**Günlük Sayfam**
“…Gel buraya…”
Elif, bedeninden nefret ediyordu. Çocukluğundan beri tombuldu ve incecik arkadaşlarını kıskanırdı. Ne kadar diyet yaparsa yapsın, bir türlü kilo veremiyordu.
“Kendine işkence etmeyi bırak. Normal ye. Seni seven, zayıf da olsan dolgun da olsan sever. Sevgi dış görünüşle değil, karakterle olur,” diye teselli ederdi babası. “Annen hiç zayıf olmadı, ama bu onu sevmeme engel olmadı. Kadın yumuşak ve sıcak olmalı.”
“Sana kolay konuşmak. Sen istediğin kadar börek ye, kilo almıyorsun. Keşke ben de sana çekseydim,” diye sızlanırdı Elif.
“Bu ne diyet merakı? Yoksa aşık mı oldun?” diye sordu bir gün annesi.
Elif gözlerini kaçırdı.
“Ben de lisede birine tutulmuştum, deli gibi ağlardım. Ama o sınıfın en güzel kızını beğeniyordu. Sonra mezun olduk, onu görmeyince unuttum. Beş altı yıl sonra sokakta karşılaştık. İnan, hiç üzülmedim ayrıldığımıza.”
“Neden?” diye sordu Elif.
“O güzel kızla evlenmişti. Ama kadın süslü giyinmek için sürekli para istiyor, o da az kazanıyordu. Sonra bir dolandırıcılığa karıştı, büyük bir miktar çaldı. Hapse girdi. Çıktığında bambaşka bir adam olmuştu. Karısı boşadı, iş vermediler, içkiye başladı. Oysa her şey ne güzel başlamıştı,” diye iç çekti annesi.
“Biz de babanla zor günler geçirdik, sen doğunca özellikle. Ama atlattık. Yani eğer biri seni seçmezse, belki de hayrınadır. Senin değilmiş demek ki.”
“Ya seni seçseydi? O zaman hırsızlık yapmaz, hapse girmezdi,” diye düşündü Elif.
“Beni seçemezdi ki. Onun gözü hep ince kızlardaydı. Seçse bile bir gün aldatırdı. Yine boşanırdık. Ama o zaman babanla tanışamazdım,” diye gülümsedi annesi. “Her şey hayırlısıymış.”
“Yine de kilo vereceğim,” diye diretti Elif.
Akşam boyunca internette diyetleri inceledi, zayıflayanların fotoğraflarına baktı. Onlar başardıysa, o da başaracaktı.
Sabah uyandığında saatine baktı. Yataktan çıkmak için daha vakti vardı. Sonra dün gece yeni bir hayata başlamaya karar verdiğini hatırladı. Pencereye yürüdü. Hava bulutlanmıştı, yağmur yağacaktı. “Belki yeni hayatı güneşli bir güne ertelemeliyim? Hayır,” dedi kendi kendine, “sonra hep ertelerim.” Spor kıyafetlerini giydi.
Sokaklar tenhaydı. İyi, kimse görmeyecekti. Yavaşça koşmaya başladı.
Kısa sürede nefesi kesildi, böğrü ağrıdı, öksürük boğazını tıkadı, ter sırtından aşağı aktı. Durup soluklandı. Ellerini çırparak geri döndü. Önemli değil, alışırdı.
Ertesi sabah her yeri ağrıyordu. Acıya rağmen koşuya çıktı. Eve salyangoz hızıyla döndü.
“Niye böyle sırılsıklamsın?” diye sordu annesi içeri girdiğinde.
“Koştum.”
“Spora mı başladın? Aferin. Benim hiç iradem olmadı. Yoruldun mu? Duş al da kahvaltı et, okula geç kalacaksın.”
“Börek yemeyeceğim, sadece kahve içeceğim,” dedi kararlılıkla.
“Sen bilirsin. Ama birden her şeyi bırakmak doğru değil. Uzun yola yavaş çıkmalı, yoksa bitiremezsin,” diye uyardı annesi.
“Aferin,” dedi babası sırtını okşayarak. “Azmini takdir ediyorum,” diyerek masaya oturdu ve kahvesinden bir yudum aldı.
“Sen de mi diyet yapacaksın? Ben kime börek yaptım öyleyse?” diye sitem etti annesi.
“Üzülme. Ben Elif’in payını da yerim,” diyerek kızına göz kırptı, tabaktan bir börek aldı, büyük bir ısırık kopartıp iştahla çiğnedi.
Elif’in ağzı sulandı. Bir böreğin zararı olmaz diye düşündü. Bir anda yemeyi kesmek sağlıksızdı. Yine de dayanamayıp kahvesini bir dikişte içti ve masadan kalktı.
“Şimdi açlıktan ölecek,” diye iç çekti annesi Elif mutfaktan çıkınca.
Babasının ne dediğini duymadı bile.
Zamanla koşuya alıştı, mesafeyi artırdı. Bir gün pantolonunun belinin gevşediğini fark etti. Hemen aynaya koştu. Ama ne yazık ki aynada hiçbir değişiklik göremedi.
Bir gün iki kBir gün sokakta koşarken, yıllar önce mezun olduğu lisenin önünden geçti ve camlarda yansıyan görüntüsüne bakarken, asıl değişimin içinde olduğunu anladı.




