Kendim İçin Bir Kız Çocuk

**Kızım Kendi İçin**

Gülay, eve girdi ve etrafı dinledi. Çabucak pardösüsünü ve ayakkabılarını çıkardı, doğruca annesinin odasına yöneldi.

Annesi yatağın üzerinde, battaniyenin üstünde yatıyordu. Gözleri kapalı, kolları göğsünde bağlıydı.

“Anne!” diye telaşla bağırdı Gülay.

“Niye bağırıyorsun?” diye sordu annesi, gözlerini yavaşça açarak.

“Beni korkuttun. Öyle yatıyorsun ki…” Gülay sözünü yarıda kesti.

“Ölümümü bekliyorsun. Hiç sorun değil, fazla zamanım kalmadı zaten,” diye mırıldandı kadın huzursuzca. “Neden bu kadar geç kaldın?”

“Anne, niye böyle konuşuyorsun? Gerçekten korktum. İşten sonra markete uğradım. Sadece on beş dakika geciktim,” diye savundu kendini Gülay. “Bir şeye ihtiyacın var mı? Akşam yemeğini hazırlamaya gidiyorum.”

Annesi, Gülay’ın hatırladığı kadarıyla, hep hastaydı. Hastaneye işe gider gibi giderdi. Gelince de doktorların beceriksiz olduğundan, teşhis koyamadıklarından şikayet ederdi.

Gülay’ı kırk yaşında, “kendine” doğurmuştu. Babası yoktu. Annesi, onunla ilgili tüm konuşmaları keser, soruları geçiştirirdi. Gülay büyüdüğünde, iki adet olan fotoğraf albümlerini karıştırdı ama içlerinde tek bir erkek fotoğrafı bile bulamadı.

“Hepsini yaktım. Bir hainin fotoğraflarını saklamanın anlamı var mı?” diye cevapladı annesi. “Kızım, erkeklere güvenme. Onlardan uzak dur.”

Okul gezileri bir günden uzun sürdüğünde, annesi Gülay’ı asla göndermezdi.

“Zaten paramız yok. Büyüdüğünde her yeri görürsün. Ya bana bir şey olursa ve sen yanımda olmazsan? Ölürsem, bu dünyada yapayalnız kalırsın,” derdi.

En ufak bir şeyde kalbine sarılır, Gülay da her seferinde korkup ilaçları koşturarak getirirdi. Hangi ilacın nerede olduğunu, hangisinin kalbe, hangisinin sinirlere iyi geldiğini ezberlemişti. Bu yüzden küçüklüğünden beri doktor olup annesini iyileştirmeyi hayal ederdi.

Ama yaşadıkları şehirde tıp fakültesi yoktu. Başka bir şehre gitmek ise düşünülemezdi. Annesi kiminle kalacaktı? Zaten çok mütevazı bir hayatları vardı, annesi emekli olduktan sonra ise zar zor geçiniyorlardı. Okul bittiğinde, Gülay çalışmaya başladı.

Evlerine yakın küçük bir noter bürosu vardı. Kapıda hiçbir ilan yoktu. Gülay, şans eseri uğrayıp iş olup olmadığını sordu. Tam zamanında gelmişti.

Büroda birkaç çalışan vardı. Girişte hamile bir kız oturuyordu. Randevuları kaydediyor, telefonlara cevap veriyor, küçük işleri hallediyordu. İş günü sonunda ofisi temizleyip çöpleri atması gerekiyordu, yani aynı zamanda temizlikçi gibi çalışıyordu.

Uzun zamandır müdüre, artık yerleri silip kovaları taşıyamayacağını, bir temizlikçi tutmaları gerektiğini söylüyordu. Ama müdire ağırdan alıyordu. Doğum iznine çıkınca, yerine birini bulurlardı. Neden iki kişiye para versinlerdi? Gülay tam zamanında çıkmıştı. Çekingen ve terbiyeli hali güven verdi, işe alındı.

Sadece akşam değil, yağmurlu ve çamurlu havalarda gün içinde de yerleri silmesi gerekiyordu. Diğer zamanlarda yapacak bir şeyi olmadığı için sekreterin küçük işlerini severek yapıyordu: evrakları dosyalara yerleştiriyor, müşterileri içeri alıyor, fotokopi çekiyordu. Sekreter kız ona bilgisayar kullanmayı öğretti.

Doğum iznine ayrıldığında, yerine kimseyi aramadılar. Çalışkan Gülay zaten işin içine girmişti ve her şeyi hallediyordu. Artık iki maaş alıyordu, bu da ona büyük mutluluk verdi.

Okuldayken, mahalledeki bir çocuktan hoşlanıyordu. Birlikte okuldan dönüyorlar, birkaç kez sinemaya davet etmişti. İşte o zaman annesi, erkeklerle ilişkide dikkatli olması gerektiği konusunda onu uyarmıştı. Hepsi kızlardan aynı şeyi istiyordu. Gülay’ın masumiyetini kullanıp, istediklerini aldıktan sonra kaybolacaklardı. Ve o da tıpkı annesi gibi çocuğunu tek başına büyütecekti.

“Babam da seni kandırdı mı? Bu yüzden mi fotoğraflarını yaktın?” diye sordu Gülay.

Annesi şaşırdı ama hemen toparlandı.

“Hayır, babanla aramız başkaydı. Aşk vardı aramızda, evlendik, sen doğdun. Ama yine de beni bıraktı, kendine daha genç ve güzel birini buldu. Bütün erkekler aynı, hiçbirine güvenme,” diye tekrarladı.

“Kendine” bir kız doğurduğunu tabii ki söylemedi.

Okul bittikten sonra, o çocuk üniversiteye gitti. Artık nadiren ve tesadüfen görüşüyorlardı. Bir gün onu bir kızla gördü. Gözlerini kaçırdı ve onu tanımıyormuş gibi yaptı. “Hepsi aynı,” diye geçirdi içinden Gülay, annesinin sözlerini hatırlayarak.

Bürodaki genç müşteriler, güzel kıza kur yapmaya çalışıyordu. Ama o hepsini reddetti. Zaten annesi de sürekli hasta olduğunu söylüyor, ilgi bekliyordu. Bazen tansiyonu çıkıyor, bazen beli tutuluyor, bazen de eklemleri ağrıyordu. Son zamanlarda kalbi daha sık sıkışıyordu. Gülay, işten sonra hemen eve koşuyordu.

Ne zaman birisiyle görüşmeye kalksa, annesi hemen arayıp kalbinin sıkıştığını sGülay, annesinin aslında kendisini kontrol etmek için hasta numarası yaptığını fark ettiği o gün, artık kendi hayatını yaşamaya karar verdi ve bu kararın bedeli ne olursa olsun, geri dönmeyeceğini anladı.

Rate article
Lifequest
Kendim İçin Bir Kız Çocuk