*Gel Yanıma…*
Leyla, kendi vücudundan nefret ediyordu. Küçüklüğünden beri biraz tombuldu ve zayıf arkadaşlarını hep kıskanmıştı. Kaç diyet denedi, kaç kez spor yapmaya çalıştıysa da bir türlü kilolarından kurtulamadı.
“Kendine böyle eziyet etme. Normal ye. Seni seven seni her hâlinle sever, zayıf da olsan tombul da. İnsanlar dış görünüşe değil, kalbe ve karaktere aşık olur,” diye teselli etti babası. “Annem hiçbir zaman incecik biri olmadı, ama bu onu sevmeme engel olmadı. Kadın yumuşak ve sıcak olmalı.”
“Senin söylemesi kolay. Sen istediğin kadar börek ye, bir gram bile almazsın. Neden senin genlerin bana geçmedi ki?” diye söylendi Leyla.
“Bir de nereden çıktı bu zayıflama hevesi? Yoksa birine mi âşık oldun?” diye aniden sordu annesi.
Leyla gözlerini kaçırdı.
“Ben de lisedeyken birine âşık olmuştum, deli gibi tutulmuştum. Ama onun gözü sınıftaki en güzel kızdaydı. Sonra okul bitti, onu her gün görmeyince unuttum. Aradan beş altı yıl geçti, bir gün sokakta karşılaştık. Bilir misin, çok şükrettim ki aramızda bir şey olmamış.”
“Neden?” diye sordu Leyla.
“O güzel kızla evlenmişti. Ama kız hep pahalı kıyafetler, takılar istiyormuş, adamın da parası yetmiyormuş. Sonra bir iş dolandırıcılığına bulaşmış, büyük bir miktar çalmış. Hapse girdi. Çıkınca tamamen değişmiş bir adamdı. Karısı boşanmış, iş bulamıyordu, içkiye başladı. Oysa her şey çok güzel başlamıştı,” diye iç çekti annesi.
“Biz de babanla zor günler geçirdik, özellikle sen doğduğunda. Ama atlattık. Yani eğer biri seni seçmiyorsa, belki de hayırdır. Senin değilmiş demek ki,” diyerek noktayı koydu.
“Peki ya seni seçseydi? O zaman dolandırıcılık yapmayacaktı, hapse de girmeyecekti,” diye düşündü Leyla.
“Beni seçemezdi ki. Onun gözü hep güzel, ince kızlardaydı. Seçse bile bir gün mutlaka aldatırdı. Yine boşanırdık. Ama o zaman babanla tanışamazdım,” diyerek gülümsedi annesi. “Her şey hayırlısıymış.”
“Ama yine de zayıflamak istiyorum,” diye diretti Leyla.
Bütün akşam internette diyet listelerine baktı, “zayıflama öyküleri” okuyup inceldiğini iddia eden kadınların fotoğraflarına baktı. Onlar başardıysa, o da başaracaktı.
Sabah uyandığında gerindi ve saate baktı. Daha yatacak vakti vardı. Sonra akşam “yeni bir hayata başlama” kararını hatırladı. Pencereye yürüdü. Hava bulutluydu, her an yağmur başlayabilirdi. “Belki yeni hayatı güneşli bir güne ertelemeliyim? Yok,” diye düşündü Leyla, “yoksa hep ertelerim.” Spor kıyafetlerini kararlı bir şekilde giydi.
Sokaklar ıssızdı. İyi, kimse görmeyecek. Ve yavaşça koşmaya başladı.
Çok geçmeden nefesi kesildi, böğrüne kramplar girdi, öksürük krizine tutuldu, ter sırtından aşağı süzülüyordu. Durup soluklandı. Ellerini çırpıp geri döndü. Bir şey olmaz, alışır.
Ertesi sabah her yeri ağrıyordu. Buna rağmen koşuya çıktı. Eve ancak sürünerek dönebildi.
“Sen niye böyle sırılsıklamsın?” diye sordu annesi içeri girdiğinde.
“Koştum.”
“Spora mı başladın? Aferin. Benim hiç iradem olmadı. Yorgun musun? Hadi duş al da kahvaltı yap, okula geç kalacaksın.”
“Börek yemeyeceğim, sadece kahve içeceğim,” diye kararlılıkla açıkladı Leyla.
“Bilirsin. Ama bence bu kadar hızlı başlayıp her şeyi kesmek doğru değil. Uzun bir yarışa çıkıyorsan, yavaş yavaş hızlanmalısın, yoksa bitiş çizgisine varamazsın,” diye uyardı annesi.
“Aferin,” dedi babası, kızının sırtına hafifçe vurarak. “Azmini takdir ediyorum,” diyerek masaya oturdu ve kahvesinden bir yudum aldı.
“Sen de mi diyet yapmaya karar verdin? Ben kimin için börek yaptım öyleyse?” diye üzüldü annesi.
“Üzülme. Ben Leyla’nın hakkını da yerim,” diyerek kızına göz kırptı, tabaktan bir börek alıp büyük bir ısırık aldı ve iştahla çiğnemeye başladı.
Leyla’nın ağzı sulandı. “Bir börekten bir şey olmaz,” diye düşündü. Aniden yemeyi kesmek zararlıydı zaten. Ama yine de kendini koyuvermedi. Kahveyi bir dikişte içip masadan kalktı.
“Şimdi açlıktan ölecek,” diye iç çekti annesi, Leyla mutfaktan çıkarken.
Babasının ne cevap verdiğini duymadı.
Zamanla alıştı, koşu mesafesini artırdı. Bir gün pantolonunun belinin gevşediğini fark etti. Hemen aynanın karşısına geçti. Ama ne yazık ki aynada hiçbir değişiklik göremedi.
Bir gün iki kız onu geçti, ceylan gibi zarif ve hızlılardı. Leyla yol verdi. Yanından geçerken biri, “İşte bu yüzden kaygan, tombikten damlayan yağlar,” dedi ve çıngırak gibi bir kahkaha attı. Diğeri ona çıkıştı, arkasına baktı ve Leyla’ya mahcup bir gülümseme yolladı.
Hayır, başaramayacaktı. Belki de insanları güldürmemeliydi? Dans etmeyi denemeliydi. O da zayıflatıyormuş. Böylece başlangıç seviyesi bir dans kursuna yazıldı.
Açlıktan gözHaftalar sonra, dans pistesinde kendine güvenen ve ışıldayan Leyla, artık sadece bedenini değil, hayatını da sevdiğini fark etti.




