**Zor Bir Karar**
“Anneanne, lapa istemiyorum,” dedi Kerem, gözlerini Tamara’dan ayırmadan tabağı usulca iterek.
Tamara’nın kızı da böyle yapardı eskiden. Çorba ya da lapayı sevmediğinde tabağı yavaşça masanın kenarına iter, sonunda yere düşürürdü. Kerem bunu nereden biliyordu? Yetişkin Ayşe böyle şeyler yapmazdı. Yoksa genler mi konuşuyordu?
Küçük kızını azarlayan Tamara, Kerem’e kızmaya kıyamadı.
“Dur!” diye sertçe çıkardı, tabak tam kenara gelmeden. “İstemiyorsan yeme. Çayını iç.”
“Peki şeker alabilir miyim?” diye sordu Kerem.
“Şeker olmaz. Zaten kahvaltıdan önce bir tane yedin, iştahın kaçtı. Öğlen yemeğine kadar şeker yok.”
“Ama anneaaanne,” diye uzattı Kerem.
Gözleri doldu, dudakları büzüldü, ağlamak üzereydi. Küçük afacan Tamara’nın gözyaşlarına nasıl yumuşadığını iyi biliyordu ve bunu kullanmaktan çekinmiyordu.
*Tıpkı annesinin çocukken ağlayışı gibi,* diye düşündü Tamara hüzünle, tam teslim olacaktı ki kapı çaldı.
“Kurabiye al,” dedi mutfaktan çıkarken.
“Kurabiye istemiyorum!” diye arkasından bağırdı Kerem.
Tamara kapıyı açtı. Karşısında Eren vardı, damadı ve Kerem’in babası.
“Merhaba, Tamara Hanım. Her zamanki gibi çok güzelsiniz,” dedi gülümseyerek.
Tamara’nın hoşuna gitmişti ama soğuk bir sesle yanıt verdi:
“Sağ olun. Buyurun içeri.”
“Baba!” diye heyecanla koşarak gelen Kerem’i Eren kucağına aldı, sıkı sıkı sarıldı.
“Ne kadar da ağırlaşmışsın! Büyümüşsün sen!” Eren’in gözleri sevgiyle doldu.
“Bana ne getirdin?” diye sordu Kerem, babasından hafifçe ayrılarak.
“Peki uslu durdun mu? Anneanneni dinledin mi? Yaramazlık yapmadın değil mi?” Eren, Tamara’ya baktı. Kadın gözlerini kaçırdı, cevap vermedi.
“İtiraf et bakalım, ne yaptın?” diye gıdıklayarak sordu Eren.
“Lapayı bitirmedim. Anaokulunda ceza aldım, Deniz’le kavga ettim. Ben suçlu değilim, o başlattı. Beni itti, arabamı aldı. Ben de vurdum. Bana ceza verdiler, ona vermediler.”
“Haksızlık,” dedi Eren başını sallayarak.
“Kerem, odana git. Babanla konuşmam lazım.”
Eren oğlunu yere bıraktı, cebindeki minik arabayı çıkarıp ona verdi. Mutlu çocuk koşarak odasına gitti. Eren, Tamara’yla mutfağa geçti, masaya oturdu. Tamara, yarısı kalmış lapa tabağını kaldırdı, tezgâhın yanında durdu.
“O Deniz’in annesi öyle şeyler söyledi ki… Kerem’i cezalandırmamı istedi. Ama Deniz de diğer çocukları itip kakıyor, sonra onları şikâyet ediyor. Çocuklar kavga eder, bu normal. Ama yine de Kerem’e karşılık vermeyi özendirmemelisiniz,” diye serzenişte bulundu.
“Size minnettarım, Tamara Hanım. Oğlumun sorumluluğunu üstlendiğiniz için. Siz olmasanız ben başa çıkamazdım.”
“Ne yapayım? Ben onun anneannesiyim,” dedi.
Tamara aslında hafifçe naz yaptığını biliyordu. Evet, Kerem torunuydu ama dışarıdan çoğu kişi onu annesi sanıyordu.
“Tamara Hanım, belki bir bakıcı tutsak?” Eren ona her zaman saygılı bir şekilde hitap ediyordu, statüsünü vurgulayarak. Tamara buruştu.
“Ne diyorsunuz?” Hızlıca Eren’e baktı.
Adam ona bakıyordu. Bir kadın, bir erkeğin ilgili bakışlarını hemen hissederdi. Hoşuna gitmişti ama aynı zamanda mahcup olmuştu.
Lavaboya döndü, nedense musluğu açıp hemen kapattı. *Aman Tanrım, gerginim. Bunu fark etmesine izin vermemeliyim.* Tekrar ona döndü, kollarını göğsünde kavuşturdu.
“Bakıcı falan yok. Bir yabancının oğlunuza benden iyi bakacağını mı düşünüyorsunuz? Bunu tartışmayalım bile.”
“Ama çok ilgi istiyor. Siz de kendi hayatınızı kurabilirdiniz…” Eren duraksadı, öksürdü.
“Siz de kurabilirsiniz.”
Birbirlerine baktılar, sonra gözlerini kaçırdılar.
Tamara, Eren gibi bir adamın nasıl olup da kendi hafifmeşrep, asi kızına âşık olduğunu hiç anlayamamıştı. Ayşe’den on beş yaş büyüktü, yaş olarak Tamara’ya daha yakındı.
Ama Ayşe’yi seviyordu, bundan şüphesi yoktu. Hatta kızını kıskandığı bile olmuştu. Ayşe ona evlenme kararını açıkladığında, Tamara tabii ki karşı çıkmıştı.
“O senden büyük, olgun. Sen daha çocuksun. Sizin ortak noktanız ne olabilir ki?”
“Anne, birbirimizi seviyoruz. Ben çocuk değilim, yirmi yaşındayım. İzin vermezsen kaçarım. Yine de onunla evlenirim. Sen sadece kıskanıyorsun,” demişti Ayşe annesini inciterek.
“Acele etme, birbirinizi daha iyi tanıyın,” demişti Tamara, Eren’in bir süre sonra Ayşe’den soğuyacağını umarak.
“Yaşıtlarım çok sıkıcı. Söylesene, Eren seninle önce tanışsaydı, onunla evlenmez miydin?” diye kurnazca sormuştu Ayşe.
*Aslında ne kadar haklı olduğundan habersiz,* diye düşünmüştü Tamara içinden.
Eren’i de ikna etmeye çalışmıştı, kızıyla evlenmemesi için. O olgun bir adamdı, neden böyle genç bir kızla evlensin ki?
“Öğrenir. Kızınıza delicesine âşığım. Onu mutlu edeceğim, bana güvenin,” demişti Eren. Tamara da buna inanmıştı.
Ayşe ve Eren evTamara, sonunda Eren’in gözlerine baktı ve hayatının geri kalanını bu evde, onun ve Kerem’in yanında geçirmeye karar verdi.




