Bir an dönüp baktı ya, keşke geçip gitseydi…
Karar verdiğimizde, kendimizi doğru yaptığımıza ikna eder, bahaneler buluruz. İlk zamanlar vicdan azabı çeker, yaptığımızın karşılığını bulacağımızdan korkarız. Ama hiçbir şey olmaz, rahatlarız, doğruyu yaptığımıza inanır ve hayatımıza devam ederiz. Ne var ki bir gün, o karşılık gelir çatar. Ya da geç kalmış bir pişmanlık…
2000’lerin başında tanışmışlardı. Serhat, otobüs durağında bekliyordu. Yakınında bir kız duruyordu, sıradan, her yerde rastlanabilecek türden. Ama birden kalbi hızla çarpmaya başladı. “Şimdi otobüs gelecek, binecek ve bir daha asla göremeyeceğim onu.” Etrafına baktı, bir otobüs ışıklarda bekliyordu. Kalbi daha da hızlandı, sanki acele etmesini söylüyordu. Serhat kıza yaklaştı.
“Merhaba, hangi otobüsü bekliyorsun?”
Kız ona baktı, tanımaya çalıştı. O ise gözlerine bakıyor ve bir daha asla unutamayacağını hissediyordu.
“Ben Serhat. 204 numaralı otobüsü mü bekliyorsun?”
“Hayır,” diye gülümsedi sonunda. “30 numaralı otobüs.”
Serhat rahat bir nefes aldı. Otobüs henüz gelmemişti, demek ki zamanı vardı.
“Güney Mahallesi’nde mi oturuyorsun?” diye sordu.
“Hayır, babaanneme gidiyorum.”
“Acelen var mı?” diye umutsuzca sordu.
“Pek sayılmaz, neden?” Kız merakla bakıyordu.
Serhat sevinçli bir sesle:
“Bir sonraki durağa kadar yürüyelim mi?”
Kız bir an düşündü, sonra gülümseyerek başını salladı.
Kalbi hızla çarpıyordu. Birlikte yürüdüler, sonra bir durağa daha… Öylece, babaannesinin yaşadığı semte kadar geldiler, yorgunluk bile hissetmeden.
Elif, babaannesinin evinin önünde durduğunda, birbirlerini sanki yıllardır tanıyorlardı. Ayrılmadan önce telefon numaralarını aldılar. İkisi de kaderlerini bulduklarına inanıyordu.
Bir yıl sonra evlendiler. İlk yıllarını Elif’in babaannesinin evinde geçirdiler, sonra mezun olup işe girdiklerinde kredi çekerek iki odalı bir daire aldılar. Gelecek için.
Elif hamile olduğunu söylediğinde, Serhat’ın kalbi ilk tanıştıkları günkü gibi hızla çarptı, sanki “Hey, durma artık baba!” diyordu. Serhat kocaman bir gülümsemeyle sarıldı karısına. Baba olacaktı! Beklenmedik, şaşırtıcı, sorumluluk dolu bir andı.
Hayatları tamamen değişti. Artık sadece çocuklarını konuşuyorlardı. Kim olacak, ismi ne olacak, beşiği nereye koyacaklar? Serhat, sokakta gördüğü annelere bile soruyordu hangi bebek arabasını almaları gerektiğini. Öneriler yağmur gibi geliyordu.
Çocuk sahibi olan arkadaşları, artık kullanmadıkları kıyafetleri hediye ediyordu. Genç çift, zamanın geçmesini sabırsızlıkla bekliyordu. Ve nihayet, bir gün mavi gözlü bir oğulları oldu.
Elif hastaneden döndüğünde, odada yepyeni bir beşik duruyordu. Kıyafetler üst üste dizilmiş, bebek bezi yığınları hazırdı. Koridorda modern bir bebek arabası, uzun gezintileri bekliyordu.
Serhat, heyecanla eve getirdiği minik paketi açtığında, ev bebeğin ağlaması ve gelen misafirlerin neşesiyle doldu.
Ancak ilk doktor kontrolünde Elif, çocuk doktorunun yüzündeki gergin ifadeyi görünce titreyen bir sesle sordu:
“Bir sorun mu var?”
Doktor ek tetkikler istedi. Sonra korkunç teşhis geldi. Elif ağlıyor, Serhat ise çenesini sıkarak karısını teselli etmeye çalışıyordu. İnanamadılar, doktorların yanıldığını umdular. Bu nasıl olabilirdi? Genç ve sağlıklıydılar!
“Zorlu bir doğum, doğum travması…” diye açıkladı doktor yorgun bir sesle.
Umutsuzluk günleri başladı. Serhat’ın annesi, çocuğu bir kuruma bırakmalarını söyledi. “Daha sağlıklı çocuklarınız olur, bu yükü ömür boyu taşıyamazsınız,” diyordu.
Serhat, Elif’ın gözyaşlarına bakamadı ama kararlıydı: “Deniz’i asla bırakmayacağız.”
Çocuk büyüdükçe onları tanıyor, gülümsüyor ve normal bir çocuk gibi görünüyordu. Belki doktorlar yanılmıştı? Ama Deniz yürümeye başlayamadı.
Hiçbir doktorun garantisi yoktu. Sandalye ve tekerlekli koltuk, onun geleceğiydi. “Beyni sağlam, en azından buna şükredin” deniyordu.
Mücadele başladı: Masajlar, egzersizler, fizik tedavi… Elif işe dönmedi, Deniz’le ilgilendi. Serhat’ın kazandığı her kuruş, tedavi ve kredi taksitlerine gidiyordu.
Bir gün Elif, Serhat’tan Deniz’le parka gitmesini istedi. O reddetti.
“Elif, ben temizlik yapayım, sen götür onu. Bak, diğer çocuklar koşuyor, anneleriyle yürüyor. İnsanlar Deniz’e garip bakıyorlar. Onunla dışarı çıkamıyorum.”
Bu ilk işaretti. Ardından daha çoğu geldi.
Bir gün Elif evi satıp bir bahçeli ev almayı önerdi:
“Rampalar yaparız, Deniz kendi başına çıkabilir. Hem bahçede oynar.”
“Haklısın,” dedi Serhat gözlerini kaçırarak. “Ama bu hiçbir şeyi değiştirmez. Üzgünüm, artık devam edemiyorum.”
Elif onu bıraktı. Gözlerinde korku ve şaşkınlık vardı ama ağlamadı. Serhat, onun tek başına nasıl mücadele edeceğini düşünmemeye çalıştı.
***
17 yıl geçti
İşten çıkan Serhat, babasına hediye almak için bir alışveriş merkezine girdi. ÖnündeAlışverişten çıkarken, birden durdu ve geriye bakmadan yoluna devam etti, bu sefer artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını içten içe biliyordu.




