Yoldaşlarım Var

Elif her zaman bağımsız ve uslu bir çocuktu. Ebeveynleri bütün gün çalışıyordu, o ise okuldan gelince çorbayı ısıtıp yiyor, sonra da ödevlerini yapıyordu. Hatta bazen makarna bile pişirebiliyordu. Bunu ilkokul birinci sınıftan beri yapıyordu.

On birinci sınıftayken, okullarına staj için birkaç üniversite öğrencisi geldi. Tarih dersini, uzun boylu, ciddi bir ifadeye sahip, gözlüklü ve gri takım elbiseli Deniz Bey veriyordu. Erkekler ona “inek” lakabını takmış, dersini sabote etmeye çalışıyorlardı. Ama zamanla onu dinlemeye başladılar, çünkü tarihi hiçbir öğretmenin anlatmadığı şekilde anlatıyordu. Sorular soruyor, düşündürüyor, farklı senaryolar üretmelerini sağlıyordu.

Erkeklerin gözleri parlıyordu. İlk kez fikirlerini özgürce söyleyebiliyor, tarihin akışını değiştirebileceklerini hissediyorlardı. Deniz Bey, onların coşkusunu yatıştırıyor, fazla ileri gittiklerinde dengeliyordu. Artık tarih dersini sabırsızlıkla bekliyorlardı.

Elif, dersler boyunca Deniz Bey’e âşık gözlerle bakıyordu. Tarihle ilgili kitaplar okuyor, tartışmalara katılmak istiyordu. Bir gün cesaretini toplayıp fikrini söyledi. Deniz Bey onu takdir etti: “Eğer reformlar senin önerdiğin yönde ilerleseydi, şimdi çok farklı bir toplumda yaşıyor olurduk,” dedi. Ama ekledi: “O dönemde başka türlü yapmak neredeyse imkânsızdı.”

“Maalesef tarihi yeniden yazamayız, ama ders kitaplarını istediğimiz olaylara vurgu yaparak yeniden düzenleyebiliriz,” diye devam etti.

Sonra stajı bitti ve Elif’in tarihe olan ilgisi de aniden söndü. Bir gün okuldan eve dönerken, koşarak kendisine yaklaşan Deniz Bey’i gördü.

“Merhaba, Elif,” diye seslendi.

Onun adını hatırlıyordu! Elif’in kalbi sevinçten yerinden fırlayacak gibi oldu.

“Okula mı gidiyorsunuz? Ama dersler çoktan bitti,” diye kekeledi.

“Hayır, seni görmek istedim.”

Elif şaşkınlıktan gözlerini kocaman açtı ve yüzü kızardı.

“Eve mi gidiyorsun? Seni eve kadar bırakayım.”

Yan yana yürürken, Deniz Bey ona okulu, arkadaşlarını, hangi bölüme girmek istediğini sordu.

“Tarih bölümüne mi? Tarihe ilgili olduğunu sanıyordum. Bir sürü güzel kitabım var, seninle paylaşabilirim.”

Elif mutluluktan donakaldı. Onu evine mi davet ediyordu? Sınıfın en güzel kızı Damla’yı değil, onu, Elif’i istiyordu. Gözlerini kaldırmaya cesaret edemedi.

“Teşekkür ederim, ama ekonomi okumak istiyorum…” diyebildi. “Kitapları okumayı çok isterim.”

“Peki. Bir dahaki sefere sana birkaç kitap getiririm, seçimi bana bırakırsan.”

“Bir dahaki sefere? Yani yine görüşecek miyiz?” Elif’in kalbi deli gibi çarpıyordu.

“O bir dahaki sefer gelecek mi?” dedi ve utançtan yüzünün kızardığını hissetti.

“Tabii ki. İstersen,” diye gülümsedi Deniz Bey.

Gülümsediğinde yüzü genç ve yakışıklı görünüyordu. Elif birden fark etti ki aslında kendisinden çok da büyük değildi. Onu ilk kez gülümserken görüyordu.

“Beni Deniz diye çağır. Artık okulda değiliz, senin öğretmenin değilim. Geldik mi? Burası senin evin mi?”

Elif başını salladı, duyguları düğümlenmişti. Deniz Bey vedalaştı ve gitmek üzereydi.

“Deniz, bir dahaki sefer ne zaman geleceksin?” diye sordu Elif, sonunda cesaretini toplayarak.

Telefonunu çıkardı.

“Numaranı ver, seni ararım.”

Ama Deniz aramadı, birkaç gün sonra mesaj attı. Birkaç kez daha görüştüler, sonra ikisinin de sınavları başladı: Elif’in okulda, Deniz’in üniversitede. Tekrar mezuniyet sonrası buluştular. Bu süre boyunca Elif, Deniz’le görüşmelerini gizli tuttu. Sonunda dayanamayıp arkadaşlarına anlattı. Hepsi kıskançlıktan çıldırdı. Hiçbirinin yetişkin bir erkek arkadaşı yoktu.

Elif üniversiteye girdi ve Deniz’le görüşmeye devam etti. Kısa süre sonra annesi durumu öğrendi ve telaşlandı. Eşiyle tanışmasını istedi. Ciddi ve olgun Deniz’i sevdiler. Kötü alışkanlıkları yoktu, güvenilirdi, üstelik öğretmendi. Annesi rahatladı, Elif ise aşkın kanatlarıyla uçuyordu.

Üçüncü sınıfın sonunda Deniz’le evlendiler. Çocuk yapmayı Elif’in eğitimi bitene kadar ertelemeye karar verdiler. Deniz her şeyin düzenli olmasına takıntılıydı. Masadaki kitapları düzgün istifliyor, havluları tam ortadan asıyor, Elif’ten eşyalarını dağınık bırakmamasını rica ediyordu. Elif bunu bir oyun sanıp zamanla aynısını yapmaya başladı.

Bir gün Deniz, Elif’ten sonra banyoya girdi. Bir süre sonra sert sesini duydu ve koşarak yanına gitti.

“Elif, sana kaç kere söyledim, duştan sonra yerleri kurula!” dedi sinirini bastırarak.

Elif yerlerde birkaç su damlası gördü.

“Tamam, bir dahakine kurularım,” dedi. “Sen de zaten duş alacaksın.”

“Bir dahakine değil, şimdi. Süpürge nerede biliyor musun?”

Gözlükleri yoktu, soğuk gri gözleri ona bakıyordu. Gözlükleri görüşü için değil, daha olgun görünmek içindi.

“Ciddi misin? Birazdan kurur zaten.” Elif inanamıyordu.

Ama Deniz şaka yapmıyordu. Bakışları buz gibiydi. Elif saklanmak, küçülüp kaybolmak istedi. SüpürgeyiElif o gün, küçük kızını kucağına alıp baktığında, hayatındaki tüm keşmekeşin aslında onu bu mutluluğa hazırlayan bir sınav olduğunu anladı.

Rate article
Lifequest
Yoldaşlarım Var