Aydınlanma

“Uyanış”

— Leş… — Elif odaya girdi, ellerini arkasında tutuyordu. Gizemli bir gülümseme yayılmıştı yüzüne, gözleri mutlulukla parlıyordu.

Levent de gülümsedi, güzel bir haber duymayı ya da küçük bir sürprizle karşılaşmayı umarak.

— Neyin var senin? — Hatta oturdu, kanepeden ona doğru eğildi. — Bekletme beni, göster artık.

— Al. — Elif avcunu açtı, içinde küçük bir şey duruyordu. Levent henüz ne olduğunu anlamamıştı, gülümsemesi hâlâ dudağındaydı ama artık o neşeli parıltı kaybolmuştu.

— Bu nedir? — diye sordu ve yaslandı geriye, sanki bu beklenmedik “sürprizden” kaçıyormuşçasına.

— Bak! — Elif ona doğru bir adım attı, avucundaki küçük nesneyi hâlâ gösteriyordu. — Hamileyim! — dayanamayıp itiraf etti. Sesi, zor tutulan bir sevinçle titriyordu.

“Hamile.” Levent içinden tekrarladı. Gülümsemesi yok oldu. Elif’e korkuyla baktı, sanki artık o değil de yabancı biriydi karşısındaki.

Elif’in gülümsemesi de yavaş yavaş söndü, tıpkı bir tiyatro salonundaki avizenin perde açılmadan önce kararması gibi. Gebelik testini avucunda sıktı ve yavaşça elini indirdi.

— Sevmedin mi? — Bu kez sesi, zor tutulan gözyaşlarıyla titriyordu.

— Elif, çocuk için bekleyeceğimizi konuşmuştuk, — kendine gelerek sertçe söyledi Levent. — Haplarını almayı bıraktın mı? — Şimdi sesi güçlenmiş, odanın sessizliğinde öfkeyle çınlıyordu.

— Bir kez unuttum, sonra… — Elif, Levent’in yanına kanepeye oturdu. O ise hemen kenara kaydı, sanki bulaşıcı bir hastalıkmış gibi uzaklaştı ondan.

— Ne düşünüyordun? Neden söylemedin bana? Gerçekten geceleri uykusuz kalıp bezlerle uğraşmak mı istiyorsun? Sen daha çocuksun. — Levent ayağa fırladı, sinirli adımlarla odada dolandı.

— Elif, hadi konuşalım, acele etmeyelim…

— Kürtaj yaptırmayacağım. O artık var. Hissediyorum, bir erkek olacak. Sana benzeyecek, — dedi Elif. Gözlerinde yaşlar parlıyordu.

Onun sözleri Levent’i olduğu yere çivilemişti. Elif ona umutsuz bir kararlılıkla bakıyordu. İki damla yaş yanağından süzüldü. Hıçkırdı.

— Elif, dinle. Levent yanına oturdu, omzundan sarıldı, kendine çekti.

“Bağırmakla olmaz. Yumuşak davranmalı, onu ikna etmeliyim…”

Elif onun kolunu itti ve birden ayağa fırladı, sanki düşüncelerini duymuştu.

— Kürtaj. Yaptırmayacağım, — her kelimeyi vurgulayarak net bir şekilde söyledi.

— Elif, öyle bir şey demedim. Şaşırdım sadece. Beklemiyordum. Öyle tepki verdiğim için özür dilerim. Gel buraya. — Elini yakaladı, kendine çekti, dizlerine oturttu.

— Benim aptalım. Seni ne kadar seviyorum biliyor musun? — diye mırıldandı, onu sakinleştirmeye çalışarak sırtını okşuyordu. — Ağlama lütfen. Çocuğa zararı var.

— Cidden sevindin mi? — diye sordu Elif, gözyaşlarını silerek.

— Tabii ki, — diye cevapladı Levent hafifçe, ama aklından geçen şuydu: dokuz ay daha var, neredeyse bir yıl… her şey olabilir.

Zaman geçti, her şey eski haline dönmüştü. Levent, Elif’te bir değişiklik fark etmiyordu. Belki de test yanılmıştı diye düşünmeye başlamıştı. Sonuçta hatalı çıkabiliyorlardı, öyle bir şey duymuştu. Ama bir ay sonra Elif’in bulantıları başladı. Solgunlaşmış, bitkin düşmüştü, neredeyse hiçbir şey yemiyordu.

Eskiden neredeyse her akşam dışarı çıkarlardı: sinemaya, arkadaşlarla buluşmaya, kafede yemeğe… Şimdiyse Elif’i evden çıkarmak imkânsızdı. Sürekli uzanıyor, kendini iyi hissetmediğini söylüyordu. Et kokusuna bile tahammül edemiyor, midesi bulanıyordu. Levent sıkılıyordu. Bütün vaktini evde geçirmeye alışık değildi.

— Elif, Barış’ın cumartesi doğum günü, — suçlu suçlu söyledi Levent.

— Sen git tek başına. Zaten beş dakika bile oturamam masada, — diye homurdandı, duvara dönük yatarken.

Levent sevindi. Elif’in reddedeceğini umuyordu ama bu kadar kolay olacağını düşünmemişti.

Doğum gününde özgürlüğün tadını çıkardı, şakalar yaptı, çok içti. Eve geç saatte döndü. Elif hâlâ aynı pozisyondaydı, duvara dönük uzanmıştı.

Sonra karnı büyümeye başladı. Bir türlü rahat edemiyor, dönüp duruyor, iç çekiyor, uyku pozisyonu bulmak için uzun süre uğraşıyor, onun uykusunu bölüyordu. Ağlamaklı ve huysuzdu, Levent’i reddediyordu. O da öfkeleniyor, hoşnutsuzluğu Elif’in karnıyla birlikte büyüyordu.

— Ne zaman evleneceksiniz nihayet? — diye sordu bir gün annesi, Levent onu ziyarete gittiğinde. — Artık zamanı geldi. Daha ne bekliyorsun? Kızı pek sevmesem de neyse… Çocuğa isim buldunuz mu?

— Efe. Elif’in babasının adı. Anne, kocaman karınla düğün mü yapacağız?

— Sadece imza atarsınız. Ben seni uyarmıştım…

— Aman, yeter artık! Hiçbir yerde rahat yok!

Eve dönerken bir bara uğradı, içki içti. Daha yeni uykuya dalmıştı ki Elif onu dürterek uyandırdı.

— Leş… Levent!O gece, küçük Efe’nin mışıl mışıl uyuduğunu izlerken, Levent Elif’in elini tuttu ve “Artık hep birlikteyiz,” diye fısıldadı, içindeki boşluğun sonunda dolduğunu hissetti.

Rate article
Lifequest
Aydınlanma