüyordu.
İki yıl geçti, Bülent evlenme teklif etmedi. Çocuktan hiç bahsetmedi. Güzin hamile olduğunu nasıl söyleyeceğini bilemiyordu.
“Biraz daha büyük bir ev bakalım,” dedi bir gün.
“Niye?”
“Çünkü yakında üç kişi olacağız.”
“Ne, hamile misin? Bunu söylemeyi ne zaman düşünüyordun?” diye sertçe çıkıştı Bülent.
“Şimdi söylüyorum. Kusura bakma, emin olamadım.” Gözyaşlarını tutmaya çalışıyordu.
“Senin doğum kontrol hapı kullandığını sanıyordum.”
“Yazııklar olsun! Bunu asla yapmam. İsterse sen olma, ama bu çocuğu doğuracağım.”
“Vay canına… Bu kadar beklenmedik oldu.”
Barıştılar, ev için para biriktirmeye başladılar. Bir akşam, Bülent işten geç kalmıştı. Balkondan onu beklerken bir araba durdu kapı önünde.
“Seni gördüm. Bu araba kimin?” diye sordu merakla.
“Benim. Artık bizim. Güzel, değil mi?” Bülent’in yüzü gururla parlıyordu.
“Nasıııl? Nereden aldın?”
“Paralar yetmeyecekti zaten ev peşinatına. Araba daha gerekli, seni ve bebeği rahat rahat gezdiririm.”
“Bu benim paramdı da! Bana sormadan harcadın!”
“Sen de bana sormadan çocuk yapmaya karar verdin,” diye çıkıştı Bülent.
“Tek başına mı hamile kaldım sanki?”
İlk kez büyük bir kavgaya tutuştular. Sonra barışıp nikah kıydılar. Güzin mutluydu.
Ama araba aldıktan sonra Bülent hep işten geç gelmeye başladı. “Arkadaşa yardım ettim,” “Eşya taşıdık,” diye bahaneler uyduruyordu. Güzin içten içe şüpheleniyor, kıskanıyordu.
“Doğum sancılarım başladığında bile gelmedi. Hastanede karşıladı, ama eve dönünce yine her şey eskisi gibi oldu. Gece geç saatlere kadar dışarıda kalıyor, sabah gelip beni uyumakla, kahvaltı hazırlamamakla suçluyordu.
Bir gün, “Değiştin, kendine bakmıyorsun. Evde seni görmek istemiyorum. Başka kadınların ilgisi beni mutlu ediyor,” dedi ve gitti.
Güzin oğlu gönderdi. Para biriktirmişti. Kendine bir ev tuttu, boşanma davası açtı.
Komşuları sürekliKomşusu Hatice Teyze’nin desteğiyle hayata tutunan Güzin, bir gün Elif’i okula bırakırken gökyüzünde uçuşan bir çocuk balonu görüp gülümsedi, çünkü artık özgür olduğunu ve kendi ayakları üzerinde durmayı başardığını biliyordu.




