**Mutluluğun Bedeli**
Evin içindeki ve dışındaki sesleri dinliyordum koltuğa uzanmış, gözlerim kapalı. Çift camlardan içeri sokulan araba kornaları, polis ve ambulans sirenleri… Komşu apartmanda bir tartışma, telefon çalması, kapının çarpması…
Eskiden böyle uzanıp sesleri dinlemeyi, hangi evde televizyon izlendiğini, hangisinde kavga edildiğini tahmin etmeye çalışmayı severdim.
“Yine hayallere mi daldın? Ödevlerini yaptın mı?”
Bu ses annemin sesiydi, uzak ama gerçek. Ürperdim ve gözlerimi açtım. Oda boştu, koridorun kapısı aralıktı. Şimdi o kapıdan annem çıksa şaşırmaz, sevinirdim. Ama annem artık o kapıdan giremeyecekti. Bir hafta önce vefat etmişti. Duyduğum ses, yüreğimin acısından başka bir şey değildi.
Ayağa kalktım, halının yumuşak dokusunu hissettim ayaklarımın altında. “Böyle burada kalırsam çıldırırım. Cenazeden sonraki gün dönüş bileti almalıydım,” diye düşündüm. Dirseklerimi dizlerime dayadım, başımı ellerimin arasına aldım ve sallandım.
Aniden çalan telefonla irkildim. Dirseğim dizimden kaydı, başım öne düştü. Telefonu masadan aldım, ekrana bakmadan. Gözüm masadaki kağıda takıldı: “Oğlum, canım oğlum…”
“Emre, ben teyzen Filiz. Nasılsın? Zorlanıyor musun, orada yalnız? Belki bana gelirsin?”
“Hayır, her şey yolunda,” dedim telefonu bırakarak. Mektubu katlayıp dolaba koydum.
Artık yalnız kalamazdım. Sesler duymaya başlamıştım. Telefonu tekrar elime aldım, rehberi açıp gezdim. “Cem, eski üniversite arkadaşım. İşte bana şimdi lazım olan o!”
“Cem, selam!” dedim, arkadaşımın sesini duyunca.
“Selam! Sen misin? Tanıyamadım—”
“Eski dostunu unuttun ha? Senden bunu beklemezdim.”
“Dur bir dakika. Emre mi? Geldin mi yani?” diye bağırdı Cem, sevinçle.
“Geldim, ama anlaşılan beni beklememişsin.”
“Unuttum sanma, deli. Şaşırdım sadece. Şimdi neredesin?”
“Evdeyim,” dedim ciddileşerek.
Ses tonumdan bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı Cem.
“Annen mi?”
“Vefat etti. Bir hafta oldu. Yedinci günü geçti.”
“Başın sağ olsun. Altı ay önce görmüştüm. Çok kötü görünüyordu, zayıflamıştı. Sen daha ne kadar kalacaksın?”
“Üç gün.”
“Sana geleyim mi? Yok, daha iyisi, bize gel. Orada yalnız çıldırırsın.”
“Bize mi?” diye tekrarladım.
“Evet, evlendim ben. Ayşe’yle. Hatırladın mı? Yanımda duruyor, sana selam söylüyor. Hadi, şimdi gel. Tam yemeğe yetişirsin. Adresim değişti tabii, ev aldık krediyAyşe kapıyı açtığında, hayatımın geri kalanını değiştirecek bir karar vermek üzere olduğumu biliyordum.




