Umudun Evi

**Umuda Bir Ev**

Alper her zaman ağabeyi Serhat’la gurur duyardı ve küçüklüğünden beri onu örnek alırdı. Masada sadece Serhat’ın yediği şeyleri yerdi, sevmediği halde. Ağabeyi şapkasız sokağa çıkarsa, Alper de hemen şapkasını çıkarırdı. Annesi, büyük oğluna hemen şapkasını giymesini söylerdi, yoksa Alper üşütürdü.

Aralarında altı yaş vardı, ama Alper için bu bir ömürdü. Keşke annesi onu iki üç yıl erken doğursaydı. Serhat arkadaşlarıyla gezmeye gider, küçük kardeşini asla yanına almazdı.

“Ben senin dadın değilim. Arkadaşlarım benimle dalga geçer,” derdi küçümseyerek.
Alper ağlamaya başlardı.

“Kes artık! Yoksa seninle bir daha resim yapmam.”

Alper anında susardı, sanki düğmesine basılmış gibi.

Serhat çok güzel resim yapardı. Alper, abisinin hızlı çizgilerini hayranlıkla izler, kendisi de denerdi ama karalama gibi olurdu. O zaman Serhat yanına oturur, sabırla kalemi nasıl tutması gerektiğini, ne kadar bastıracağını anlatırdı. Yan yana oturdukları anlar, Alper’in hayatındaki en mutlu anlardı ve bunları çok değerli bulurdu.

Tabii ki kavga da ederlerdi, hatta yumruklaşırlardı. Alper, ağabeyinden dayak yerdi. Çaresizlikten intikam alırdı: kalemlerini saklar, defterindeki portrelere bıyık ve sakal eklerdi. Serhat onu tokatlar, “küçük köpek” diye alay ederdi ki Alper bundan nefret ederdi.

Bir gün, Serhat Alper’i mahalledeki çocuklarla buluştukları parka götürdü. Çalıların arasında sigara içiyorlardı.

“Annemlere söylersen, bacaklarını kırarım,” diye tehdit etti Serhat, dişlerinin arasından tükürerek.
Alper’in aklından bile geçmezdi söylemek. Abisinden dayak yeseydi bile şikâyet etmezdi.

Okulda herkes Alper’in Serhat’ın kardeşi olduğunu bilir, ona dokunmazdı. Serhat zorba değildi ama herkes ondan çekinirdi. Güreş yapardı, kan revan içinde kalana kadar dövüşürdü. Kimse ona denk olamazdı.

Alper, annesini ikna edip abisinin gittiği güreş kulübüne yazıldı. Ama resimde olduğu gibi, bu işte de başarılı olamadı. Dövüşmeyi sevmiyordu. Kısa süre sonra bıraktı, sonunda ağabeyine karşı yenilgiyi kabul etti. Ona benzemek için çabalamayı bıraktı ve derslerine odaklandı. İşte orada, abisini geçti.

Serhat’ın yumrukları iyiydi, ama dersleri vasattı. Liseden sonra inşaat mühendisliği okumaya başladı. Çizimlerinde sık sık aynı kadın yüzü belirmeye başladı. Alper’e göre özel bir şey yoktu.

Artık Serhat’ın bir üniversite hayatı vardı ve bunda lise öğrencisi Alper’e yer yoktu. Eve geç gelirdi, dalgın ve sessiz.

Bir gün, Alper abisinin defterinde bir şiir buldu. Kime yazdığını hemen anladı: çizimlerindeki kıza.

Konuşurlarken, “Daha güzel bir kız bulabilirdin,” diye laf attı.

“Mesela Elif Öztürk gibi biri. Sınıfın en güzel kızı o. Hatta okulun en güzel kızı. İşte çizmen, şiir yazman gereken biri.”

Sonra abisinin şiirinden bir dize okudu.

Alper ne olduğunu anlamadan yerdeydi. Yanağı yanıyordu, sanki üzerine kızgın bir demir basılmıştı.

“Ne oldu sana? Yine mi kavga ettin?” dedi annesi akşam yemeğinde, küçük oğluna dikkatle bakarak.

Serhat küçümseyerek güldü, hiçbir şey olmamış gibi makarnasını yemeye devam etti.

“Kaydım, yere düştüm, yanağım çukura çarptı,” diye mırıldandı Alper. Konuşmak acıtıyordu.

Annesi büyük oğluna sert bir bakış attı. Serhat omuz silkti. Annesi dolaptan bir parça donmuş et çıkarıp havluya sararak Alper’e uzattı.

“Yanağına koy.”

Beşinci sınıftayken Serhat, evleneceğini ve hafta sonu nişanlısını eve getireceğini açıkladı.

“Ha, evleniyormuş!” diye alay etti Alper.

“Bir itirazın mı var?” diye sordu Serhat, tehditkâr bir bakışla.
Alper, alay etmenin iyi bir fikir olmadığını anladı, yine bir yumruk yiyebilirdi. İlk yediğinden sonra uzun süre kendine gelememişti.

“Yok, sadece seviniyorum. Bizimle yaşamayacaksınız, değil mi? Demek ki oda tamamen benim olacak. Harika! Artık gece horlamalarını duymayacağım. Umarım fikrini değiştirmezsin.”

Serhat rahatladı, Alper’in omzuna vurdu.

“Değiştirmeyeceğim. Şanslısın, küçük kardeşim.”

Ayşe, tatlı ve sevimli bir kızdı. Açık kahverengi gözleri, hafifçe kalkık burnu ve dalgalı kumral saçları vardı. Sanki baharı getirmişti.

Serhat’ın elini sıkıca tutuyordu ve ebeveynlerin sorularına cesurca cevap veriyordu. Serhat’a delicesine aşık olduğu belliydi. Alper kıskanıyordu. Çünkü onun için Serhat dünyanın en iyi abisiydi. Bu Ayşe ise…

Masada Alper, kızı gizlice süzüyordu. Ve ondan hoşlanmaya başlıyordu.

“Kardeşinin nişanlısına öyle bakma,” dedi annesi, Serhat Ayşe’yi geçirmeye gittiğinde.

“Ne münasebet. Kendime daha iyisini bulurum,” dedi Alper küçümseyerek.

Düğünden sonra Serhat, Ayşe ve annesinin yanına taşındı. Eve nadiren uğruyordu. Birden olgunlaşmıştı. Üniversiteden sonra şehrin en büyük inşaat firmasında işe başladı. Bir yıl sonra bir oğulları oldu. KüçO gün, Alper’in kolunda Ayşe, bahçede kahkahalar atan çocuklarını izlerken, hayatın acılarını geride bırakıp yeni bir mutluluğa uyandıklarını hissetti.

Rate article
Lifequest
Umudun Evi