Kendine Dikkat Et, Anne!

**Kendi Suçun, Anne**

Ayşe köfteleri tavada kızartırken kapı çaldı. Mutfaktan çıktı, açmaya gitti.

“Anne, benim için,” dedi kızı Elif, onu yarı yolda durdurarak. “Ben açarım.”

“Tamam. Bilmiyordum ki…”

“Ne diye öyle dikiliyorsun? Git köftelerini pişir,” diye tersledi Elif, kapıya dönmeden önce annesine baktı.

“Benim mi? Mahalle kasabından kıyma aldım—”

“Anne, kapa şu kapıyı artık!” diye gözlerini devirdi Elif.

“Önce söyleseydin keşke.” Ayşe mutfağa döndü, arkasından kapıyı çekti. Ocağa yaklaştı, tavanın altındaki gazı kapattı. Bir süre öylece durdu, sonra önlüğünü çıkarıp mutfaktan ayrıldı.

Koridoda Elif montunu giyiyordu. Yanında duran Murat, Elif’in arkadaşı, ona âşık gözlerle bakıyordu.

“Merhaba, Murat. Nereye gidiyorsunuz? Akşam yemeğini bizde yesenize.”

“Merhaba,” diye gülümsedi Murat ve Elif’e sorarcasına baktı.

“Acele ediyoruz,” diye cevapladı Elif, annesine bakmadan.

“Yine de kalsanız? Her şey hazır,” diye ısrar etti Ayşe. Murat tereddüt etti.

“Hayır!” dedi Elif keskin bir tonla. “Gidiyoruz.” Murat’ın koluna girdi, kapıyı açtı. “Anne, kapatır mısın?”

Ayşe kapıya yürüdü ama tam kapatmadı, aralık bıraktı. Merdivendeki konuşmaları duyuyordu.

“Niye öyle sert konuştun annenle? Köftelerin kokusu harika, ben razıydım aslında.”

“Gel hadi. Kafede bir şeyler atıştırırız. Onun köftelerinden sıkıldım artık.”

“Nasıl sıkılırsın ki? Senin annenin köftelerine bayılıyorum, her gün yerim,” dedi Murat.

Elif’in ne dediğini Ayşe duyamadı. Sesler uzaklaştı, kayboldu. Kapıyı kapattı, oturma odasına geçti. Kocası Mehmet televizyonun karşısındaydı.

“Mehmet, akşam yemeği hazır, sıcacık.”

“Ha? Geliyorum.” Mehmet koltuktan kalktı, Ayşe’nin yanından geçerek mutfağa gitti, masaya oturdu.

“Bugün ne var?” diye sertçe sordu.

“Pilav, köfte, salata,” dedi Ayşe, tavanın kapağını açarken.

“Kaç kere söyledim, kızarmış köfte yemem ben.”

“Tavaya su ekledim, neredeyse buğulama gibi oldu,” dedi Ayşe elindeki kapakla öylece durarak.

“Tamam, versene. Ama son kez.”

“Bu yaşta zayıflamak da neymiş?” diye mırıldandı Ayşe, Mehmet’in önüne pilav ve köfteleri koyarken.

“Hangi yaş? Daha elli yediyim. Erkek için bilgelik çağı bu.” Mehmet çatalını köfteye sapladı, yarısını bir lokmada yuttu.

“Siz bugün anlaştınız mı ne? Elif kaçtı, yemek yemedi, sen de naz yapıyorsun. Bir de ben hiç yemek yapmasam, bakalım nasıl şarkı söylersiniz. Kafedeki yemekler daha mı lezzetli sanıyorsunuz?”

“Yapma o zaman. Sana da zayıflamak iyi gelir. Yakında kapıdan sığamayacaksın.”

“Öyle mi? Ben şişman mıyım yani? Kafamı kırdım, acaba niye böyle kendine dikkat ediyor diye. Kot pantolon aldın, deri ceket, şapka. Kelini saklamak için kazıttın. Kimin için bu çaba? Benim için değil herhalde. Şişmanım ha! Karşılaştırıyorsun demek!”

“Bırak da yemeğimi yiyeyim.” Mehmet çatalını pilava daldırdı ama ağzına götürmedi, tabağa geri bıraktı. “Ketçap getir.”

Ayşe dolaptan ketçabı aldı, hızlıca masaya koydu ve mutfaktan çıktı. Kendi tabağındaki yemek dokunulmamıştı.

Kızının odasına kapandı, yatağa oturdu. Gözlerinden yaşlar süzüldü.

*Pişiriyorsun, uğraşıyorsun, ama onlar… Her şeyi onlar için yapıyorum, karşılığında bir teşekkür bile yok. Kocam gençleşme telaşında, başkasına bakıyor. Ben ona şişman görünüyorum. Kızım bana hizmetçi gözüyle bakıyor.*

*Emekliyim diye beni böyle mi harcayacaklar? İşten çıkarılmasaydım çalışırdım. Tecrübeli çalışan istemiyorlar, gençleri tercih ediyorlar. Gençler ne anlar ki?..*

*Herkesten erken kalkıyorum, işe gitmiyorum ama kahvaltı hazırlıyorum. Bütün gün didiniyorum, şekerleme yapacak vakit bile yok. Kendim suçluyum, şımarttım onları. Şimdi boynuma çökmüşler, keyif sürüyorlar.*

Gözyaşları kirpiklerinden süzülüp yanaklarında ıslak izler bıraktı. Ayşe hıçkırığını bastırdı, ellerini gözlerine ve yüzüne hızla sürdü.

Hep iyi bir aileleri olduğunu düşünmüştü. Mükemmel değil belki, ama başkalarından kötü değildi. Kızı üniversiteyi kazanmış, dersleri iyiydi. Kocası içmiyor, sigara da kullanmıyor, eve ekmek getiriyordu. Evde huzur vardı, temizlik, lezzetli yemekler. Daha ne istiyordu ki?

Dolabın üzerindeki aynaya yaklaştı, dikkatle kendini inceledi. *Evet, biraz kilo aldım ama şişman sayılmam. Ama yuvarlak yanaklar sayesinde kırışıklıklar pek belli olmuyor. Yemeği hep sevmişimdir, iyi de pişiririm. Onlarsa bunu istemiyorlarmış meğer. Çalışırken saçlarımı yapardım, fön çektirirdim. Şimdi topuz yapıyorum, rahat oluyor. Ne yapayım, topuklu ayakkabıyla mı süpürge süreyim? Yine de birkaç kilo vermem lazım. Saçlarımı da boyatmalıyım.*

Yatağa oturdu, düşüncelere daldı.

Sabah her zamanki gibi erkendenAkşam yemeğinde hep birlikte sofraya oturdular, köftelerin tadını çıkardılar ve Ayşe o an anladı ki, bazen küçük bir isyan bile sevdiklerinize değer verdiğinizi hatırlatmaya yetiyordu.

Rate article
Lifequest
Kendine Dikkat Et, Anne!