“Korkma, uzun kalmayacağım. Bir hafta kadar kalırım, bir ev bulana kadar. Umarım beni kapı dışarı etmezsin,” dedi ablası.
Gülsüm, masaya kahvaltıyı koydu ve torununu uyandırmaya gitti. On sekiz yaşındaki Aylin sabahları uyumayı çok severdi.
“Aylin, kalk. Üniversiteye geç kalacaksın.”
Aylin bir şeyler mırıldandı ve başını yorganın altına soktu.
“Yine gecenin yarısına kadar bilgisayar mı başındaydın? Erken yatsan, sabah kalkmak bu kadar zor olmazdı. Seni bırakmam, hadi kalk,” diyerek yorganı çekti Gülsüm.
“Of, anneanne…” diye söylendi Aylin ama yine de doğruldu, esnedi, kollarını yukarı kaldırıp gerindi, ince bacaklarının üzerinde sallandı.
“Çabuk ol, çay soğuyor,” diyerek acele ettirdi Gülsüm ve odadan çıktı.
“Her şeyden bıktım artık,” diye mırıldandı Aylin, peşinden sürüklenerek mutfağa giderken.
“Duyuyorum bunları! Kim bıktırdı seni? Yoksa ben mi?” Gülsüm aniden durdu, Aylin üzerine çarpacak gibi oldu. “Bir daha duyarsam gücenirim. Beğenmiyorsan, git annenin yanına.”
“Özür dilerim, anneanne.” Aylin Gülsüm’ün yanağına bir öpücük kondurup banyoya kaçtı.
“Kurnaz şey,” diye başını salladı Gülsüm. “Sıradan bir günün sıradan sabahı. İşte böyle geçip gidiyor hayat,” diye düşündü bir an. “Şimdi Aylin’i üniversiteye yollayıp işe oturacağım. İyi ki evden çalışabiliyorum. Tek başına emekli maaşıyla geçinemezdik.”
Gülsüm masaya oturdu ve tabaktan bir parça dünkü börek aldı.
“Anneanne, ben kahvaltı yapmıyorum, hele börek hiç yemiyorum,” diye arkadan Aylin’in huysuz sesi duyuldu. “Çay içerim, börek yemem.” Torun masaya oturmuş, dik dik bakıyordu Gülsüm’e.
“O zaman yanına koyayım. Bir deri bir kemik kalmışsın. Ye dedim, akşama kadar aç gezme.”
Aylin derin bir nefes çekti ve böreği sanki kara kara düşünerek ısırdı.
Her sabah aynı şey. Aylin’e fazladan bir lokma yedirmek için ya ikna etmek ya da tehdit etmek gerekiyordu. Bu zayıflama çılgınlığı da nereden çıktı?
“İşte böyle, aferin.” Gülsüm kendi fincanını ve Aylin’in yarısını bırakmaması için boş tabağını alıp lavaboya koydu.
Torunu böreği çiğneyip bitirdi, çayını bir yudumda içti ve masadan kayıp gitti.
Gülsüm bulaşıkları yıkayacaktı ki kapıda bir hışırtı duydu. Koşarak koridora çıktı.
“Biliyordum yine peşimden geleceğini. Artık takip etme, büyüdüm ben. Giyindiğime bak, normal değil mi?” Aylin montunu ilikledi, atkısını boynuna doladı. Anneannesini geçmek için hızlıca ekledi:
“Şapka takmıyorum.”
“Çok oyalanma, yoksa endişelenirim. Benim yaşımda endişelenmek sağlığa zararlı,” dedi Gülsüm, torunu kapıdan fırlarken arkasından.
İç çekerek kapıyı kilitleyip Aylin’in odasına yöneldi. Yine yatağını toplamamış. Bununla mücadele etmek, şapka takmasını sağlamak kadar imkansızdı. Taksa da kapıdan çıkar çıkmaz çıkarır, çantasına tıkıştırırdı. “Neyse, kim şımartacak onu benim gibi?” diye düşündü Gülsüm, yatağı düzeltirken.
Kendi odasına geçip bilgisayarın başına oturdu. Kapı çalındığında saate baktı – öğle vakti. Gözlüğünü çıkardı, yorgun gözlerini ovuşturdu. Zil tekrar çaldı, bu sefer daha uzun ve ısrarlı.
Kapıyı açtığında karşısında bakımlı, belirsiz yaşta, pahalı ve şık giyinmiş, kıpkırmızı rujlu bir kadın gördü. Şaşkınlıktan donakaldı. Kadın da sessizdi. Gülsüm onu tanımaktan çok tahmin etti.
“Leyla?!” diye haykırdı.
Kadın daha da geniş gülümsedi, fazla düz ve beyaz dişlerini göstererek.
“Beni tanıyıp tanımayacağını merak ettim,” dedi ablası. “İçeri girebilir miyim? Yoksa beni burada mı bekleteceksin?” Leyla bavulunu ve iri çantasını kavradı.
“Gel içeri.” Gülsüm bir adım geri çekildi, hâlâ şaşkınlığını atamamıştı. “Nereden çıktın sen?”
“İşte oradan,” dedi ablası ve bavulu içeri yuvarladı. Yanına dev çantayı koyunca, antrenin yarısı işgal olmuştu.
“Memlekete dönmeye karar verdim. Yeter artık, gurbet ellerde yaşadık. Vatan hasreti çekiyorum. Siz hâlâ aynısınız,” diyerek etrafa eleştirel bir bakış attı Leyla, yer yer soyulmuş duvar kağıtlarını, aşınmış laminatı görünce.
“Kalıcı mı geliyorsun?” diye sordu Gülsüm, yana sığındı ve kapıyı kilitledi.
“Korkma, uzun kalmayacağım. Bir hafta kadar kalırım, bir ev bulana kadar. Umarım beni kapı dışarı etmezsin,” dedi, soru bile değildi. “Yalnız mısın, evlenmedin mi?” Leyla boğuk bir kahkaha attı şakasına.
“Torunum Aylin burada kalıyor. Şu an üniversitede.”
“Vay be, büyümüş. Peki kızın nerede?”
“Kızım kocasıyla ayrı yaşıyor. Üstünü çıkar, çay koyayım. Afedersin, beklemiyordum seni, sadece dünkü börek kaldı. İster misin?” diye seslendi Gülsüm mutfaktan.
“Sorma bile,” diye güldü Leyla.
***
Çocukluklarından beri pek anlaşamazlardı, üstelik on yaş fark da işin tuzuLeyla’nın ardından derin bir sessizlik çöktü, Gülsüm ise avucundaki banka kartına bakarken yılların öfkesinin yerini yavaş yavaş hüzün aldı.




